DİYARBAKIR-Türkiye'yi özellikle Güneydoğu Bölgesini kasıp-kavuran ve JİTEM yapılanmasıyla, Diyarbakır'da binlerce yargısız ve faili meçhul cinayetleri yaşatan, 28 Şubat Sürecinin Diyarbakır'daki "karanlık yüzü" aydınlanmayı bekliyor. Sürecin en kanlı "Yargısız infazlarına" maruz kalan Altındağ Ailesi ve Söz Yayın Grubuna yönelik, dönemin 7. Kolordu Komutanları, DGM Başsavcıları Nihat Çakar başta olmak üzere, İl Jandarma Alay Komutanı, MİT Bölge Başkanı ile diğer bir çok çetevari faaliyet içerisinde olan derin oluşumların karanlık senaryoları, 2'si Altındağ ailesinin ferdi 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar, gözaltı ve fişlemelerin "sis perdesi" yıllar geçmesine rağmen aralanmadı. Ailenin velihatı Mehmet Akif Altındağ ve Başmühendisi Necat Barut'un, Bolu otobanında, kaza süsü verilerek infaz edilmelerine ilişkin suikastın dün 9'üncü yıl dönümüydü. Altındağ ailesi, iki gencinin ölümünü, verdikleri yemekli mevlitle anarken, faillerinin ve ardındaki derin yapının gün yüzüne çıkmasını istedi.
ALTINDAĞ VE SÖZ AİLESİ
28 Şubat sürecinin en kanlı "yargısız infazlarına" maruz kalan Altındağ ailesi ve Söz Yayın grubuna yönelik karanlık senaryolar, 1991'de Diyarbakır Söz Gazetesi'nin yayın hayıtına girmesiyle başladı. Yayınlarıyla, birçok kişi ve kurumun maskesini düşüren, Yüksekova Çetesi başta olmak üzere, JİTEM ve Yargı'daki kirli faaliyet, bazı çıkarcı iş çevreleriyle olan bağlantıların, ortaya çıkarılmasıyla, kısa sürede Diyarbakır'ın sesi olan, Söz Gazetesi'ne yönelik saldırılar başladı.
SALDIRILAR PEŞ PEŞE GELDİ
Gazete ve finansmanı Altındağ ile İNTİM İnşaata yönelik saldırılar Yargı ve JİTEM'in yansıra, bölgedeki feodaliteye, kirli iş çevrelerine taşeronluk yapan sözde PKK'nın Dicle kırsalındaki Örgüt üyeleri tarafından, yoğunlaştırıldı. Diyarbakır’ın Dicle Nehri kıyısındaki şantiye'deki iş makineleri ve Siirt'teki şantiyeye ait kamyonlar ateşe verildi.
ALTINDAĞ KATLİAMI YAŞANDI
Gazetenin merkez bürosu, 1993'te bombalı ve silahlı saldırıya uğrarken, en kanlı baskın olayı 1996 yılında, halka açık Söz Gazete ve TV’nin bulunduğu Altındağ Dinlenme Tesislerine yönelik gerçekleştirildi. Bazı iş çevrelerince finanse edilen Dicle kırsalındaki taşeron PKK'lılar, dönemin Büyükşehir Belediyesinde çalışan bazı üst düzey bürokratların da aktif rol olmasıyla düzenlenen saldırıda, aralarında kadın, çocuk 9 kişi katledildi, çok sayıda kişi de yaralandı.
SÖZ MASKELERİ DÜŞÜRDÜ
Bu katliamın yaşandığı dönemde, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican'dı. Diyarbakır Söz Gazetesi, yaşanan katliama ilişkin yaptığı araştırma gazeteciliğiyle, olayın sır perdesini araladı. Dönemin İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma komutanlığının, soruşturma konusunda ihtilafa düştüğü ve polisin devre dışı bırakılmaya çalışıldığı Altındağ Dinlenme Tesisleri Katliamı'na ilişkin, İş adamı, Bürokrat, JİTEM elemanı, itirafçılar sanık olarak yargılandı.
PKK'LILAR BİRBİR İNFAZ EDİLDİ
Katliamı gerçekleştirdikleri tespit edilen üç PKK'lı da, biri Bağlar ilçesinde, diğeri Dicle'de köy evinde, geriye kalan üçüncü PKK'lı militan da, kırsalda kısa süreli, çatışma ve baskınlarla öldürüldü. Ölümleri "susturulmalarına" yönelik infaz olarak görülen Üç PKK'lı ve davada yargılanan, itirafçıların Diyarbakır'da tanınan bir işadamıyla, diyalog içerisinde oldukları tespit edildi.
İşadamı A.K başta olmak üzere, Altındağ katliamı davasında yargılanan itirafçı ve PKK sempatizanları, ceza aldı. İşadamı A.K, kamuoyunda Rahşan Ecevit Affı olarak bilinen, yasadan faydalanarak, cezası ertelendi.
DİCLE'LİLERİN GECESİNDE
Altındağ katliamıyla ilgili en dikkat çekici olan, saldırının gerçekleştirildiği gece, Diyarbakır'da "Dicleliler gecesinin" organize edilmiş olması. Altındağ Ailesi'nin Dicleli olması, baba Mehmet Ali Altındağ'ın tesiste muttad oturduğu masadan aile fertleriyle bir kaç dakika önce, ayrılıp Petrol İstasyonu bölgesine geçmesi, saldırının tamamen Altındağ ailesinin katledilmesine yönelik olduğu belirlendi.
YARGI VE JİTEM SALDIRILARI
1998'dan sonra Altındağ Ailesine, İşadamı Mehmet Ali Altındağ'a ve Diyarbakır Söz'e yönelik, dönemin 7. Kolordu Komutanları ve Kurmay Başkanları, DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nihat Çakar, İl Jandarma Alay Komutanları, eski emekli İl Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu, dönemin MİT Bölge Başkanı Cemal Uzgören, kolektif bir organizasyonla "hayali suç isnadı, fişlemelere" başladı. Kuzey Irak'ta yakalanan, Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık'ın sonradan Sakık'ın "inkâr ettiği, imzasının taklit edildiği" ve kamuoyuna 70'inci sayfa olarak yansıyan ifadesi gerekçe gösterilerek, Altındağ Ailesinin tüm fertleri, Söz Gazetesinin Yönetimi ile İNTİM'in üst düzey çalışanları, peş peşe gözaltına alınıp, sorgulanmaya başlandı.
20 GÜNDE İKİ FARKLI GÖRÜŞ
7. Kolordu Komutanlığı ve DGM'nin kendi aralarındaki organizasyonla, Altındağ ailesi ve Söz Gazetesi, 20 gün içerisinde iki farklı görüşün temsilcisi, yardım ve yatakçısı iddiasıyla, işlem yaptı. Mehmet Ali Altındağ, Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ömer Büyüktimur ve Şirket Yönetici İsmail Yazgan, Hizbullah üyeliği, Atatürk'e hakaret suçlamasıyla, İl Emniyet Müdürlüğü'nün sorumluluk alanı içerisinde olunmasına rağmen, JİTEM tarafından gözaltına alındı. Yargısız infazlarına gerekçe bulabilmek için, Sakık'ın ifadelerini kullanırken, Büyüktimur'un ise "çalışma çekmesine, kendilerince konulan silahla" suçlanarak, günlerce sorgulandı.
BU KEZ ALTINDAĞ KARDEŞLER
Dönemin bazı savcı ve hâkimlerinin, Altındağ ailesine yönelik hayata geçirilen komplo senaryosunu gördükleri ve mahkemelere sundukları belgelerin gerçeği yansıtmadığını bildikleri için, gözaltılar tahliyelerle sonuçlanırken, 20 gün sonra bu kez, Altındağ kardeşler Mehmet Emin Altındağ ve Selahattin Altındağ, PKK'ya "finansman" sağladıkları iddiasıyla, JİTEM tarafından gözaltına alınarak sorgulandı.
Tutuklunun ve bir hafta cezaevinde kaldıktan sonra tahliyeleri ve bilahare haklarında beraat kararı verilen Altındağ kardeşlere yönelik, suçlamanın hayali olduğu, Lice ve Kulp Jandarma Karakollarına mahkemece yapılan resmi yazışmalarda ortaya çıktı. Suçlama iddiasında, Koçerin adlı bir örgüt üyesinin çatışmada ölü ele geçirildiği, üzerindeki dokümanda Altındağ kardeşlerin örgüte parasal yardımda bulunduğu öne sürülüyor.
MUTKİLİ ALİ VE TEMİZÖZ
ERNK mührünün yer aldığı sözde örgüt dokümanın polisteki kriminal incelemesi, Kulp ve Lice Jandarma Komutanlıklarının yazısıyla, sahte olduğu ortaya çıkarken, belgenin kimler tarafından hazırlandığı da, yapılan araştırmalar sonucunda netleşti. O tarihte, Diyarbakır'da görev yapan ve Şemdinli'deki "Umut Kitapevine" yönelik bombalı saldırıyla derin devletin suçüstü olduğu olayın faili "Mutkili ali" lakaplı Ali Kaya, Faili meçhul cinayetler davasında tutuklu olarak bugün yargılanan Emekli Albay Cemal Temizöz ve itirafçıların, sözde ERNK mühürünü taşıyan dokümanı kendi el yazılarıyla kaleme aldıklarını, ve ERNK mühürünü de, patatesle mühürledikleri belirlendi. Bu yöndeki dava dosyaları yıllarca Diyarbakır adliyesinde tutuldu. Savcılar görevsizlik, mahkemeler de takipsizlik kararıyla, dosyayı gözardı etti.
ALTINDAĞ'A GÖZALTI OĞLUNA SUİKAST
28 Şubat sürecinin en kanlı "yargısız infazlarına" maruz kalan Altındağ ailesi ve Söz Yayın grubuna yönelik karanlık senaryoların, ölümlerle sonuçlanan ilk suikastı, 24 Nisan 2000'de yapıldı. Bu tarihten kısa bir süre önce, Mehmet Emin Altındağ Altındağ ailesine hasımane tutumuyla iğrençlikler yapan DGM Başsavcısı Nihat Çakar'la, uzlaşıya gitmeye çalışır. Çakar'ın avukatı olan Diyarbakır Borusu avukatlarından İhsan Biçici ve Altındağ ailesi hakkında akla hayale gelmeyen suçlamalarla mektuplar yazan 1990 ila 1993'lü yıllarda Diyarbakır'da İl Jandarma Alay Komutanlığı görevinde bulunan Eşref Hatipoğlu'yla bir araya gelen Mehmet Emin Altındağ anlaşmaya varır.
ALTINDAĞ RÜŞVETE KARŞI ÇIKINCA
Oğlu Altındağ'dan Çakar'ın avukatı Biçici'nin "rüşvet" aldığını öğrenen Aile Büyüğü Mehmet Ali Altındağ karşı çıkarak, avukatlarını da azıl eder. DGM Başsavcısı Nihat Çakar, JİTEM'in de işbirliğiyle, "infaz" operasyonu için, bir kez daha düğmeye basar. 23 Nisan 2000'de, M. Ali Altındağ bir çalışanıyla gözaltına alınır.
ABBALI KARAKOLU MEVKİİNDE
Olayı Erzurum'daki İnşaat Şantiyesinde öğrenen İNTİM ve Altındağ Şirketlerin Yönetim Kurulu Başkanı M. Emin Altındağ, yanında mühendis arkadaşı Munnir Menan'la, Diyarbakır'a gelmek üzere yola çıkar. Bingöl'de, araç değişikliği yaparak babasına ait zırhlı "Land Rover marka ciple Diyarbakır'a gelirken, TERMAL kameralarının kontrol ettiği, geçiş kayıtlarının yapıldığı Abbalı karakoluna yakın mesafede, kaza süsü verilerek araçları uçuruma yuvarlanır.
12 SAAT SONRA OLAY YERİ
Saat 16.00 sularında meydana gelen kaza bir gün sonra, sabah saat 06.00 sularında PTT'nin yol kenarında çalışan işçileri tarafından fark edildi. Sadece boyunlarında kırıklar olduğu tespit edilen ve olay yerinde vefat eden Altındağ ve Menan 12 saat sonra fark edildi.
Kazanın yaşandığı gece, Abbalı karakolu başta olmak üzere, Genç ve Lice Karakol komutanlığıyla, Altındağ ailesinin fertleri birçok kez telefonla görüşerek, akıbetlerini sordukları halde, hiç bir yetkili cevap vermedi.
SÖZ HABER GÖRÜNTÜLERİ ALINDI
Kamuoyunun Ağabey olarak gördüğü Mehmet Emin Altındağ ve arkadaşı Münnir Mennan'ın cenazesi, Diyarbakır'a getirilirken, gözaltında tutulan Mehmet Ali Altındağ ise, savcılığa sevk edilmeden, poliste serbest bırakıldı. Cenazeler onbinlerce kişinin katıldığı bir izdihamla, toprağa verilirken, Olay yerinde görüntü çeken Söz Haber ekibi Diyarbakır'a dönerken, yolu plakasız beyaz bir minibüs tarafından kesildi. Sivil giyimli kişiler, görüntülere ve resimlere el koyarak, imha etti.
ALTINDAĞ AİLESİNİN VELİHATI
4 yıl sonra bu kez Altındağ ailesinin velihatı ve Söz Yayın Gurubu Başkanı Mehmet Akif Altındağ'a yönelik "suikast" düzenlendi.
5 Aralık 2004 tarihinde, Abant'tan Sakarya'daki inşaata gitmek üzere yola çıkan ve bolu otoyolunda sözde yaşanan zincirleme trafik kazası nedeniyle, araçların oluşturduğu kuyruğa en soran 06 MAA 39 plakalı Mercedes marka otomobiliyle giren Mehmet Akif Altındağ, park halinde iken Rıfat Özcan'ın kullandığı 34 F 2834 plakalı kamyon büyük bir hızla arkadan çarptı. Otomobili otoyoldaki beton yığınları arasına sıkıştırdı. Dehşet verici olayda Altındağ ve başmühendisi Necat Barut otomobilin içerisinde sıkışarak hayatını kaybetti.
28 ŞUBATIN YARGISIZ İNFAZLARI
Ağabeyi Mehmet Emin Altındağ ve Münnir Mennan’da olduğu gibi Mehmet Akif Altındağ ve arkadaşı Necat Barut’un ölümlerinde de derin yapıların maskesi olduğu, kazanın oluş şekli, kamyon sürücüsü ve otoyolda zincirleme kazası olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtması, gün yüzüne çıkardı. 28 Şubat'ın yargısız infazlarının serisi olarak tarih sayfasına geçen Altındağ ailesine yönelik suikastların üzerinde yıllar geçti.
Altındağ ailesini acıya boğan ve ardlarında onlarca cevap bekleyen soru bırakan Altındağ kardeşlerin suikastıyla ilgili hala sis perdesi aralanmış değil. Şikâyet ve yargıya yapılan başvurulara rağmen, herhangi bir sonuç alınmazken, Mehmet Akif Altındağ'ın ölümünün 9. yıl dönümüydü.
MEVLİTLE ANILDILAR
Devlet organlarının yaşanan iki olayı da aydınlatmaması nedeniyle kırgın olan Altındağ ailesi, hayatının baharında katledilen Mehmet Akif Altındağ ve arkadaşı Necat Barut’u ölümlerinin 9.yılında mevlidi şerifle andı. Altındağ tesislerindeki camide verilen mevlide Altındağ kardeşlerin babası iş adamı ve araştırmacı-yazar Mehmet Ali Altındağ, ailesi, sevenleri ve çok sayıda davetli katıldı. Kur’anı Kerim tilavetiyle başlayan Ulu Cami imam hatiplerinin okuduğu mevlidi şerifle devam etti. Mevlidin sonunda Altındağ kardeşler ile Mennan ve Barut için dualar edildi. Yemekli mevlitte misafirlere çeşitli ikramlar da bulunuldu.
Kaynak: Diyarbakır Söz