Yengelerin korkulu rüyası Kıvanç Tatlıtuğ ile güzel manitası Başak Dizer sonunda evleniyorlar, düğün ne zaman, nerede?

Aşk-ı Memnu dizisi ile gönüllerden taht kuran Kıvanç Tatlıtuğ ile güzel sevgilisi Başak Dizer çiftinin evlilik tarihleri belli oldu. Kıvanç Tatlıtuğ ile Başak Dizer çifti aldıkları evlilik kararı ile gündeme bomba gibi düştü.

Yengelerin korkulu rüyası Kıvanç Tatlıtuğ ile güzel manitası Başak Dizer sonunda evleniyorlar, düğün ne zaman, nerede?

Aşk-ı Memnu dizisi ile gönüllerden taht kuran Kıvanç Tatlıtuğ ile güzel sevgilisi Başak Dizer çiftinin evlilik tarihleri belli oldu. Kıvanç Tatlıtuğ ile Başak Dizer çifti aldıkları evlilik kararı ile gündeme bomba gibi düştü.

İki yıldır mutlu bir beraberlik sürdüren Kıvanç Tatlıtuğ ile Başak Dizer çifti  14 Şubat Sevgililer Günü'nde Paris'te nikah masasına oturacağı iddia edilmesi gündemde adeta olay yarattı.

Mavi gözleri ile genç kızları kendine hayran bırakan Kıvanç Tatlıtuğ, toplam 50 davetlinin uçak biletlerini ve konaklama ücretlerini şimdiden ödedi. Çift, evlendikten sonra Bebek'te Ayşe Sultan Korusu'nda Tatlıtuğ'un yeni aldığı evde oturacak.

Kıvanç Tatlıtuğ Kimdir?

Gümüş ve Aşk-ı Memnu dizileri ile yıldızı parlayan dizi ve sinema oyuncusu. Profesyonel basketbol oyunculuğu ve mankenlik de yapmıştır.

Kıvanç Tatlıtuğ 27 Ekim 1983 tarihinde, beş çocuklu ailenin bir ferdi olarak Adana'da doğdu. Ortaöğrenimini Yenice Özel Çağ Lisesi'nde tamamladıktan sonra Pastane işleten babası Erdem Tatlıtuğ’un geçirdiği ciddi bir kalp ameliyatından sonra ailesi ile birlikte 1997 yılında İstanbul'a yerleşti. İstanbul Kalamış Lisesi'nden mezun oldu. Annesinin adı Nurten’dir.

Aktörlük ve mankenlik yapmadan önce uzun süre basketbol ile uğraştı. Adana'da Fiskobirlik, Çukurova ve Tarsus Amerikan klüplerinde başladığı amatör basketbol kariyerini İstanbul'a yerleştikten sonra profesyonel seviyeye taşıdı. Ülkerspor ile (2 yıl) başlayan birinci lig macerası, Beşiktaş (1 yıl) ve Fenerbahçe (1yıl) basketbol klüplerinde devam etti; fakat tekrar geri döndüğü Beşiktaş ile beraber antreman çalışmaları yaptığı sırada sakatlanarak basketbol hayatını noktalamak zorunda kaldı.

Annesinin teşvikleriyle başladığı mankenlik kariyeri, iki yıl kadar sürdü. Mankenlik ajanslarıyla çalışan profesyonel bir manken olan Tatlıtuğ, 2002 yılında düzenlenen Best Model yarışmasını kazanarak Türkiye birincisi oldu ve Best Model of the World'e katılmaya hak kazandı.

2002 yılında katıldığı Best Model of the World yarışmasını kazanmasıyla beraber uluslararası arenada kendini gösterme fırsatı yakalayan Tatlıtuğ, Success Ajans'ın teklifini kabul ederek modellik yapmak üzere Paris'e yerleşti ve orada 1.5 yıl yaşadı. 2002 yılında, Kainat Güzeli Azra Akın ile tanıştı ve çiftin ilişkisi 2008 yılına kadar devam etti. 2011 yılında barışan çift 2013 şubatında yine ayrıldıktan sonra tekrar 2013 martında barıştılar ama bu sefer evlilik kararı aldıklarını duyurdular.

2005 yılında, Gümüş adlı dizide Songül Öden ile beraber başrolleri paylaştı. Gümüş, Türkiye ve Arap ülkelerinde çok popüler hale gelince bazı ülkelerde "genel ahlaka aykırı" olduğu gerekçesiyle yayınının durdurulması gündeme geldi fakat bu durum hiç gerçekleşmedi.

2007 yılında Gümüş'ün bitmesinin ardında Menekşe ile Halil dizisinde ve Amerikalılar Karadenizde 2 adlı filmde rol aldı. 2008 yılında, başrollerini Beren Saat ile beraber paylaştığı ve Halit Ziya Uşaklıgil'in aynı adlı eserinden uyarlanan Aşk-ı Memnu dizisine başladı. Bu dizide canlandırdığı Behlül Haznedar karakteri, Tatlıtuğ'a Altın Kelebek Ödülleri'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülünü kazandırdı.

Kıvanç Tatlıtuğ, Devlet Tiyatrosu oyuncusu Laçin Ceylan'dan bir süre oyunculuk dersleri almıştır.

2009 yılında, kendisinden 13 yaş büyük olan Meltem Cumbul ile bir ilişki yaşayan Kıvanç Tatlıtuğ, bu ilişkiyi ağustos ayında noktaladı.

2010 yılında “Ezel” dizisinde, dizinin bitmesine doğru kadroya katıldı ve “Sekiz” adlı yan karakteri canlandırdı. Bunun dışında birkaç reklam filminde de yer aldı.

2013 yılında yayına giren Yılmaz Erdoğan'ın çektiği “Kelebeğin Rüyası” adlı filmde yer almıştır. Kıvanç Tatlıtuğ, veremli bir genci canlandırmak için 20 kilo verdiği filmde Yılmaz Erdoğan da o dönem iki şairin hocalığını yapan ünlü şair Behçet Necatigil'i canlandırdı.

2013 yılının mart ayında Kıvanç Tatlıtuğ ve İlker Ayrık Akbank reklam filminde rol aldılar.

Ailesine çok düşkün olan Kıvanç Tatlıtuğ, iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Kıvanç Tatlıtuğ ve Farah Zeynep Abdullah'ın başrolünde 2014'ün Şubat ayında Star Tv'de oynamaya başlayan, Nermin Bezmen’in romanından uyarlanan Kurt Seyit ve Şura adlı dizi film Hilal Saral yönetmenliğinde çekimlerine Kocaeli-Kartepe’de 2013 aralık ayında başladı.

Ödülleri

2009 - 36.Altın Kelebek Tv Yıldızları Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu (Dram) (Aşk-ı Memnu)

2012 - 39.Altın Kelebek Tv Yıldızları Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu (Dram) (Kuzey Güney 1. Sezon)

2013 - Yılın Yıldızları, En Beğenilen Erkek Dizi Oyuncusu (Kuzey Güney)

2014 - 46. Siyad Türk Sineması Ödülleri ,En iyi erkek oyuncu (Kelebeğin Rüyası)

Film ve Diziler

2007 - Amerikalılar Karadeniz´de 2

2005 - Gümüş

2008 - 2009 - Aşk-ı Memnu (Dizi)

2008 - Menekşe ile Halil (Dizi)

2010 - Ezel

2010 - Oyuncak Hikayesi 3 (Seslendirme)

2011 - Kuzey Güney (Dizi)

2012 - Kuzey Güney Sezon 2 (Dizi)

2013 - Kelebeğin Rüyası

2014 - Kurt Seyit ve Şura (Dizi)

Meltem Cumbul Kimdir?

Sinema ve dizi oyuncusu, şarkıcı. Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu ödülü sahibi aktris, Gegen Die Wand(Duvara Karşı) ve Gönül Yarası(Lovelorn) gibi uluslararası arenada oldukça başarılı olan filmlerde rol aldı. TV kariyeri Ömer Karacan’ın teklifiyle başlayan Cumbul aynı zamanda Karacan’ın sahibi olduğu plak firması NR1’de bir single çalışması yapmıştır. Stirling/English/Manikiza bestesi "Where Are You" isimli hitin Türkçe versiyonu olan “Seninleyim”i seslendiren Cumbul, The Lost dizisinin oyuncularından Marc Senter ile evlilik hazırlığında olduğunu açıklamıştır. 17 Ekim 2007 günü Amerikalı Oyuncu Marc Senter'dan Ayrıldığını Açıkladı. Müstakbel eşini oyuncu Lindsay Lohan'a kaptıran Cumbul, bu yüzden üç yıldır yaşadığı Los Angelas'tan ayrılıp İstanbul'a döndü.

Meltem Cumbul, 5 Kasım 1969 tarihinde İzmir’de dünyaya geldi. Bankacılıktan emekli olan babası Sedat Cumbul Konya Akşehir’li, annesi İzmirlidir. 1992 yılında vefat eden bir abisi ile Funda ve Yonca adında ablaları vardır. İzmir Özel Yusuf Rıza İlkokulunu bitirdikten sonra, Meltem Cumbul 13 yaşındayken İzmir’den İstanbul’a taşınmışlar.

1987 yılında Özel Ata Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Mimar Sinan Üniversitesi’nin Tiyatro bölümüne kaydoldu. 1991 yılındaki mezuniyetinin ardından profesyonel anlamdaki ilk iş deneyimi için Londra’ya gitti. Londra'daki Şekspir Tiyatro Kumpanyası'nda tecrübe kazandı.

Ömer Karacan’ın keşfettiği Cumbul, gönlü tiyatroda olmasına rağmen Karacan’ın yapımcısı olduğu Genç Çizgi isimli programı sundu. O dönemde TRT için Radyotek isimli bir program da hazırlayan Cumbul 1993 yılında Londra’dan Türkiye’ye döndü ve Aşağı Yukarı isimli yarışmayı sunmaya başladı.

1994 yılında yine bir TV projesi olan “Nerden Başlasak Nasıl Anlatsak?” isimli talkshow’u sunan Cumbul, programda ünlü isimlerle sohbet ediyor ve starların taklitlerini yapıyordu. TV izleyicisi tarafından büyük ilgiyle karşılanan programdan sonra Marguerite Duras’ın Ayrılık Müziği'nde başrolde oynadı. Tiyatro projelerine o dönemde ağırlık veren oyuncu aynı zamanda Arnold Wesker’in “Dört Mevsim” isimli oyununu da sahneye koydu ve yönetmenliğini yaptı.

Alp Buğdaycı’nın başrolde oynadığı “Bir Sonbahar Hikayesi” filmiyle ilk sinema tecrübesini yaşayan oyuncu daha sonra “Sahte Dünyalar” isimli TV dizisinde oynadı.

1995'te Böcek ve Bay E filmlerinde ufak rollerde göründükten sonra, yönetmenliğini Barış Pirhasan’ın yaptığı ve uluslararası isimlerden oluşan oyuncu kadrosuyla dikkat çeken ödüllü film Usta Beni Öldürsene’de performansıyla adından söz ettirdi.

1997’de TV’deki başarılı projelerine bir yenisini daha ekledi: Meltem Cumbul Show.

Karışık Pizza, Duruşma, Propaganda, Geboren in Absurdistan gibi filmlerde başrolde onayan Cumbul, 90’lı yıllar boyunca TV, sinema ve tiyatro çalışmalarıyla yükselişe geçmişti. 1999’da rating rekorları kıran ve Türk televizyon tarihinde en çok başarı kazanan dizilerden biri olan uzun soluklu TV dizisi Yılan Hikâyesi’ndeki rolüyle hafızlara kazındıktan sonra, Maruf (2001) "Biz Size Aşık Olduk" (2002) "Beşik Kertmesi" (2002), "Gurbet Kadını" (2003) gibi iddiasız yapımlarda kamera önüne geçti. Mucizeler Komedisi müzikalinde, Şener Şen'le birlikte rol aldı.

Cumbul 2000 yılında bir West End ve Broadway showu olan Smokey Joe’s Cafe müzikalinin Türkiye ayağında başroldeydi.

Meltem Cumbul ilk ödülüne Ziya Öztan’ın yönetmenliğini yaptığı Abdülhamit Düşerken filminde gösterdiği başarılı oyunculuğuyla kavuştu. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olan Cumbul, Berlin Altın Ayı ödülünü kazanan dünya sinemasının önemli filmlerinden biri olan Fatih Akın imzalı Gegen Die Wand (Duvara Karşı)’da yardımcı kadın oyuncu rolündeydi

2004'te Türkiye’de yapılan Eurovizyon Şarkı Yarışması’nın sunuculuğunu Korhan Abay ile birlikte gerçekleştirdi. Aynı yıl mimar Çağlayan Tuğal’la evlendi ancak bir yıl sonra Tuğal’dan boşandı.

2005’te usta oyuncu Şener Şen ve Timuçin Esen’le birlikte Gönül Yarası’nda başrolleri paylaşan Cumbul, filmdeki başarılı performansıyla adından uzun süre bahsettirdi. Film Amerika’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde gösterime girdi.

Cumbul 26. İstanbul Film Festivali’nin uluslar arası jürisinde Jane Champion, Jan Chapman gibi önemli isimlerle birlikte jüri üyeliği yaptı ve California’daki Palm Springs Uluslarararası Film Festivali’nin galasına davetli olarak katıldı.

2005’in sonunda oyunculuk konusunda eğitim alıp kendini geliştirmek için Los Angeles’a giden Cumbul The Lost isimli dizinin ünlü oyuncusu Marc Senter ile büyük aşk yaşamaya başladı.

Meltem Cumbul 2005 - 2007 yılları arasında Los Angeles’ta sinemayla ilgili projeler konusunda çalıştı ve nikah masasına Marc Senter ile birlikte oturma hazırlıkları yaptı.

Gökçe Albayrak Tarafından Meltem Cumbul’la Yapılan Röportaj

* Los Angeles'a iyice yerleştiniz. Orada neler yapıyorsunuz?

İki proje üzerine çalışıyorum. Birincisi; 11 Eylül'den sonra Amerika'nın Müslümanlara karşı önyargısını konu alıyor. ABD çok demoktarik bir ülke olduğu için, 'İkiz Kuleler'e yapılan saldırıdan sonra boş yere mağdur olan insanları, Amerikalılar'la birlikte anlatmak istiyorum.

* İkinci projenizin konusu ne?

Çocukluğumdan beri hem korktuğum, hem de izlemeye doyamadığım vampir hikayeleri... Ölümsüzlüğün hüznünü yaşayan vampirlerin öyküleri bana çok acıklı gelir. Bu projenin de bir yıldır üzerinde çalışıyoruz. İrlanda-Amerika ve Türkiye ortak yapımı olacak.

* Ne zaman başlayacaksınız?

Her şey iyi ve tam istediğimiz gibi olsun diye uğraşıyoruz. Sanıyorum bu yıl içinde start alacağız. Biri Amerika'da diğeri ise İrlanda'da çekilecek. Ben aynı zamanda bu iki bağımsız filmin de kreatif prodüktörü olacağım. Yani kendime proje yarattırmış oluyorum!

* Hollywood Meltem Cumbul ismini yeterince tanıdı mı?

Endüstri tarafından evet ama halk tarafından tanınmıyorum. Halkın tanıması için benim orada film yapmam lazım. Amerikalılar alt yazılı filmlerden çok sıkılıyor. Avrupa sinemasını bile zor takip ediyorlar.

* Yeni projelerinizin size hayli katkısı olacak o zaman...

Bu işe baş koymak lazım. Bu işe baş koyup, zaman verip, kafanı kullanıp, doğru insanlarla çalışmak gerekiyor. Benim şansım; ödül almış olmam. Dolayısıyla birçok insan bana ulaşabildi. Ayrıca çok iyi iki aktör koçuyla çalışıyorum; Suzan Berg ve Eric Moris. Onların çevresi ve bana tanıştırdıkları insanlar çok kıymetli. Erkek arkadaşım Marc Senter da bu işlerin içinde olduğu için bana öneriler getirebiliyor.

* Kendinizi bir an önce Hollywood'a gösterme çabanız var mı?

Öyle bir derdim yok. Çok senaryo geliyor bana ama ben hiçbirini kabul etmedim. İyi şeyler değildi, içime sinmedi. Burada nasıl seçim yapıyorsam orada da aynısını uyguladım.

* Türkiye Los Angeles'dan bakınca nasıl görünüyor?

Yurtdışında olduğun zaman, Türkiye ile daha fazla ilgilenmeye başladım. Daha çok köşe yazarı okuyup, daha çok haber takip edebiliyorum. Herkesi çok daha iyi tanıyorum artık. Dışarıda olduğum için daha objektif bakabiliyorum. Bazen çok umutlu bazen de çok umutsuz oluyorum...

* Umutsuzluğa düşünce 'İyi ki buradayım' diyor musunuz?

Hiçbir zaman öyle düşünmedim. Orada mutluyum ama İstanbul'a geldiğim zaman da mutlu oluyorum. Mesela, Hrant Dink'in öldürülmesi beni çok yıktı. Ben orada Ermenilerle yaşıyorum; bankacım Ermeni. Yüzüne bakamadım! Ben Amerika'da kendi bankacıma yaklaşık 1 ay gidemedim. O benimle o kadar özel ilgileniyor ki; sanki bunu ben yapmışım gibi hissettim! Ve bu yüzden bir ay sonra gittiğimde ondan özür diledim.

* Dink suikasti ABD'deki Ermenileri nasıl etkiledi?

Oradaki Ermeniler, tabii ki yara aldıkları için sana karşı kötü davranıyorlar. Ama ben empati kurmaya çalışıyorum. Dolayısıyla bu anlamda ilişkileri kuvvetlendirmek benim orada yaptığım ve yapacağım şeyler.

* Kültür elçisi gibisiniz yani...

Çok doğru. Üzücü şeyler olunca üzülüyorum ama Orhan Pamuk Nobel kazandığı zaman arkadaşlarıma kitaplarını hediye alıyorum.

* En çok neyi özlüyorsunuz?

Ailemi, dostlarımı ve İstanbul'u.

* Peki dönmeyecek misiniz?

Hayır öyle bir şey yok. İyi projeler olursa Türkiye'de dizi de film de yapmak istiyorum.

* Los Angeles sizi sadece sinema sektörüyle değil aşkla da buluşturdu. Erkek arkadaşınız Marc Senter'la nasıl tanıştınız?

Sınıfta tanıştık. Marc, aktör koçum Eric Moris'in 5 yıllık öğrencisi. Derse girdiğim an beni kafaya koymuş aslında. Sahne üzerinden aşk ilanları yapıyordu. Romeo ve Juliet tiradını bana ithaf ediyordu. Ama benden 10 yaş küçük olması beni durdurdu. Daha önce hiç kendimden bu kadar küçük biriyle ilişki yaşamamıştım. O yüzden uzun süre direndim. Marc sabırla bekledi ve ben tabii sonunda çöktüm! Şimdi ben çok kıymetli bir şey yaşıyorum ve bu anlamda 'iyi ki yaş önyargımdan kurtulmuşum' diyorum.

*Marc'ın Türkiye ve Türk kızları hakkında daha önce bilgisi var mıydı?

Annesi 16 yaşındayken babası NATO'da çalıştığı için 4 yıl İzmir'de yaşamış. Bana kara kalem eski İzmir resimleri hediye ettiler. Annesi Türkçe sözler biliyor. Yani ailesinin Türkiye hakkında bilgisi var ama Marc'ın çok yok. Benimle öğrenmeye başladı; Türkiye'yi çok merak ediyor.

* Marc'ı Türkiye'ye getirecek ve bizimle tanıştıracak mısınız? Evet, yaza gelecek.

Hayat belli olmaz!

* Peki Marc Senter'le evlenmeyi düşünüyor musunuz?

O çok evlenmek istiyor. Ben evliliği ancak o istiyor diye yapabilirim. Evlilik benim için çok önem taşıyan bir şey değil. Benim için iki insanın hayatı paylaşması, birbirlerine destek vererek yol alması çok daha önemli. Ama Marc çok istiyor diye evlilik yapabilirim.

* Yani bir gün 'Meltem Cumbul evlendi' haberi alır mıyız? Bilmiyorum!

* Bana biraz öyle olacakmış gibi geldi de! Şimdiye kadar direndim. Bilmiyorum hayat belli olmaz.

Kendimi gurbette hissediyorum

* Los Angeles'da günleriniz nasıl geçiyor, neler yapıyorsunuz?

Çok fazla yazıyorum ve okuyorum. Bir spor hocam var onunla haftada 3 gün çalışıyorum. Psikolojimle birlikte vücut direncimi de güçlendiriyorum. Senaryolar, hikayeler üzerine çok çalışıyorum. Çok fazla yemek yapıyorum.

* Amerikalılara Türk yemekleri yediriyorsunuz yani...

Evet en çok köfte, patates ve pilavımı seviyorlar. Ama yoğurtla her şeyi yememe bir anlam veremiyorlar. Ben de onların, dolmayı yoğurtsuz yemelerine anlam veremiyorum.

* Los Angeles'da sizi en çok ne zorluyor? Hasret çekiyor musunuz?

Türkçe konuşmak isteği ve kendini gurbette hissetmek gibi insanı zorluklar yaşıyorum.

* Oscar'ın kırmızı halısında yürümeyi kendinize ne kadar yakın görüyorsunuz?

Olmayacak şey değil! İyi film yapmak önemli. Önemli olan iyi senaryo, iyi yönetmen, iyi oyuncular, iyi bir proje. Hiçbir şey uzak değil! Ama bunlar zaman isteyen şeyler. Öyle pat diye olacak işler değil.

* Türkiye'de sizden böyle bir beklenti var... Başarı bekliyorlar...

Benim kimseye bir sözüm yok. Her şey benimle ilgili. Benim hiç kimseye bir şey kanıtlama problemim yok.

2010 yılının başlarında İstanbul Levent’te “Meltem Cumbul stüdyosu” adında bir oyuncu eğitim merkezi açtı. Aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi’nde oyunculuk dersleri vermektedir.

2011 yılında 69. Altın Küre Ödülleri töreninde en iyi yabancı film kategorisinde Meltem Cumbul 30 saniyelik kısa konuşmasında, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” diyerek barış mesajı verdi.

Meltem Cumbul, 2011 yılında Hindistan’da çekilen “Tell Me O Khuda” adlı Bollywood filminde bir Türk kadını canlandırmıştır.

2012 yılında Kotex Reklamında oynadı.

28 Mayıs 2013 tarihinde eşi Ali Can Özbaş’dan boşanma kararı aldıktan sonra beraber oturdukları Gümüşsuyu’ndaki evini terk ederek Cihangir’de bir eve taşındı. 6 Eylül 2013 tarihinde resmen boşandılar.

Evlilikleri

1.evliliği : Meltem Cumbul 25 Nisan 2003 tarihinde iç mimar Çağlayan Tuğal ile gizlice evlenmiş ve bu evlilik 2 yıl sürmüştür.

2.birlikteliği : 2005 - 17 Ekim 2007 tarihleri arasında kendisinden 12 yaş küçük Amerikalı Oyuncu Marc Senter'la aşk yaşadı.

3.birlikteliği: 2008 yılında kendisinden 39 yaş büyük Usta Yönetmen Yavuz Turgul'la aşk yaşadı.

4.birlikteliği: Oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ ile Ocak 2009'da başlayan ve 9 ay süren birlikteliği oldu.

5.evliliği : Meltem Cumbul Kuşadası'nın ünlü turizmcilerinden, 5 yıldızlı İmbat ve Grand Blue Sky Otelleri'nin sahibi Erol Özbaş'ın oğlu olan ve kendinden 12 yaş küçük Ali Can Özbaş ile 23 ağustos 2012 tarihinde evlendi. 28 Mayıs 2013 tarihinde boşanma davası açtı. 6 Eylül 2013 tarihinde resmen boşandılar.

Ödülleri

2014 - 9. Uluslararası Dadaş Film Festivali -En iyi kadın oyuncu (Kadın İşi: Banka Soygunu)

2006 - Gönül Yarası filmindeki Dünya rolüyle Fipresci En İyi Kadın Oyuncu Ödülü

2004 - 11. ÇASOD "En İyi Oyuncu" Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu (Abdülhamit Düşerken)

2003 - 40. Antalya Film Şenliği - En İyi Kadın Oyuncu (Abdülhamit Düşerken)

2000 - 12. Ankara Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu (Duruşma)

1999 - 4.Sadri Alışık Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu (Karışık Pizza)

Filmleri

1994 - Bir Sonbahar Hikayesi

1995 - Bay E

1995 - Böcek

1997 - Usta Beni Öldürsene

1998 - Karışık Pizza

1999 - Propaganda

1999 - Doğum Yeri Absürdistan

2000 - Duruşma

2001 - Maruf

2003 - Abdülhamit Düşerken

2004 - Duvara Karşı

2005 - Gönül Yarası

2008 - The Alphabet Killer

2008 - Mevlana Aşkı Dansı Seslendirme

2009 - Her Şeyin Bittiği Yerden

2011 - Tell Me Oh Khudaa (Bir Hint Filmi)

2011 - Labirent

2013 - Kadın İşi: Banka Soygunu

2015 - Yaktın Beni (Leyla) (Sinema Filmi)

Televizyon Dizileri

1995 - Sahte Dünyalar

1995 - Çiçek Taksi            Meltem Cumbul

1996 - Tatlı Kaçıklar

1999 - Yılan Hikayesi

2002 - Beşik Kertmesi

2002 - Biz Size Aşık Olduk

2003 - Gurbet Kadını

2005 - Avrupa Yakası      (Konuk oyuncu)

2006 - Arka Sokaklar       (Konuk oyuncu)

2007 - Parmaklıklar Ardında        (Konuk oyuncu)

2007 - Doktorlar               (Konuk oyuncu)

2008 - Aşk Yakar

2011 - Nuri

2013 - Muhteşem Yüzyıl 4. Sezon (Fatma Sultan)

2014 - Kusursuz Plan

Talkshow

1993 - Aşağı yukarı

1993 - Rifle King Kong Show, Kanal 6

1994 - Nereden Başlasak Nasıl Anlatsak, Kanal D

1995 - Kolaysa Sen de Gel, atv

1997 - Meltem Cumbul Show, Kanal 6 

Tiyatro

2003 - Taming of the Shrew Başrol -İstanbul Şehir Tiyatroları

2001 - Travelogue Konuk Oyuncu -Ankara Devlet Opera ve Balesi

2000 - Smokey Joe’s Cafe Konuk Oyuncu -Ambassador Tiyatro Grubu

1997 - Tell Scherezade, Tell Başrol

1995 - Four Seasons Yapımcı -Beyaz Sahne Tiyatrosu

1994 - Lyrics of Farewell Başrol - Igot Tiyatrosu

Mimar Sinan Kimdir?

Mimar Sinan, Koca Sinan diye de anılan, Kanuni Sultan Süleyman dahil üç büyük Osmanlı padişahı döneminde yaşamış, dünyanın en büyük mimar ve yapı sanatçılarından.

Mimar Sinan, 1490’da, Kayseri'nin Ağırnas köyünde dünyaya geldi.

22 yaşında, Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığı sırasında başlatılan ve Rumeli'de olduğu gibi Anadolu'dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama nedeniyle İstanbul'a gelişinin ardından, orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı'na giren ve dülgerliği öğrenen Sinan, burada, yapı işlerinde de görev alırken, çağın önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatını da elde etti.

1514'te Çaldıran Savaşı ve 1516 – 1520 arasında yapılan Mısır seferlerinden sonra, İstanbul'a dönüşünün ardından Yeniçeri Ocağı'na alınan Sinan, Kanuni döneminde, 1521'de katıldığı Belgrad, 1522'deki Rodos seferlerinden sonra subaylığa yükseldi.

1526 yılında, yayabaşı olarak çıktığı Mohaç seferinden sonra, cephane sorumlusu görevi verilen Mimar Sinan, 1529'da Viyana, 1529 - 1532 arasında Almanya, 1532-1535 arasında da Irak’a düzenlenen, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı.

Son Bağdat seferinde, Van Gölü'nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması, Sinan’a haseki ünvanını getirdi.

1536'da Pulya seferlerinin ardından çıkılan, 1538 yılındaki Moldova seferinde, Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekerek, Yüksek Dergah Mimarları Başkanı olan ve 1539’da, Mimar Acem Ali'nin ölümü üzerine onun yerine Saray Başmimarı olan Sinan, ölümüne kadar, güncel devlet sisteminde bayındırlık bakanlığı adını almış bu görevi sürdürdü.

Daha sonra ordunun yapı ihtiyacını karşılamaya yönelik kollarda çeşitli görevler üstlenen ve bu çalışmalarıyla öne çıkan Sinan, katıldığı yapım ve onarım çalışmalarıyla ve orduyla birlikte sefere gittiği yerlerde gözlemlediği farklı mimari yapılarla kendini eğitti.

Osmanlı'nın en güçlü çağında yaşayan ve Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat olmak üzere, üç padişah döneminde mimarbaşılık eden Mimar Sinan, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında en büyük rolün sahibiydi.

Elli yıla yakın süreyi kapsayan, Osmanlı Devleti’nde yaptığı mimarlık görevi boyunca, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle, zirveye taşıdığı Osmanlı - Türk mimarlığının bireşim sürecini tamamlayarak, arayış aşamasından, klasik döneme geçiren ve hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde oldu. Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı - Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkaran Mimar Sinan, birçoğu İstanbul’da olan, 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret ve 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam ve kaydı olmayanlarla beraber, üç yüz elliyi aşkın yapının baş mimarlığını üstlendi.

Yeniçeri ordusunda bir asker olarak değil, istihkâm işlerinin idare ve tasarımından sorumlu olarak görev yapan Mimar Sinan’ın ilk yapıtı, 1536 – 1537 arasında yaptığı, Halep’teki Hüsreviye Camisi’dir. İstanbul’daki ilk yapıtı 1539’da inşa edilen Haseki Külliyesi olan Sinan’ın, mimarbaşı olduktan sonraki ilk büyük ve önemli yapıtı ise, 1543 – 1548 seneleri arasında yapılan, kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak tanımladığı dönemde yaptığı, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülü olan, içerde daha aydınlık bir mekan yaratmanın amaçlandığı ve dış görünümün kitlesel etkisi azaltılan, İstanbul’daki Şehzade Mehmed Camisi’dir.

Daha Sonra yaptığı, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camisi'nde, yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekan elde etmeyi deneyen Sinan’ın, kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı, Osmanlı - Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri olan Süleymaniye Camisi ve Külliyesi'nin yapımında, İstanbul'daki Bayezid Camisi'nde kullanılan taşıyıcı sistem tekrarlanarak, dört ayak üstüne oturan kubbe, mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.

Süleymaniye, Ayasofya ile ortaya çıkan strüktür sorununun, Sinan tarafından ikinci kez ele alınışıdır. Darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan'ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenleme ve Türkler'in dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneği kabul edilen Süleymaniye’de, kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu ve İstanbul'un Haliç'e bakan tepelerinden birinde yer alan bu yapı, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alındı ve yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek, Sinan'ın mimarlığının yanı sıra, organizasyon ve örgütlemedeki becerisini de açığa çıkardı.

Sinan, ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği, Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıt olan Selimiye Camisi’nde, İstanbul'daki Rüstem Paşa Camisi'nde çözmeye kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma sorunu tekrar ele alarak uyguladı. 31 metreyi geçen çapıyla, en büyük kubbesini inşa eden Sinan’ın, külliye'nin öteki yapılarını camiye göre arka planda tuttuğu Selimiye, strüktür mekân oluşumu, oranları ve süslemeleriyle Osmanlı’nın en önemli mimari yapılarının başında gelir.

1557’de tamamladığı ve kendisine “Koca” ünvanını getiren, Süleymaniye Camisi, Mimar Sinan’ın başyapıtıdır.

Sultan III. Murad döneminde Mekke’nin onarımı için Hicaz’a gönderilen Sinan, 1573’te tamamladığı, Kasımpaşa’daki Kaptanıderya Piyale Paşa Camisi’nde eski ulucamilerin planına dönüş yaparak, kuruluş döneminin özellikleriyle, uzun mimarlık hayatı süresince edindiği deneyimlerin sentezini uyguladı.

Birçok eski yapının onarımı ve restorasyonunda da görev alan Mimar Sinan, bütün yaşamı boyunca, İstanbul, Edirne, Ankara, Kayseri, Erzurum, Manisa, Bolu, Çorum, Lüleburgaz, Kütahya, Gebze, Babaeski, Çorlu, Bolvadin, vb. Anadolu kentleriyle, Halep, Şam, Sofya, Hersek, Budin, Rusçuk gibi, imparatorluğun her yanına dağılmış topraklarda suyolları, çeşmeler, camiler, külliyeler, medreseler yaptı. Bu yapıların bazılarının inşasında bizzat kendisi bulunmasa da, öğrencilerini ya da kendine bağlı mimarlar grubunu görevlendirirdi.

Her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştıran Sinan’ın türbeleri, bu denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü düşünce tarzını yansıtır. Sinan'ın yapılarının, yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmayan, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelen ve böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilen Sinan’ın yapıları, mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da öneme sahiptir.

Bu tarzıyla, "ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran, dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı" şeklinde anılan Sinan’ın yapılarının çoğunun, 400 sene sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.

Mimar Sinan’ın klasik dönem olarak adlandırılan mimarlık anlayışı Ayas, Şecca, Acem Ali, Küçük Sinan, Davut Ağa, Ahmet Ağa, Kemalettin, Yusuf Mehmet Ağa, Süleyman Ağa, Muslihittin, Hüseyin Çavuş, Hacı Hasan, İbrahim gibi mimarlar tarafından sürdürülmüştür.

İstanbul'un su sorununu çözmekle görevlendirilen Sinan’ın mühendis yanı su yolları ve köprüleri yaparken ortaya çıktı. Bentleri, tünelleri, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla, uzunluğu 50 kilometreyi aşan ve Kırkçeşme adıyla anılan su yapılar inşa eden Sinan, bu yapıların bazılarında zamanın mühendislik bilgilerini de aşan çeşitli tasarımlara imza attı.

Yapım yöntemlerinin, yapı malzemeleri ve yerel - iklimsel koşullarla uyum içinde olduğu Mimar Sinan döneminde, ortaya çıkan biçimler, toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenen simgelere dönüştü ve mimarlığı uyumlu ve kendi içinde tutarlı bir birleşime götürme yolundaki çalışmaları, yapıya katkıda bulunan öteki sanatları da etkileyerek, imparatorluğun her yerinde ki yapı eylemleri için yol gösterici oldu.

Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerine kıyasla daha rasyonel ve ölçülü olan, gerçekçiliğe, sade ve net anlatıma dayanan Osmanlı klâsik mimarisi, kendine güvenen, yetenekli ve deneyimli bir mimar olan Sinan'la zirveye çıktı ve 50 yılda oluşan bu tarz, Osmanlı’nın siyasal ve ekonomik gücünün dorukta olduğu dönemi ile aynı zaman diliminde, Mimar Sinan’ın dehasıyla özgün ve üniversal bir ifadeye kavuşarak, hayat buldu.

Hünkâr, paşalar ve özellikle saraya damat olan zengin vezirler tarafından, siyasal gücün aracı olarak kullanılan anıtsal mimari deşteklenmesiyle, Mimar Sinan’a bağlı olan Hassa Mimarları Ocağı, devletten her türlü yardımı görerek, rahat bir ortamda çalışma olanağı buldu ve anıtsal yapılar çok kısa süreler içinde inşa edilebildi.

O dönemin Avrupası’nda, Roma’da inşası 160 yıl süren San Pietro Katedrali ve Londra’da, Sir Christopher Wren tarafından, 40 yılda tamamlanabilen St. Pauls Katedrali göz önünde bulundurulduğunda, Sinan’ın, İstanbul’daki Süleymaniye Külliyesi’ni 7, Edirne’deki Selimiye Camisi’ni de 6 yılda tamamlamış olması, 16. Yüzyıl Osmanlı mimarlık ve yapı kurumlarının hızlı ve verimini kanıtlar.

17 Temmuz 1588'de İstanbul'da öldüğünde ardından yüzlerce mimari eser bırakan Mimar Sinan’ın beyaz taşlı, sade bir yapı olan türbesi, Süleymaniye Külliyesi’ndeki, Haliç duvarının önündedir.

Mustafa Kemal Atatürk, yapılarının etkisi ölümünden sonra da süren ve her dönemde saygınlığını koruyan Mimar Sinan’ın, bilimsel olarak araştırılmasını ve bir heykelinin yapılmasını istedi.

1982'de, daha sonradan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi olmak üzere oluşturulan üniversiteye onun adı verildi.               

Timuçin Esen Kimdir?

Timuçin Esen, 14 Ağustos 1973 tarihinde Adana'da Devlet Su İşleri'nde çalışan avukat anne ve avukat baba'nın ilk çocuğu olarak doğmuştur. Annesinin adı Nihal ve babasının adı Üstün Esen’dir. Çocukluğu 7 yaşına kadar Keban Barajı lojmanlarında geçti. Tumiçin Esen'in ailesi aslen Niğdelidir. TED Ankara Koleji mezunu. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. Ankara Hacettepe Devlet Konservatuarı'nda okurken, barlarda çalıp söylemeye başladı.

İtalya ve ABD'de de tiyatro eğitimi aldı. Los Angeles’taki California Insitute of the Arts Üniversitesi’nde 7 yıl sinema - yönetmenlik üzerine master yaptı.

Öğrencilik yıllarında “Çıkmaz Sokak” adında, orta metrajlı bir film çekti.

Timuçin Esen, eğitimini tamamladıktan sonra yurda dönerek ve “Gurbet Kadını” dizisinde Hakkı Ağa rolüyle seyircinin karşına geçti. Dizi sonrasında Meltem Cumbul ve Şener Şen’le beraber “Gönül Yarası” adlı sinema filminde de rol aldı.

Gönül Yarası filminde gözü kara ve dünyayı aşkı uğruna yıkacak bir adam olan Halil karakterini canlandıran Esen, canlandırdığı bu karakterle 42. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En iyi Yardımcı Erkek ödülünü aldı.

Timuçin Esen, “Hırsız Polis” adlı dizide kendini işine adayan, idealleri uğruna yaşayan, Çınar rolüyle izleyicilerin beğenisini topladı.

İstanbul Beyoğlu’nda 2012 yılında açtığı, peştamal, havlu, sabunluk ve benzer hediyelik eşya satılan bir mağazası var. mağazasının adını Fransızca “Peche de Malle” (Sandıktaki Şeftali) koydu.

Müzisyenliği de olan Timuçin Esen 2011 yılında ''Mayhoş'' adlı ilk albümünü çıkardı.

Tiyatro Oyunları

2006-2008 - Mikado'nun Çöpleri

Filmleri

2012 - Kumun Tadı

2011 - Labirent

2008 – Göl

2005 - Gönül Yarası

2005-2007 - Hırsız Polis (dizi)

2003 - Yazı Tura

2003 - Deliyle Geçen Gece 2003

2003-2004 - Gurbet Kadını (dizi)             

Kaynak: Diyarbakır Söz