Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

1982 ANAYASASI VE BÜYÜK ÇELİŞKİLER!? (IV)

Evet, sevgili okurlar.

Bilindiği üzre dünkü sohbet yazımızı aynı başlık altında size sunmuştuk.

Gerçekten yıllardan beri bu köşede sizlerle ve kamuoyuyla paylaşmak istediğimiz gibi ana gerekçe ve temel strateji; “hakikatlerin” bilinmesidir..

Yalana yalan, doğruya doğru diyebilmek...

Bakınız, Anayasanın 10. Maddesinin kapsamını dün size sunmuştuk.

Yani “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” ifadesini öncü kılarak, olup-biten önemli meseleleri irdelemiştik...

Bugünkü yazımızda ise Anayasanın 11. Maddesinin kapsamını sizinle paylaşmak istiyorum...

11. madde ne diyor?

“Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar, yönetmelikler veyahut genelgeler hiçbir zaman anayasaya aykırı olamaz.

Gerçekten bu madde ile anayasa hukuk üstünlüğünü bir ilke halinde açıklamakta ve devlet faaliyetlerinin anayasaya uygun olarak düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir.

Anayasa, sadece devlet iktidarını değil kişileri de bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri, anayasaya uymak zorundadırlar.

Ve yargı kuvveti, gerektiğinde anayasayı diğer kanunlar gibi uygulayabilecektir.”

***

Peki, işleyiş böyle mi?

Hiç değil...

Şöyle ki, yıllar yılıdır bu köşede yazıp çiziyoruz..

Özellikle kamu vicdanı noktasında hareket ederek memleket meselelerini, irdeliyoruz..

Ve ne diyoruz...

Bölgeler arasında eşitlik, insanlar arasında eşitlik, hukuku uygulama halinin daima yansız olması gerekir.

Anayasa çizgisinden çıkılmaması gerekir.

Doğu ve Güneydoğu bölgesinde..

Özellikle Diyarbakır’ımızda...

Bu alanda taviz verilmemesi gerekir..

Özellikle, İl ve İlçelere “seçkin bürokratların” gönderilmesinin elzem olduğunu..

Ülkenin ve milletin entegre olabilmesi..

Bölgede toplumsal barışın sağlanmasının “omurgasını” kamunun “eşit ve hukukun üstünlüğü” ilkeleri paralelinde işlem görmesidir..

Çünkü hal böyle olunca millet, devlete daha fazlasıyla itibarını korur, güvenini sağlar ve “arkamda devletim vardır” der.

Kendini güvencede hisseder..

Ama bunun tam tersine “devleti ben yönetiyorum” diyen jakoben anlayışlı, hatta sürgünlü ve akli dengesi yerinde olmayan bürokratların bu memlekette görev alması halinde, denir ya “her şey viraneye” döner...

Maalesef, bölgede büyük bir tahribat var bu alanda..

Yıllardan beri normal değil, anormal yönetimlerin uygulamaları söz konusu olmuştur..

Gerek yürütmedeki ve gerek yargıdaki bazı yöneticilerin diyebiliriz ki yüksek oranı kendilerini şaibelerden kurtaramamışlardır...

Çünkü kimliksiz, neidüğü belirsiz insanlarla sıkı sıkıya bağlı olma halleri, her türlü “şaibenin” ikmale gelmesine neden olmaktadır...

Biz 20 yıl önce de yazdık bunu.

Dedik ki;

Eğer herhangi bir ilçede Jandarma Bölük Komutanı olarak A. Yüzbaşı, herhangi bir Ahmet Ağa’nın, Mehmet Ağa’nın aracına binip aracı kullanıyorsa, o zaman o halkı ezmeye çalışan feodal yapının önü alınamaz.

Şımarır.

Devlet yetkilerini kendi arkasında görür ve halkı tehdit ederek, aşağılayarak daima “aba altından sopa gösterir.”

En büyük terör, işte budur...

Halk da der ki;

“Madem devlet bu ise millet de budur.”

PKK’nın varlığı da kaçınılmaz.

DEAŞ’ın varlığı da kaçınılmaz.

DHKP-C’nin varlığı da kaçınılmaz.

Onun için devlet, anayasada geçen hükümler ne ise özellikle bugün de 11. Maddede ifade etmeye çalıştığımız kısımlar göz ardı edilmeden uygulanması gerekir!...

“Yasa önünde eşitlik” herkesin her yönde aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez.

Yasaların uygulanmasında dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması anayasa katında geçerli görülemez.

Mutlaka, birbiriyle aynı durumda olanlara, aynı kuralların uygulanması gerekir...

Ayrıcalıklı kişi ve topluluklar yaratılmamalıdır...

Kimi yurttaşların haklı nedene dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.

Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir.”

Bu itibarla bu coğrafyaya gönderilen, özellikle İl’in en önemli mevkisini ihraz eden Valilerin veya Vali Yardımcılarının seçkin insan olmaları gerekir.

Aksi takdirde o bölgede feodal yapının sonu gelmez ve toplumsal kargaşa da kaçınılmaz hale gelir...

Her zaman bunu vurgulaya vurgulaya söylüyoruz.

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Burada geçmişte yaşanan bir olayı anlatmak istiyorum.

Yıl 1993.

İl Valisi İbrahim Şahin ...

Rizeli bir Valimizdi.

Düşüncesi ne olursa olsun, o bizi ilgilendirmez.

Ama devletin resmi sıfatı olması itibariyle hiçbir zaman ideolojisini açığa vurmaması gerekir...

Kendini siyasi ve siyaset kulvarında görmemesi gerekir...

Düşüncemiz bu yönde!...

Vali Şahin’in bir de baş yardımcılarından Yılmaz Aydoğan isimli bir Vali Yardımcısı vardı.

Bu Vali Yardımcısı daima ikna yoluyla Valiyi yanıltarak çok kirli şeyler yapıyordu.

Hatta bir gün Valilikteki çalışan bir hanımefendi bana, el yazısıyla kaleme aldığı bir mektup gönderdi...

Tanımadığım bir hanım.

Ama yazılarımdan, gazeteden ve televizyondan dolayı bizi izlemiş ve güvenerek kendi sıkıntılarını yazıya dökerek bana göndermişti.

Mektubun muhtevası aynen böyle…

O mektup hala da yanlış değilsem arşivlerimizde mevcuttur.

“Mehmet Ali amca sana çok güveniyorum.

Ben burada evli barklı bir kimseyim.

Benim eşim de devlet memurudur.

Ben Valilikte çalışıyorum.

Benim çalıştığım Vali Yardımcısı A. Küçükbaş’tır.

Ama bir aylık izne ayrıldığı için Yılmaz Aydoğan isimli Vali Yardımcısı beni yanına aldı.

Ne yazık ki beni taciz ediyor, bana şeref ve haysiyet kırıcı kelimeler kullanıyor.

Ben eşime söylersem kan dökülür, benim eşim de emniyette çalışıyor.

Ben çare bulamadım, ancak Allah’a sığınıyorum, sana sığınıyorum, beni bu beladan kurtar...”

Ben iki gün içinde olayı inceledim ve o yazıyı aldım, Yılmaz Aydoğan’ın yanına gittim..

Makamında oturdum..

“Çay ikram edeyim” dedi, “Ben çay filan içmem Sayın Valim” dedim.

“Ancak şöyle el yazısıyla yazılan bir mektup var, burada senin yanında çalışan kadını taciz ediyorsun, senin makamına, senin şerefine yakışır mı?” diyerek tepki gösterdim...

Bir medya mensubu olarak, sorular sordum...

Koltuğundan kalktı, yanıma geldi...

 Bana sarıldı..

“Size yalvarıyorum bunu kimseye söylemeyin.. Ben bir daha böyle terbiyesizlik yapmam...” dedi.

Bu görüşmemin üzerinden 3-5 gün geçti...

O bayan, bu sefer telefonla beni aradı.

“Siz benim şikâyetimi ne yaptınız, akıbetimiz kötüye doğru gidiyor” diye, gözyaşı döktü...

Bu kez, Valiye söyledim.

Vali, olayı irdeleyip çözüm bulması gerekirken ne yaptı?

O da o hanımefendiyi karşısına çağırıp, tehdit etti.

“İnkâr edeceksin bu işleri” demiş.

Kadın inkâr etmeye kalkıştı ama bir türlü tutturamadılar.

Nihayetinde hanımefendinin eski Vali Yardımcısı gelince tekrar onun yanına döndü.

Yılmaz Aydoğan tabi rahat durmuyor.

İlin kömür ihalelerini yapıyor, hem de dolar bazında.

Meşhur bir fırıldak müteahhit taslağıyla bu işi İskenderun’dan Diyarbakır’a nakliyesini yapıyor?

Ama kendi yakınlarının firmalarıyla nakliyeyi yapıyor...

Onu da yakaladık.

Hem de delilli, ispatlı.

Kömür ihalelerini o müteahhidin taşeronluğu altında kendi yakınlarına yaptırıyor.

Olayı, Valiye intikal ettirdik..

Vali Bey’den yine ses çıkmadı.

Meğer ki bu Vali Yardımcısı, Vali Bey’in haberi olmadan hiçbir şey yapmıyormuş..

Gün geldi, Vali Şahin’in tayini çıktı, gitti...

Onun yerine Vali Doğan Hatipoğlu geldi.

Doğan Hatipoğlu, düşünce olarak CHP düşüncesine sahip değildi, daha biraz aşırı düşünceye sahipti, yani solcuydu.

Fakat çok dürüst, çok namuslu bir insandı.

Makamını dolduran ve sağa sola takılmayan objektif bir bürokrattı.

Yılmaz Aydoğan’ı ona anlattım.

Mercek altına aldı, Yılmaz Aydoğan aynı o ihaleye devam ederken yakalandı.

Ve resmi aracıyla kendi işini yapmak üzere İskenderun’a zaman zaman gidip gelmesi “suçüstü’ oldu?

Müfettiş istedi, soruşturmalarda neler çıkmadı ki?

İçişleri Bakanlığı, onu mesleğinden el çektirdi.

Mahkeme kararıyla suçlu bulundu, cezaevine konuldu...

Şimdi ne yapıyor, meçhul!...

* * *

İşte medya grubu olarak böylesine kirli manzaralarla hep karşılaştık. 

İstiyoruz ki böyle şeyler yaşanmasın bir daha.

Fakat bazı dış ilçelerdeki bir iki kayyımın durumları bize intikal etmektedir.

Kimlerle kalkıp oturduklarını, ne yaptıklarını, suçluyu nasıl koruduklarını çok iyi biliyoruz.

Yeri zamanı gelince kamuoyuyla paylaşıyoruz, ilgili ve yetkili makamları haberdar ediyoruz...

Yaşanan tablo karşısında bir kez daha diyoruz ki herkes kendine çekidüzen vermelidir.

Aksi takdirde bu memleket sahipsiz değildir.

Bu millet başıboş değildir.

Anayasa ve yasaların gölgesinde eşitlik ve dürüstlük, temeldir ve esastır diye hatırlatıyoruz.

En derin saygı ve sevgilerimle.