Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

27 MAYIS- 639'UNCU YIL!??

Evet, sevgili okurlar.

Bu tarih rasgele bir tarih değildir.

Tam 1381 yıl önce Kur’an nuruyla nurlandırılmış, Hz. Resulullah (S.A.V)’in ümmeti olarak intisap etme şerefiyle şereflendirildiğimiz gündür; bugün!.

Dünyayı küfür bataklığından kurtarıp, imanın ve İslam’ın medeniyetinin beşeriyete dağıtılması için harekete geçen İslam ordularının başkomutanı Hz. Halid Bin Velid’in oğlu Hz. Süleyman’ın kumandasında Diyarbakır fetih edildi...

Bu tarih; yeryüzünü iman meşaleleriyle dolduran bir tarih olması hasebiyle, tüm imkânlarını hatta imkânsızlıklarını dahi kullanarak, Doğu Roma İmparatorluğu olan Haçlı emperyalizminin elinden Diyarbakır kurtarılmıştır...

 “5’inci Harem-i Şerif” olarak bilinen bugünkü “Ulu Caminin” kiliseden dönüştürülüp Camiye çevrilmesi, o günden itibaren İslam medeniyetinin yeryüzüne dağılmasının ana gerçeğidir, temel ruhudur ve inancıdır..

İşte o büyük insanlar ve bugünkü sözde temsilen İslam dünyasındaki mevcut sorumluların ne kadar gerçek sorumluluğu omuzlarında taşıdıkları zaten kendilerini ele veriyor.

Keza 29 Mayıs’ta İstanbul’un fethi…

21 yaşındaki o İslam ordularının başkomutanı kahraman Fatih Sultan Mehmet 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fetih etti...

814 yıl gibi bir zaman sonrası...

O yüce İslam Peygamberinin dediği gibi; “Le tuftehunnel konstantiniyye vele ni'mel emiru emiruha vele ni'mel ceyş zalikel ceyş”

“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”

Bunu müjdeleyen o yüce İslam Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V), İslam’ın yeryüzüne yayılacağını, hükümran olacağını ve tarih boyunca kıyamete dek söz sahibi olacağını müjdeleyen bir hükmüdür ve işaretidir bu!..

Ama ne yapacaksın?

Ne yazık ki heyhat deyip durmaktan başka bir şey diyemiyoruz?

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Bugün nasıl ki Diyarbakır’ın fetih günü dediysek, aynı zamanda meşum, uğursuz, baskıcı, hain bir dikta rejiminin gölgesinde gerçekleşen 27 Mayıs 1960 darbesinin de sene-i devriyesidir bugün...

Bugün; halkın iradesiyle seçilen dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın keyfi olarak idam edilişlerinin, 60’ıncı yıl dönümü...

Demokrasiyi kökünden söküp devletin bünyesinden atmaya çalışmış hain bir anlayışın ürünü olan “ihtilaller” yıllar yılı hep gerçekleştirile gelinmiştir.

O günden bugüne nerdeyse her 10 yılda bir illaki 27 Mayıs askeri darbenin hükümranlığı söz konusu olmuştur..

Ve nitekim 28 Şubat’ın mezalimi, antidemokratikliği, adaletsizliği, hukuksuzluğu simgeleyen ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerinin izzet ve vakarına hiç yakışmayan, ne yazık ki o omuzlarında taşıdıkları şerefli üniformaları kendi kirli emelleri doğrultusunda ve kirli bir ideolojinin hesabına kullananların varlığı!…

Ki o da yine İttihat Terakkinin bir uzantısı ve şaşmaz bir gölgesi olan o darbelerin her biri, Türkiye’yi 50 yıl geriye götürmüştür..

Tarih deyince, bunların bilinmesi gerekir...

Tarih; olayların, gelişmelerin, olup bitenlerin gölgesine gömülüp gitmek değildir.

Toprak nasıl bünyesinde gerçeklerin çekirdeğini saklıyor, günü gelince aynı o zenginlik timsali olan tohumcuklar yeniden filizlenip, yeşerip yeryüzünü süslendiriyor, bitkisinden meyvesine kadar, hem insanların hem de hayvanların rızkına bir zenginlik hazinesi haline geliyorsa; tarih ve tarihte yaşananlar da aynı minvaldedir…

Bugünkü yakın tarihimiz boyunca yapılan ne kadar edepsizlikler varsa temelinde, Yahudi dönmelerin kirli mason oyunları yer almaktadır..

Turancılık ve Jön Türkçülük adına “yıkımlar” organize edilmiştir...

Tarihi Osmanlı İmparatorluğu, işte böylesi bir organizasyonun sonucu yok edilmiştir.

Dile kolay, yüzde 99’u Müslüman olan bir millet, üç beş tane soytarı, aslı astarı, ideolojisi belli olmayan darbeci generallerin zulmüyle inim inim inletilmiştir...

Devleti kendi otoriteleri altında, yönlendirip dizayn etmişlerdir.

Ama yine de bu devlet, devlettir.

Bu tarih, tarihtir.

1000 yıllık Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı kahraman ecdatlarının eseri hiçbir zaman silinmez, yeniden yeşerir ve Kur’an hükümlerini toplumun her kesimine enjekte edilecektir..

Velev ki aldatıcı, sahteci, mevcut siyasetin varlığına rağmen de olsa illa ki bu olay gerçekleşecektir.

Bu millet artık kendine geliyor, uyanıyor.

Akla karayı birbirinden ayırt edebilecek durumda.

Gelen giden siyaset kulvarları, siyaset meydanları her ne kadar zahiri halde birbiriyle zıtlaşıyor, ters düşmüş gibi gösteriliyor, birbirinin aleyhine küfürvari konuşmalar yapılıyorsa da hiç de öyle değildir.

Eğer öyle olsaydı, CHP’yi yüz yıldan beri bu millet iktidara getirmediği halde AK Partinin, MHP’nin Turancılık ve ırkçılık anlayışıyla nerdeyse CHP’yi yeniden hortlatıp iktidara getirecekler.

Getirseler ne, getirmeseler ne?

Zaten anlayış aynı anlayıştır.

Köken, aynı kökendir.

Küfre dayalı, inançsızlığa dayalı bir aldatmacadan, tahakkümden, istibdattan ibarettir.

Merhum Erbakan hocanın dediği gibi; bunlar "gulu gulu dansı" yapıyorlar..

CHP, iktidar yüzünü göremedi.

Ondan sonra gelen muhafazakâr partilerin hepsi de bu aldatmacaları oynadı.

Ama onların da foyası ortaya çıktı.

“Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.”

Bu millet artık kanmaz, kandırılmaz.

Yazımızı sonlandırmadan bir şey daha söyleyeyim.

Yıllardan beri mevcut siyasette gelip giden muhafazakâr partilerin bünyesinde olup biten nifakın, münafıklığın, aldatmacanın dik alası yaşana gelmiştir.

Ve buna da “eşedd-u nifakaten (münafıklığın en şiddetlisi)” diyoruz.

En derin saygı ve sevgilerimle.