Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

ANAYASA, TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNUDUR, DEĞİŞTİRİLMELİ!? (II)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü sohbet köşemize “ANAYASA, TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNUDUR, DEĞİŞTİRİLMELİ” ifadesini başlık olarak kullanmıştık.

Bugünkü sohbetimize de aynı başlık altında devam ediyoruz.

Ama daha detaylı, daha çok dikkat çekici, yakın tarihimizdeki olup bitenlerle ilgili şer yapı ve güçlerin ülkeye ve millete yaptıkları ihanetlerden bir kesiti sizinle paylaşmaya çalışacağım..

Allah nasip ederse zaman zaman, benzer “tarihsel” vakaların iç yüzünü, kesitler halinde sizlere aktaracağım...

Türkiye’deki siyasi muhalefetin, özellikle ana muhalefetin kullandığı makyajlı cümlelerin, üstlendikleri unvanlar ve kendilerine özgü, siyasi ve ideolojik yapıların “görüntülerini” çıplak bir şekilde; somutlaştıracağız.

Nitekim Medya grubu olarak kamuoyuyla paylaşmak istediğimiz ana çerçeve, temel ilkelerimiz de bu yöndedir...

Her şey ama her şey; “hakikat” odaklı olmalıdır..

Hileli ve aldatıcı, suni olmamalıdır..

Ne hazindir ki yıllardan beri yozlaştırılmış politikalarla, aldatıcı, parlak, makyajlı cümlelerle kendini idame eden “politik oyunlara” artık bu toplumun “dur!” demesi gerekir..

Ki zamanı gelmiştir, hatta geçmiştir...

Çünkü mevcut muhalefet, selef ve halef yapılarıyla ülkede “sulhun” sağlanmasının yerine “fitne, şiddet, terör, kaos” unsuru olarak kendini idame ederek, varlığını sürdürmektedir..

Sayın Başkan Recep Tayyip Erdoğan, tecrübeli ve çok zengin dehaya sahip bir siyasetle, ülkenin gerçeklerine parmak basıyor..

Ki muhalefetin bugün değil, bir asra yakın süredir kendini idame eden yapısıyla alakalı; çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor Başkan Erdoğan...

Öyle ya, yüzyıl önceki kirli siyasetin stratejisi yerli ve milli olmayıp Fransa ve İngiltere’nin, bugünkü ABD’nin bir projesi olduğundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Gaflet uykusuna dalmaya da vaktimiz yoktur.

Bir an evvel el çabukluğuyla bir şeyler yapmak lazım.

O da Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği anayasa değişikliğinin olmazsa olmazı durumudur.

Yazımıza başlık olarak kullandığımız ifadelerden de anlaşıldığı gibi bu anayasayla devlet ciddiyetini koruyamaz..

Çünkü millet ile devleti barışık ortama taşımıyor..

Sürekli çatıştıran bir mevzuata sahip...

Milleti dışlayan, devleti kutsayan bir yapıda!?.

Zira bu anayasa bizatihi 1923’lerin, 1925’lerin, 1928’lerin, 1942’lerin bir projesidir...

Ne hazindir ki hala da varlığını sürdürmektedir bu anayasa!..

Dün yakın bir dostum beni telefonla aradı.

“Sizi, bu yazdıklarınızdan dolayı canı gönülden tebrik ediyorum.. Ve, kutluyorum. Allah sizden razı olsun, Allah eksikliğini göstermesin.”

Böylesine dilekler, elbetteki bizleri “manevi” yönden motive eder...

Mutluluk verir...

Gururlanırız...

Dostum, hal-hatır sonrasında tarihi bir hadiseyi aktardı...

Bizatihi kendisinin yaşadığı bir hadise...

Yaşadıklarını şöyle anlattı..

“Tahminimce, yıl 1948 ya da 1950’li yıllarıydı...

O zaman, köyde yaşıyorduk...

Diyarbakır’ın Dicle ilçesine bağlı bir köy...

Okula gidip geliyorduk.

Babam da, kayınbabam da köydeki çocuklara Kur’an dersi veriyordu..

Ancak ben buna da müşahede ettim, jandarma marifetiyle zaman zaman Kur’anlar yakılıyordu, devir CHP’nin devriydi.

İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı dönemiydi.

1950 seçimleri yaklaşıyordu?

Jandarma köy köy mahalle mahalle devriye yapıyordu...

İnsanları tehdit ediyordu...

Sakın ola, oyunuzu Demokrat Partiye vermeyesiniz...

Bize söz verin, bu köyden tek bir oy Demokrat Partiye çıkmayacak diye...

Eğer bir oy dahi çıkarsa, bedelini ağır ödersiniz..

Jandarmaların arasından birisi, “ben evden çıkıp okula giderken” yolumu kesti..

Nereye gidiyorsun dedi?

Okula gidiyorum dedim..

İki kulağımı tutup çekti..

Beni havaya kaldırıp salladı..

Babam yanımıza geldi..

Babam dönüp dedi ki; kesinlikle “Demokrat Partiye oy vermeyeceksiniz... Verirsen sen bilirsin..”.

İşte biz o günleri gördük ve bugünlerle tanıştık.

Allah’a yüz binlerce şükürler olsun ki böyle bir Cumhurbaşkanımız var ve ülkenin yönetimi elindedir...

Küfür sistemleriyle mücadele ediyor...

Yedi düvele karşı dik duruyor...

Türkiye’de bir asırda yapılmayan, bu Cumhurbaşkanın hükümeti döneminde yapıldı..

Türkiye artık eski Türkiye değil..

Bugün, mevcut anayasanın değiştirilmesi için çaba gösteriyor.

Ona minnettarlığımızı sizin vasıtanızla bildiriyoruz.”

Bu ifadeyle, sohbeti tamamladı o dostum...

Demek ki millet yavaş yavaş uyanıyor ve gerçekleri söylüyor.

* * *

Bu paralelde bakınız 1923’teki Lozan Anlaşmasıyla ilgili Kadir Mısıroğlu tarafından yazılan “Lozan Zafer mi Hezimet mi” isimli kitabın birinci cildinin giriş bölümünden bir kesit, sizlere aktarmak istiyorum..

Tarihi gerçekleri içeren bu “kısa” özetin analizinizi de sizlerin takdirine bırakıyorum..

“Aziz okuyucu!

Lozan; muazzam bir imparatorluk mirasının han-ı yağmasıdır…

Türkün şahsında İslam’dan intikam alınarak bütün bir İslam dünyasının başsız bırakılmasıdır.

Lozan’ın getirdiği adalarla Yunan Stratejik Çemberine alınmış iktisadi kaynaklardan mahrum her türlü unvan ve sıfatı yolunmuş gayritabii hudutların çizdiği küçük bir Türkiye’dir.

Sebil Yayınevi “takrir-i sükun” kanunu ile yani çıkarılan konuşturmama diktatörlüğüyle Lozan’ın üzerine çekilmiş olan şalı kaldıran ve onu milli misak önünde ilk olarak muhasebe eden böyle bir eser ile sizinle gerçekleri paylaşıyor.”

* * *

Bakınız, sevgili okurlar.

Gerçekten yakın tarihimizde şu yüz yıl içerisinde Türkiye’de olup bitenler, A’dan Z’ye kadar diyebiliriz ki hepsi bir projeye münhasırdır.

Dış mihraklı projelerin ürünüdür ve kasıtlıdır...

Hedef, Cihanşümul bir İslam dünyasının dar çerçeveye sokulmasıdır.

Ama ne yazık ki içimizdeki kendini bilemeyen masonik kafaların localarının vasıtasıyla, bu gayede amacına ulaşıldı...

Dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi bu anayasa paralelinde kurgulanan adalet, hiçbir zaman hukukun ilke ve normlarına uygun değildir.

Hele hele İş Mahkemelerinin yasaları tümüyle işsizliği körüklemektir..

İstihdamı da söndürüp sindirmeye yöneliktir.

Açık ve aleni bir şekilde; sermaye düşmanlığı içermektedir...

Cumhurbaşkanımızın, bu anayasa değişikliğiyle birlikte mutlak suretle bunu da gözden geçirmelerini temenni ediyoruz.

En derin saygı ve sevgilerimle...