Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

ARTIK BU SAHTECİLİĞE, TAHRİFATÇILIĞA, KAVRAM ALDATMACALIĞINA YETER!?

Sevgili okurlar.

14 Ocak 2022 tarihli yazımıza başlık olarak kullandığımız “MASONİK MEDYA KAVRAM ALDATMACASIYLA KENDİNE ÖMÜR BİÇİYOR” ifadesinin kapsamında, uzun uzadıya kaleme aldığımız konuların başında, ülkemizin iç meseleleri ile oluşan manevi derin yaraları gelmekteydi!..

Sebep-sonuç ilişkisine odaklanarak, kapsayıcı şekilde fikri beyanda bulunmuştuk..

Tarihten de örnekler getirerek..

Dün ne idik, bugün ne âlemdeyiz sorgulamasını da, günümüz koşularını göz önüne alarak, “irdelemeye” çalışmıştık...

Bugün sizinle yapacağımız sohbetin muhtevası aynı rotayı içerse de, daha açık bir şekilde “dillere pelesenk” olmuş kavramların “çizgisinde” yürüyeceğiz...

Yazı başlığımızı değiştiriyoruz...

Ancak başlık bir bütünlük içerisinde “bir çağrı” mahiyetini taşımaktadır...

Ne diyoruz..

“ARTIK BU SAHTECİLİĞE, TAHRİFATÇILIĞA, KAVRAM ALDATMACALIĞINA YETER!?”

Bu mesaj, ülkemizdeki mevcut siyasilere ve siyasi parti oluşumlarına direkt bir hitaptır...

İster iktidar olsun, ister ana muhalefet olsun, isterseniz de yavru muhalefetler olsun, ister siyasi oyun oynayan medya olsun…

Bilaistisna hepsinedir bu hitabım!..

Bu memleket insanı artık üretilen ve uygulanan yanlış politikalara yeter diyor.

Yeter artık; kavram aldatmacanız...

Yaşanan ve yaşatılan haller yüzünden toplum her gün biraz daha mecrasından sapıyor?

Deyim yerindeyse pusulasını şaşırmış durumda.

Mesela dünkü bazı yazılı medyanın birinci sayfalarına taşıdıkları haberlere bir göz atalım..

Hangi mevzular gazetelerin manşetine konu olmuş?

“İNANCIM YOK” DİYENLER 10 YILDA 3 KAT ARTTI

Haber şöyle diyor;

Türkiye 100 kişi olsaydı anketinden sorgulanması gereken veriler çıktı.

Son 10 yılda kendini dindar muhafazakâr olarak tanıtanların oranında 3 puanlık düşüş yaşandı.

İnancı olmayanların oranı ise yüzde 2’den 6’ya yükseldi.

KONDA, son 12 yılda yaptığı 125 araştırma ve 300 binin üzerindeki görüşmeden elde ettiği verileri raporlaştırdı.

Her yüz kişiden 94’ü bir inancı olduğunu belirtirken, “dini inancı yok” seçeneğindeki artış dikkat çekti.

2011’de inancı olmadığını söyleyenlerin oranı yüzde 2 iken 10 yılın sonunda bu oran yüzde 6 olarak belirlendi.

Kendini inançsız ateist olarak tanımlayanların oranı da yüzde 2’den 7’ye yükseldi.

18 yaş üzeri nüfusa dönük çalışmada hayat tarzını tanımlayanların yüzde 31’i modern seçeneğini işaretledi.”

* * *

Vay ki vay!...

Gel de İslam memleketinde yaşanan ve yaşatılan tablonun getirdiği sonuca; “yetti, ya da yeter artık” deme!...

Sevgili okurlar.

Gelelim diğer bir gazetenin manşet haberine...

O da, toplumsal buhrana dikkat çekmiş...

“Nesil elden gidiyor?”

Hazin bir tablo...

Gerçekten ülke çok perişan vaziyette görünüyor.

Her zaman burada yazıyoruz, çiziyoruz.

Olayları görüyoruz, duyuyoruz ve kamuoyuyla paylaşmaya çalışıyoruz.

Bu tablo böyle devam ederse; “toplumsal yıkım kaçınılmaz” hale gelir?...

Hem de muhafazakâr olarak geçinen iktidar partinin döneminde…

Dile kolay...

Müslüman bir ülkeyiz..

Ama gel gör ki, namaz kılanların yüzdeliği “yürek sızlatıcı” oranda..

Korkunç bir düşüş..

Nerdeyse son 10 yıl içerisinde namaz kılanların oranları, bir elin parmaklarına inmiş kadar...

Çok düşündürücü.

Namaz kılanlar nerdeyse toplumun yüzde 25’ini içeriyor..

Yüzde 75 kılmıyor..

Ekonomiksel sıkıntı zaten başını almış gidiyor.

Toplumsal çürümüşlükte görünen tablo, apayrı bir garabet…

Öyle inanıyoruz ki gösterilen bu ağır vahametler, her ne kadar AK Parti iktidarı döneminde daha fazlasıyla baş göstermişse de dayandırılması gereken nokta, olayın orijinli mekânı ve zamanı CHP’dir ve tek parti şeflik ve dipçik döneminin domino taşı misali sirayetidir..

Zira o dönemle “inkar ve asimilasyon, devşirme” başladı..

1940’larda İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde ilk Milli Eğitim Bakanlığını yapan, aynı partinin önde gelen simalarından birisi olan Hasan Ali Yücel’in o dönemdeki icraatlarına bakarsak, gelinen rezilce hal-i durumumuzu daha iyi anlamış oluruz!

Yücel, o dönemde elinden geleni ardına koymadı.

Toplumun daha fazla dejenere edilmesine, toplumu laikçilik, Kemalist, Atatürkçülük gibi senaryolarla dinden uzaklaştırma planları, ilmik ilmik uygulandı..

Milli Eğitim bünyesinde gerçekleştirdiği oyunlar, İslam’a karşı beslediği kin ve nefreti tüm çıplaklığıyla açığa verme hali; ülkenin birçok yörelerinde köy enstitülerinin açılmasıydı.

Karma eğitim şekli ile yola çıkan, yalnız sınıftaki kızlı erkekli karma eğitim şeklinden daha fazlasıyla yatılı olan okullarda karma odalar, bayanların ve erkeklerin kullandığı aynı banyo ve tuvaletler…

Hayâ ve utanma duygularını ortadan kaldıran bir anlayış..

Netice itibariyle günü gelmiş okulların kanalizasyonlarından ve tuvaletlerden nice ceninler toplatıldı..

***

Yineliyorum, temel fikrimi..

Her ne yapılırsa yapılsın; bu millet “dininden ve inancından” geri kalmaz..

Velev ki kısmi olarak da yaşasa veya yaşamasa da, “son raddede” sarılacağı tek ipin, İslam olduğunu biliyor..

Bu itibarla yüz yıl da geçse iki yüz yıl da geçse bu memleket insanı dindardır.

Mukaddes kitabı olan Kur’an’a bağlıdır.

Kıblegâhı Mescid-ül Harameyn-i Şerifeyn’dir.

Düsturları Kur’andır, cami ve cemaattir.

Bu olmazsa hiçbir şey gerçek değildir.

Gerçek diye millete yutturma politikası da artık milleti inandıramıyor.

Evvelki günkü yazımızda da belirtmiştim.

“Bize göre en büyük cihad, en büyük hizmet ekonomiksel sıkıntılardan sonra bu ülkeyi sistemin kirli politikalarından, çürümüşlüğe götüren mevcut unsurlardan arındırmaktır, onunla mücadele etmektir...”

Evet, sevgili okurlar. 

Kamu vicdanı dilini kullanarak bu seslenişimiz, tüm TBMM’yedir.

Özellikle iktidarda bulunan AK Parti’yedir.

AK Partinin bu yöremizdeki görevlendirdikleri bazı siyasi unsurların yanlışlarına artık dur denmelidir.

Diyarbakır’ımız başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu il ve ilçelerine atanan bazı kayyımlar ve valiler...

Hepsini kastetmiyoruz ve söylemiyoruz tabii ki.

Ama ekseriyet-i mutlaka mülki amirlerin bazıları “devlet görevlisi” olarak halka hizmet vermekten daha fazlasıyla o mevcut bazı siyasetçilerle birlikte kişisel ranttan kendilerini kurtaramamak durumunda oldukları aşikârdır.

Her gün tomar tomar haberler yazılıyor, çiziliyor.

Böylece iktidar partisi yıpranıyor ve yıpranmaya devam ediyor.

Bundan dolayı diyoruz ki;

Dost acı söyler.

Partinin 20 yıldan beri halka vermiş olduğu, ülkeye vermiş olduğu çok değerli hizmetlere rağmen, ne yazık ki son zamanlarda yukarıda haber olarak sizinle paylaştığımız gibi 10 sene içerisinde “Dine inanmıyorum” diyen inkârcı materyalist bir akımın yüzde 2’den yüzde 6’ya çıkma şekli çok düşündürücüdür.

Ve bize göre milli bir fecaattir ve felakettir.

Halk buna dayanamaz.

Geçmiş iktidarların bazılarını örnek olarak gösterirsek ki o iktidarların bugün esamisi yoktur.

O dönemin iktidarlarının bazı liderleri ve ön saflarında yer alanlar burunlarından kıl aldırtmıyordu.

“Benim ben” demeleriyle sonuç itibariyle bugün o partilerin ve o liderlerin esamisi yok.

Onları baştan çıkaran iş çevrelerinin de esamisi yok.

Hepsi “HEBA EN MENSURA” toz olup uçup gittiler.

Bizim burada AK Parti iktidarına dostça bir uyarımız var.

Bu bölgeye, özellikle Diyarbakır’ımıza, Batman’ımıza, Van’ımıza, Mardin’imize, Hakkari’mize, Şırnak’ımıza, kendi burnundan kıl aldırmayanları değil, iyi düşünen, vicdanına danışan, inanan ve halka hizmet verebilecek mülki amirleri gönderin.

Özellikle Diyarbakır’ımızda nerdeyse 10 yıldan beri şaibeli bazı bürokratların varlığı ne yazık ki hala da devam ediyor.

Özellikle mülki amirlerin şaibeleri hala da devam ediyor.

Tarafgirlik mi dersiniz, o biçim.

Siyasetin zengin kahvaltı sofralarını süslendirerek, iş çevreleriyle işbirliği yaparak, şaibeli ihalelerin varlığı söz konusudur.

Örnek verilmesi gerekiyorsa, şöyle bir örnek vereceğiz ve olayın sonunu da yarına bırakıyoruz.

Tarih 1993.

Doğru Yol ile SHP Koalisyonu.

İçişleri Bakanlığından Diyarbakır Valiliğine atanan Rizeli İbrahim Şahin ve yardımcısı Tarsuslu Yılmaz Aydoğan’ın yapmış oldukları antidemokratik, hukuk dışı keyfiliğe dayalı uygulamalarını yarından itibaren siz değerli okurlarımızla bir iki yazımızda paylaşacağız.

Bu itibarla özellikle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın zat-ı devletlerinden istek, arzu ve temennilerimiz şunlardır.

Sayın Cumhurbaşkanım.

Yıllardan beri vermiş olduğunuz bunca hizmetinize, çalışma azminize karşı diyeceğimiz hiçbir şey yok.

Büyük çapta halkımızın da size güvenmeleri sonsuz olmakla beraber, halkın size karşı bu güzel güven ve itimatların daha fazlasıyla devamı gerekiyorsa ki gerekiyor.

Zira Türkiye seçim sath-ı mailine girmiş oldu.

Bu yöremize, Diyarbakır’ımıza böyle kendine güvenen, halka yukarıdan kuş bakışıyla bakan, burunlarından kıl aldırtmayan ve haklarında töhmet ve şaibelerin varlığı olan mülki amirleri lütfen ayıklayarak gönderin.

Mevcut durumdan dolayı halk çok ızdıraplı ve çok endişelidir.

Gerek yerel bazı siyasi unsurlar olsun ve gerekse bu siyasi unsurlarla işbirliği içinde olan bazı bürokratlar olsun.

Bu cihette halkın dikkati söz konusudur.

Bizden dostça uyarı…

Devamı yarın.

En derin saygı ve sevgilerimle.