Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

ARTIK BU SAHTECİLİĞE, TAHRİFATÇILIĞA, KAVRAM ALDATMACALIĞINA YETER!? (IV)

Sevgili okurlar.

Yıllardan beri politik oyunlarla, kirli ve yanlış oy potansiyeliyle kendilerine ömür biçen “nice gün oğlu” siyasetçiler gelip geçti!?

İster muhalefet olsun, ister iktidar olsun; “al birini vur ötekine” misali hep varlık göstermişlerdir!

Ve biz de her daim dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı, zihnimizin ulaştığı hakikatler ölçeğinde “bu, gün oğlu siyasilerinin” hep maskesini düşürmeye çalıştık..

Dün olduğu gibi bugün de aynı ilkelerin rotasında yürüyoruz!

Hazin olan da şudur ki..

Bunların sürekli varlık göstermesi, kendilerine alan bulup palazlanmaları, mevcut sistemin sayesinde olmuştur...

Ki mevcut müesses nizam ne yazık ki Türkiye’ye bir yarar getirmemiştir..

Ve hiç tartışmasız ki bundan sonra da getirecek değildir...

***

Bakınız sevgili okurlar..

AK Parti, nerdeyse 20 yıldan beri iktidarda bulunuyor ve ülkeyi yönetiyor.

AK Parti yola çıktığında, CHP’nin diğer yan haşiyelerinin artık bu memlekette borularının ötmeyeceği, milli iradeye, milli inanca, milli kültüre dayalı “bir inancın misyonuyum” demişti...

İşte bu misyon ve dava adamlığıyla yola çıkış, gerçekten halkı çok büyük bir şekilde ümitlendirmişti...

Herkes “Yeni bir Türkiye, yeni bir sistem, ter û taze bir milli şuur ve hâkimiyet-i İslamiye” artık filizlenip, dal budak salıp ağaç olacak diye düşünüyordu...

Ve nitekim ilk yıllarda “misyonunu” aksiyona  çevirme gayreti ve mücadelesi içerisindeydi..

Birçok tabular yıkıldı...

Vesayetin halk deyimiyle “dalını, budağını” kesti...

Ama sonra ne olduysa “ibre tersine” dönmeye başladı..

Umutlar dağıldı...

Milletin beklentileri oluşmadı, siyasal iktidar da “cevap verebilmede” istenileni vermedi!

Tabiatıyla düşünülen ve cevap aranan soru şu oldu!...

Peki, bu memleket ne olacak, nereye gidecek?

Çünkü…

Siyasetçi çıkıyor parlak nutuk atıyor.

Vatandaş izliyor, şakşakçılar alkış tutuyor.

Ama iş bittikten sonra her şey “sanal” misali...

Hiçbir şey olmamış gibi.

***

Şunu net ifade edebilirim ki...

Bu memlekette vatandaşların vergileriyle oluşturulan bütçe ne yazık ki çok yanlış yerlere harcanıyor.

Bugün halkın çektiği sıkıntılar; hep israftan kaynaklıdır!.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir” demesiyle yerden göğe kadar haklıdır.

Ancak bugün günlük sosyal ve siyasal hayat şekli tümüyle faize odaklı şekilde, konumlandırılmıştır...

Ki en büyük konum kurla endeksleniyor olmasıdır!...

Ekonomiye dayalı herhangi bir milli politikamızın varlığı söz konusu olmamıştır, bundan sonra da olacağına halk inanmıyor.

Zira hal-i âlem meydanda diyoruz ya.

Durup dururken kendiliğinden hiçbir şey olmaz!.

Hep ifade ediyorum..

Bizim tek reçetemiz ve çözüm rotamız vardır..

O da; milli kültüre, milli ahlaka, milli tarihe dayalı yepyeni bir eğitim sisteminin işlev görmesidir...

Ve bu minvalde oluşturulan mevkutelerle yeni bir gençliğin yetiştirilmesidir.

Her şeyden evvel kalbi ve ruhi derinliklerinde Allah mefhumu olan bir gençliğin yetiştirilmesi gerekir.

Yoksa iki gün önce de yazdığımız gibi artık namaz kılanlar Müslüman bir toplumda yüzde 25’e inmiş ve “inanmıyorum” deyip nice sapkın düşünceye sahip gençlerin her gün biraz daha çoğalma görüntüsü, vahim bir gidişatı gösteriyor...

Bunun temel sebebi kültürlü olarak gösterilen nice diplomalı cahiller varlığı ve onların rehberliğinde gençlerin yetiştiriliyor olmasıdır...

Bunun üretim fabrikası da ne hazindir ki mevcut milli eğitim sistemidir...

***

Bölgemizdeki hal, çok acıdır.

Fakru zaruret o biçim.

Ahlaki çöküntüler o biçim.

Aile çürümüşlüğü apayrı bir hal…

Ekonomik alanda istediği kadar Türkiye gelişsin, hatta yeni bir Amerika olsa dahi, ne gezer!?..

İnsani ve rahmani bir nesil yok ise!...

Cumhurbaşkanının da dediği gibi;

“İnsanı yetiştir ki devlet oluşsun.”

Bir defa biz, insan yetiştirme şansımızı nerdeyse 200 yıldan beridir kaybetmişizdir...

Yetiştirilenlere bakalım...

Faşizan bazı anlayışlarla işbirliği yapan iktidarlar hiçbir yere varamamışlar ve varacaklarına da pek inanmıyoruz.

***

Bakınız, dünkü yazımızda da söylemiştik.

2021 yılı içerisindeki çok önemli bazı yazılarımızı yeniden sizinle paylaşmak üzere, özet mahiyetinde bazı paragrafları sohbetlerimizin satır aralarında sizlere aktaracağımızı ifade etmiştik...

* * *

Bakınız, 9 Nisan 2021 tarihindeki yazımızın son bölümü aynen şöyle;

“1982 Anayasasının dibacesine bir bakın...

Akla ziyan, çelişkilerle dopdolu..

Birazdan birkaç paragrafını sizlere aktaracağım...

İnanın ki okuduğunuz da, ağzınızdan çıkacak ilk sözcük şu olur...

“Yanarım bu ülkenin hal-i durumuna”...

Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma azmi yönünde sözde yola çıkan bir anlayış; bu kadar “cehaletin” kör kuyusunda bulunur mu?

Yer küresinde, böylesi anayasalar ve uygulamaların eşi ve benzeri yoktur...

Tablo; gülünür mü, ağlanır mı dedirtiyor?

* * *

Sevgili dostlar...

Var olan tabloya karşı...

Gerçekten herkes korkmadan, çekinmeden elini vicdanının üzerine koyarak, beynini yoklayarak, görmeli ve ona göre hareket etmelidir.

Batıla karşı haklı fikrini saklamadan söylemelidir.

Zira memleket meseleleri, vatanın ve milletin birliği her zaman ön planda gelir.

Şunun bunun hatırına binaen, bir ülke ve millet “göz ardı” edilemez...

***

İşte 1982 Anayasası...

Darbeci vesayetçi bir Anayasa..

Dibacesi çelişkiler yumağını içeriyor..

Çelişkileri, yanlışlıkları bir tarafa bırakın, antidemokratik, kirli bir hegemonya söz konusu...

Ve gelen giden iktidarlar da bu hegemonyanın gölgesinde, memleketi yönetmişlerdir..

Ve hala da yönetilmeye devam ediliyor.

Hem de demokrasi adına.

Hem de milli irade adına.

***

Aktaracağım paragrafa bakın..

Ne diyor?

“Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda...”

Sevgili dostlar...

Şu cümleyi irdeleyerek, satır arasını da geniş tutarak, okuyalım!...

Meşru yoldan iktidara gelen meşru hükümete karşı dört gün önce 104 emekli amiral tarafından “aba altından sopa göstererek” yayımlanan bildirinin özü ve mahiyeti aynı cümleleri içermiyor mu?

Nasıl ki o günün, yani 12 Eylül darbesi sonucunda gerçekleştirilmiş 1982 anayasasının ifadeleri ve o meşru hükümeti alaşağı eden Kenan Evren Cuntası ne ise bu 104 amiralin de kullandıkları ifadeler aynı değil midir?

Atatürkçülüğün gölgesine sığınarak, Atatürk’ü istismar ederek CHP’nin kirli emellerine alet olma hali değil midir?

Devamını da okuyalım.

“Dünya Milletler Ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde, millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu anayasada gösterilen hürriyetçi, demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı…”

Buna da bir açıklık getirelim sevgili okurlar.

Bu paragrafta kullanılan cümleler nasıl da birbiriyle çelişiyor.

Sanki millet çocuk yerine konularak aldatılıyor, arkadan vurulmak isteniyor ve morfinleştiriliyor.

“Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu anayasada gösterilen hürriyetçi, demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı…”

Peki, sormazlar mı?

Siz böylesine savunmanızla kendinizi yalanlamış olmuyor musunuz?

12 Eylül darbesiyle alaşağı ettiğiniz meşru hükümet, Türk milletine ait değil miydi?

Onlar başka milletlere mensup kişiler miydi, ecnebilere mi çalışıyorlardı?

“Anayasada gösterilen hürriyetçi, demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni”

Onlar başka bir hukuk düzeni mi kullanıyordu?

Ey darbeciler!

Oysaki sizler ve sizin yaptığınız darbe, ne hukuka, ne adalete, ne Türk milleti adına, ne de hukukun üstünlüğüne ait tek bir ifade veyahut bir cümlenin uygulanması yoktu ki?

İttihat Terakki Partisinin 1909’dan 1923’lere kadar, hatta 1923’ten 1950’lere kadar aynı uzantının, aynı anlayışın, aynı politikanın ta kendisi değil midir?

Jakoben anlayışın uzantısı değil midir?

O Kenan Evren değil miydi ki “sağdan bir kişi, soldan bir kişi her gün ikişer kişi asıyorduk, eşitlik olsun” diyen.

Böylesi bir anlayışla nasıl olur da Türk milleti ve Atatürk cumhuriyeti adına bunları anlatabiliyorsunuz ve uygulayabiliyorsunuz?

Mademki demokratik hukuk düzeninden çıkamayacağını söylüyorsunuz, peki siz niye çıktınız?

Niye suçsuz ve günahsız gençleri astınız?

Biri soldan, diğeri sağdan diyerek?

Şimdi üçüncü paragrafa geçelim.

“Kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak anayasa ve kanunlarda bulunduğu; hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milleti menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma görmeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı…”

Evet, bunu da bir irdeleyelim...

Bakınız, diyorlar ki;

“Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milleti menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma görmeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı…”

Bu ifadeden daha zalim, daha karanlık, daha kirli bir düşünce nerede arayıp bulabiliriz acaba?

Yani bunca çelişkilerle dopdolu cehalet simgesi olan bir anlayışı acaba hangi millette, hangi demokraside, hangi laik devlette arayıp bulabilirsiniz?

İllaki 12 Eylül karanlık darbe mezaliminden başka.

Bir yandan “Türk milletinin menfaati” diyorsunuz, “devleti ve ülkesiyle bölünmezliği” diyorsunuz…

Ama yaptığınız bu işte sadece Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve al bayrağının gölgesinde yaşayan 83 milyon insanın içinde Türkü de var, Kürdü de var, Arabı da var, Acemi de var, inançlısı da var, inançsızı da var…

Bunları tümüyle yok edip sadece ırkçılığa dayalı bir düşünceyle her tarafı silip atıyorsunuz.

Ve “Türkiye’ye demokrasi getiriyoruz” diyorsunuz.

Öbür yandan da “laiklik” diyorsunuz ve Türk devletini kutsal din duygularından uzak tutuyorsunuz.

Mademki din duygularını kutsal olarak anımsıyorsunuz, peki laiklik nedir?

Laiklik milleti dinden uzaklaştırmak demek değil midir?

Hal-i durumunuza, kargalar güler kargalar?

Siz darbeci olarak bu millete karanlıklar getirdiniz?..

Koltuk sevdası sizde her şeyden önce geliyor.

104 emekli amiralin ve CHP’nin tarihi ifadeleri, hep koltuk ve güç hesabı olmamış mıdır?

Sizinki; “merkezi kurmay planıdır...”

Darbeci bir anayasanın kullandığı cümleler ve ifadeler, gece yarısı yayımlanan bildiri de kaleme alınarak, meşru hükümet tehdit ediliyor.”

Devamı yarın.

En derin saygı ve sevgilerimle.