Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

ARTIK YETER, BÖYLESİNE TABULAR YIKILSIN, HEM DE SIRAYLA! (II)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü yazımıza başlık olarak kullandığımız; “ARTIK YETER, BÖYLESİNE TABULAR YIKILSIN, HEM DE SIRAYLA!” ifadesi altında bugün de sizinle sohbetimize devam edeceğiz.

Zira çok önemli ve kapsamlı konular içermektedir?

Milletimiz artık derin gaflet uykusundan uyanmalıdır.

Sağına soluna, öne arkasına bakmalıdır.

Neydik, ne olduk, nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz?

Bu sorulara cevap aranması gerekir.

Türkiye’de tabuların varlığı bize göre milletimizin yok edilme tehlikesidir.

Bir milleti ancak batıl, inançsız, meşruiyetsiz, geçersiz, istibdatların değişik yöntemleriyle; “esaret” altına alabilirsiniz?

İstibdat ve zulüm ise baskıcı yasaların altında gerçekleşir..

Bu da, toplumları, milletleri sindirir...

Toplumun kötülüklerin üzerine gitmemesi için, o kötülükleri ve zulmü dile getirmemesi için, onunla mücadele etmemesi için, yasaklayıcı baskıcı kanunlar ortaya konulur...

Ve böylece toplumun eli kolu bağlanır...

Nitekim cezalar o biçim.

Hem de rastgele cezalar.

Hiçbir kanuni dayanağı olmayan cezalar.

Bugünkü sohbetimizin konusu olmamakla beraber, burada kısaca ve özet olarak araya bir iki cümle ekleyerek, bu mevzu üzerine konuşmak istiyorum...

Örnek verirsek..

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Diyarbakır’ımızda polise verilmiş görev ve salahiyetler çok geniş kapsamlı uygulanmaktadır..

Özellikle trafik terörü söz konusudur.

Trafik polisleri, istihdam yaratan iş çevrelerinin önlerini, gelişmelerini, çalışmalarını adeta önlemek için amansızca “ceza kesmeye” yönelik mücadele sergiliyor..

Ama nasıl bir mücadele!?

Elbette ki, polisler kendilerine verilen kanun ve salahiyet yasaları paralelinde görevlerini yerine getiriyorlar...

Buna diyecek bir şeyimiz yok..

Tabi ki, haklılar..

Ama iş çevreleriyle, nakliye yapan şoförlerle polisin yaptığı mücadele ve kesilen cezalar amansız ve acımasızca bir uygulama içermektedir...

Üst seviyedeki zevatlara soruluyor, “iş dünyasını” isyan ettiren acımasızca uygulamanın nedeni ne diye?

Verilen cevap...

Vallahi polisin nakliyecilerle vermiş olduğu mücadelenin sebebi; ağır tonajdan dolayı asfaltların bozulmaması içindir.

Çok güzel.

İyi bir görüş.

Elbette ki katılıyoruz.

Amma velâkin!

Bu görüşü ileri süren zevat, acaba karayollarına dökülen asfaltın kalitesini ve miktarını, kalınlığını ve dayanıklılığını biliyor mu?

Karayolları müteahhitleri bu işi yaparken, kontrol ediliyor mu?

Yoksa şeklen mi?

Kağıt üzerinde, asfalt inşaatının bitişinden sonra yapılan geçici kabulün evrakları üzerinden mi kontrol ediliyor?

Yoksa didik didik dökülen asfaltın kalitesine göre mi?

Bizim tespitlerimize göre; yeni dökülen asfaltların ekseriyeti henüz aradan iki ay geçmeden bırakın yüksek tonajlı araçları, taksilerin, minibüslerin, pikapların da üzerinden geçmesiyle eskisinden beter hale geliyor...

Asfalt kendiliğinden dağılıyor ve çukurlar haline geliyor?..

Bir asfaltın ömrü iki aylık mı, altı aylık mı veya bir sene mi?

Oysaki devletin vermiş olduğu asfalt bedeli o kadar pahalı ki sanki Londra asfaltıymış gibi para ödüyor.

Ama heyhat!

Dökülen asfaltların kalitesi birçok yönüyle çok düşük diyebiliriz.

Acaba yetkili zevatlar bunu görmüyorlar mı?..

Görmüyorlar ki, hep aynı durum yaşanıyor..

Gördükleri, iş yapan, istihdam gerçekleştiren, devletine vergisini veren, iş çevreleridir...

Onlarla mücadele ediliyor..

Hele hele bir araca kesilen 15 bin ile 18 bin Türk Lirası; “tonaj cezasına” gel de tepki verme!..

Yarısı asgari ücretle çalışan şoförden, diğer yarısı da işverenden alınıyor.

Bu konuyu şimdilik burada noktalayalım.

Sadede geçelim.

* * *

Sevgili okurlar.

Tabular; bir toplumun, bir ülkenin, bir devletin içine kökleşerek yerleştirildiği zaman, o memleketin ilerlemesi, kalkınması, izzetli ve şerefli bir ülke haline gelmesi mümkün değildir?

Bunun tarihi gerçeğini de yaşadık.

Yüz yıldan beri, hatta iki yüz yıldan beri yaşıyoruz.

Tanzimat Fermanı’ndan günümüze dek.

Hele hele 1908’de kurulan “Meşrutiyet-i Meşrua” uğruna, bugünkü deyimle kökleşmiş, meşruiyet kazanmış bir demokrasi uğruna verilen batıl bir mücadele?.

Niye batıl?

Zira Avrupa’nın, batı mihraklarının direktif ve talimatlarıyla gerçekleştirildi.

Osmanlı saltanatı havaya uçuruldu, toz oldu gitti.

Yerine kurulan İttihat Terakki Cemiyetinin cihanşümul bir devleti dört yıl içerisinde tarumar edildi.

Nitekim I. Dünya Savaşı, bunun bariz delili ve kanıtlayıcısıdır.

Ama öyle bir hal aldı ki.

Bu hal oldukça tabulaştı, devletin bünyesine yerleşti ve cumhuriyetin kuruluşuna kadar devam etti.

Sonuç itibariyle kurulan bir cumhuriyet ve o cumhuriyetin kuruluşundan bir gün sonra hilafetin ilgasıyla tabulaşan yeni yasalar.. Ne bu yasalar, ne de kanunların hiçbirisi “milli” değildi...

Milli olmamakla beraber, adil de değildi.

Ve her şeyden evvel, Serbest Halk Fırkası, kısa süre sonra isim değiştirdi, Cumhuriyet Halk Partisi oldu.

CHP’nin ve Cumhuriyetin kurucuları tarafından Türkiye’deki gizli mason localar kapatıldı.

Dış mihraklar ve derin mason odaklar tarafından Türkiye sorgulandı..

Verilen cevap aynen şöyle idi.

Biz, her ne kadar locaları kapattıysak da ancak yerine CHP’yi kurduk.

“CHP’nin kuruluşuyla artık masonların gizli çalışmasına gerek kalmıyor, açıkça çalışıyor” denildi.

İşte o kirli tabu, hala da bu milletin üzerinde kâbus gibi çökmüştür!.

Ve ülke, bu tabunun baskıcı istibdat dayatmasıyla yaşamaktadır.

İşte 10 Temmuz’da Ayasofya’nın açılması tüm dünyaya ders-i ibret oldu.

Çünkü Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi, İstanbul’un fethinin ortadan kaldırılması ve İstanbul’un batının küfür sistemleriyle var olması demekti.

Ama Allah’a şükürler olsun ki devletin başında büyük bir insan olarak bulunan Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ayasofya’nın “Cami” olarak açılması, İstanbul’un yeniden fethi demektir.

Erdoğan’ın da ikinci bir Fatih olması demektir.

Kamuoyunun düşüncesinde, anlayışında bu kökleşerek yerleşti.

Hem de çok kısa bir süreç içerisinde..

Başta söylediğimiz gibi, elbette ki batıl, yanlış, milli olmayan, keyfiyete, zorbalığa ve zulme dayalı tabuların yıkılıp ortadan kaldırılması çok önemlidir.

Örneğin; Ayasofya’nın açılışı…

En derin saygı ve sevgilerimle.