Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BATI HEGEMONYASI TÜRKİYE’Yİ DURDURAMADI!? (II)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü yazımıza başlık olarak kullandığımız ifadeyi, bugün de kullanıyoruz.

Zira batı hegemonyası artık devrini tamamlamıştır.

Dünyayı sömüren “Haçlılarla Siyonistler” nerdeyse iki yüz yıldan beri İslam dünyasını da, tabiri caizse “iliğine” kadar söğüşlemektedir..

Ama artık, mekir, hile, oyun ve ikiyüzlülükle yola çıkmış emperyalistlerin devri kapanmıştır...

İslam dünyası uyanmıştır.

Her gün biraz daha uyanmaya devam edecektir.

***

Bakınız!..

Bundan 20 yıl öncesine kadar, gelen-giden Başbakanların ekseriyeti ve bazı Cumhurbaşkanları, CHP’nin jakoben dayatmalarıyla hep yol almıştır...

Onların nam-ı hesabına, yönetim ve siyaset benimsemişlerdir?

Devleti yönetenlerin birçoğunun kurdukları sofra, şaraplı, viskili, kadınlı, kadeh tokuşturma şekliyle tertipleniyordu?

Resmi sıfatlar da “şerefe” diyerek kadeh kaldırarak tokuşturuyorlardı.

Zira Türkiye’yi, Türkiye halkını “dinden uzaklaştırma” oyununun gereği bunu gerektiriyordu (!)

Ders müfredatları içerisinde ciddiyetle “Allah” anlatılmıyordu.

“Peygamberin hayatına dair” dersler verilmiyordu..

Hele hele “Amentû” altı şartlarıyla beraber hiç yoktu.

Sınıflarda veya okul koridorlarında kızlı-erkekli karma bir eğitimle terbiyeli okumuş evlatların yetiştirilmesi artık imkânsız hale gelmişti.

Toplum çok büyük badirelerle karşı karşıyaydı ve ne yazık ki hala da yer yer devam etmektedir?

Uyuşturucu baronlarına, kaçakçılara, vurgunculara, suç şebekelerinin eli kanlı katillerine, illegal yollardan geçinenlere, cezaevlerine sayısız defa girip çıkanlara, sabıka kayıtlarının birer ansiklopedi haline dönüştürülmesi hali nerdeyse toplumun her kesiminde rağbet görmüş durumdaydı.

Allah’a şükürler olsun ki; bugün çok az denilecek kadardır.

Ancak yine de vardır.

Hele ki şu “İstanbul Sözleşmesiyle” toplum apayrı bir şekilde yeniden Ortaçağ cahiliye devrine sürüklenmek isteniyor..

Ne yazık ki aile mefhumu kalmadı.

Allah’ın her günü yeni evlenmiş eşler, birbiriyle büyük anlaşmazlık ve uyuşmazlık içerisinde, “şiddetle” birbirlerine hasım oluyorlar...

Ya boşanmayla sonuçlanıyor..

Ya sığınma evine mahkum olunuyor..

Ya da cinayetle son buluyor..

Biri mezara, diğeri cezaevine..

Varsa çocuklar, onlar da yetiştirme yurtlarında, sahipsiz!..

***

Yapılan araştırmalara göre, gece geç vakitlerde eve gelen erkek, onu evinde bekleyen eşi, büyük bir stres ve kuşku içerisinde saatler geçirmektedir...

Acaba “eşime ne oldu, niye geç kaldı” diye düşünen fedakâr kadın bu çile içerisinde yaşarken, sabah saatlerinde gelen koca “hiçbir şey olmamış” gibi davranıyor..

Kadın “geç kaldın” diyor.

Koca vay sen misin bunu diyerek, şiddete yöneliyor..

Hem eşini hem de evini yakmaya kalkışıyor.

Kadın, zorunlu olarak polisi çağırıyor..

Polis gelip erkeği gözaltına alınca, artık kadın o evde kalma cesaretini kendinde göremiyor.

Ve haklı olarak da uyuşturucu kullanan eşler, hatta iki gün önce anlattığım gibi aynı aileden erkek eş geç vakitte eve gelince sarhoş sarhoş kadını dövüyor ve kendisinin de canına kıyarak intihar ediyor.

İki çocuk sahibi aynı zamanda.

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Bunları yazmaktaki gayemiz; İslam’dan uzaklaştırılmış bir toplumun akıbeti, neticesinin sonu budur..

Bizim burada söylemek istediğimiz gerçek; gayrinizamî sistemlerin, rejimlerin, her gün biraz daha kokuşmuşluğunun ortaya çıkışıdır..

Ve toplum, ortaçağ cahiliye devrine doğru sürükleniyor.

İnanın, bunu kasıtlı olarak dünya emperyalizmi, Siyonizm ve haçlı emperyalist hegemonyaları paralelinde yerel, dinden uzaklaştırılmış jakoben zorbalar da kol geziyor..

Faaliyetleri, paralellik arz ediyor.

Ve toplumsal düzen altüst oluyor.

Haram nedir, helal nedir?

Din nedir, iman nedir?

Millet nedir, ülke nedir?

Vatanperverlik nedir?

Tüm bu mefhumlar anlamsız bir şekile sokuluyor..

Kimse umursamıyor...

Bunun sorumlusu bize göre gelen giden hükümetler değil, başbakan ve cumhurbaşkanları da değil.

Mevcut anayasanın varlığıdır.

Ki 1924’te kurulan darbeci anayasa hegemonyasıyla buralara kadar sürüklenen Türkiye için dua ediyoruz.

Ya Rabbi!

7’den 70’e kadar bizleri, evlatlarımızı ve neslimizi bu cehaletten, imansızlıktan, bunlarla mücadelede korkmaktan bizleri kurtar...

İşte bunun için de Kur’an’a sarılmayı tavsiye ediyoruz.

Kur’ansız bir ülke hiçbir zaman ülke olamaz.

Kimse kusura bakmasın.

Ne kadar yatırımlar yapılırsa yapılsın.

Ülkelerin başları göklere değse dahi ayaklar kaygan zeminin üzerindeyken, o güç kaymaya mahkûmdur ve yıkılır.

Hem de çok sert bir şekilde yıkılır...

Düşen tabiri caizse, beyin kanamasından gider..

Bu bir örnektir, mecazdır.

Allah ülkemizi ve bizleri böyle kötü badirelerden korusun diye dua etmekten başka çaremiz yoktur.

***

Bakınız, Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor;

“Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi; ittiba-ı Kur’ân’dır.

Azâmetli bahtsız bir kıt’anın, şanlı tali’siz bir devletin, değerli sâhipsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.”

En derin saygı ve sevgilerimle.