Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE İSRAİL!?

Evet, değerli okurlar.

Gerçekten küfür ve şirk dünyası tasarladıkları plan ve projelerini bir bir İslam dünyasının üzerinden “hayata” geçiriyor...

Stratejisini bu noktada belirleyip, hedefine ulaşıyor...

Şunu da ilave etmeden geçmek istemiyorum.

İsrail’in “Büyük Ortadoğu” projesi, bugüne münhasır değildir..

Tarihseldir...

Ki Osmanlının yıkılışıyla başlamıştır..

İşte son 70 yıllık zaman dilimi içerisinde, “coğrafik” yönde ne kadar da büyüdüğü ortadadır...

Filistin toprak kaybetmiştir, İsrail toprak genişletmiştir...

Nitekim İsrail’in bugünkü hali, Osmanlının yıkılışından sonra Türkiye’deki olup biten mezalim ve hukuk dışı antidemokratik maceraların neticesidir!...

Her şey İslam düşmanlığı adına yapılıyor.

İslam’ı yok etme hareketlerinin süreklilik kazandırılmasıdır...

Ve her şey İsrail adına tertipleniyor!…

Bu kirli tezgâh ve meşum ittifak her gün biraz daha İslam dünyasını hükmen de olsa esaret altına almaktadır...

Büyük bir tahakküm sürdürülüyor.

İslam dünyası ise inancının tam tersine anılan Avrupa’nın ve haçlıların kirli projelerini hükmen ve manen kabullenerek, “içine” sindirmektedir...

Her ne kadar, açıkça utanma belasına dahi olsa “bağırıyorum, çağırıyorum, kabul etmiyorum, İsrail’i lanetliyorum” deniliyorsa da bize göre hepsi havadan cıvadan ibarettir...

Havanda su dövme misali..

Zira oluşturulabilecek, tasarlanabilecek, düşünebilecek, üzerine gerçek ilahi bir sistemle Kur’an’ın tevkii ile İsrail’e ve Avrupa’ya karşı yapılabilecek İslam dünyasının hiçbir projesi yoktur.

Onun içindir ki her gün biraz daha İsrail şımarıyor.

Şımardıkça da kuduruyor...

İslam’ın haremine fiilen saldırıyor..

Hükmen tecavüz ediyor...

Mabedi de mabette bulunanları da ayaklar altına alıyor.

Devlet terörünü fütursuzca icra ediyor..

Ama ne yazık ki karşısına çıkabilecek Hz. Ömer’in ruhu bulunamıyor...

Devri saadetteki “hulafa-i raşidinin” kahramanlıkları ve fedakârlıklarını ortaya koyabilecek cesaret, yok!...

O büyük İslam kumandanı Selahaddin-i Eyyubi’nin savaş hareketini ve at üzerinde savaşarak Kudüs-ü Şerif’i teslim aldığı, ecdadın kahramanlıklarını “ruhlarında” taşıyan iman yok..

Tarihten, ecdadından, inancından yoksun bir halde; “Siyonizm’in, haçlı ve emperyalist” anlayışın boyunduruğu altında, herşeyi sineye çekiyor...

Selçukluların ruhuna odaklanmıyor..

Ne yazık ki artık o ruha da inanmıyor...

İslam dünyası 1920’lerden sonra Avrupa ve Haçlı emperyalizmin plan ve projelerinin “hegemonyası” altında bulunuyor..

Ki bu projelerin ürünü ve diktasıyla kurulan cumhursuz cumhuriyetin varlığını, Avrupa ve Haçlı dünyası “bir hiç" olarak görüyor..

Nesil, Türkiye’nin 624 sene boyunca İslam dünyasına baş olarak Avrupa kıyılarına kadar at koşturduğuna, fetihler üzerine fetihler gerçekleştirdiğine, inanmıyor...

Vakıf değil...

Tamamen, batının ve batılın “hayranlığıyla” kendi tarihine, kültürüne, medeniyetine, inancına ve “iman” ettiği yüce Kur’an-ı Kerime, peygamberine “sırt” dönmüş vaziyette!...

İşte bu erozyonu oluşturan Siyonizm ve onun koruma kalkanları, bir asra yakın zamandır; “atalarının” intikamını almanın çabası içerisindeler..

Ama İslam dünyası “gaflet” uykusunda, gerçekleri görmüyor..

Ne hazindir ki İslam dünyası, Osmanlının ve Hilafet-i İslamiye’nin ilgasıyla başsız kalmıştır...

Tıpkı, annesi, babası ölmüş yetim bir çocuk haline gelmiştir...

Vasisi yok...

Ona bakan yok, İslami yetimhaneleri de yok.

Herhangi bir yakını yok.

O yetim kalan çocuk, ancak sokaklarda ağlayarak gözyaşlarını döke döke yaşamak halini yaşıyor...

Ki başka bir çaresi de yok.

Ne yazık ki İslam dünyası bugün bu hali yaşıyor..

Neden mi?

Zira yukarıda aktardım, “ecdadının, tarihinin, kültürünün, medeniyetinin, iman ruhunu” yüreğinde yaşayan, yaşatan İslam dünyası yok...

Her zaman söylediğimiz bir slogan var.

Bugün de onu burada kullanalım.

“Görünen köy kılavuz istemez” misaliyle yola çıkarsak, her şey besbelli orta yerde cereyan ediyor..

İslam dünyasının oluşturduğu yeni yeni devletçikler ve o devletçiklerin başında da haçlı ve Siyonist emperyalizminin mukallitleri bulunuyorsa, vay o İslam dünyasının haline!

Bu hal her şeyi bize gösteriyor.

Gelinen aşama, İslam dünyası ancak isimden ibaret olarak biliniyor ve görünüyor...

İçi boş..

İslam dünyasında Kur’anın ruhu canlandırılmadığı müddetçe…

Sadece Ramazan’dan Ramazan’a Kur’anın lafzıyla okunmasını iktifa eden ve içeriğine giremeyen bir İslam dünyası, hiçbir zaman hedefine ulaşamaz.

Sadece ses veren boş bir tenekeye benzer.

Pas tutmuş bir boş tenekeye dokunduğun zaman “tın tın” ses çıkar ama içinde bir şey yok.

İslam dünyası böyle olunca, İsrail zulmünü artıracak, küfrünü kabartacak, imansızlığını yayacak ve Müslüman geçinen devletçiklerin başına Suudi devletinin başındaki Prens Muhammed bin Selman’lar, Mısır’daki Sisi, Birleşik Arap Emirliklerinin başındaki megalomanyaklar var olduğu müddetçe; hedefine ulaşacaktır…

Bir de onların bu halini alçakça seyredip, onlara onay veren ilim ve ulema müsveddeleri olunca…

Artık yapılabilecek bir şey kalmıyor.

Yine de Allah’tan ümit kesilmez.

Zira hepsinin karşısında Türkiye var.

Osmanlının evlat ve torunları var.

Türkiye;

1918’de İngilizlerin İstanbul’u işgaliyle Mondros mütarekesine imza atarak “barış” adını verdi.

1920’de Sevr antlaşmasına imza atarak “sulh-u umumi” denildi.

1923’te Lozan hezimetine de imza atarak “zafer” denildi.

Ve nihayet 1925’ten sonra tek parti şeflik ve dipçik hegemonyası sürüldü ...

Yapılan her şey ama her şey artık Türklükle, İslam’la ümmetçilikle, yani tümüyle alakası kesilen bir sistem oluşturularak, devletin ve milletin başına çökertildi.

Pek tabi ki istiklal ve istikrarımızı simgeleyen milli mücadele savaşının ruhu da kesildi.

Ne yazık ki meçhullere gömüldü.

Daha sonra İsmet Paşa’nın ve CHP’nin fermanları başladı.

İdamlar serileşti...

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Bugün size burada küpürüyle beraber tarihsel bir belgeyi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

1922’den 1940’lı yıllara kadar bu milletin başına getirilen mezalim anlatan bir belge!…

İnanın ki sevgili dostlar tarihin gerçek yüzüne bakıldığında o günkü olaylar ve bugünkü İsrail’in Filistinlilere yapmış olduğu mezalim arasında hiçbir farkın olmadığı görülecektir..

Ki ben öyle görüyorum...

İsrail bugün orada varsa ki vardır.

Eğer İsrail bugün Kudüs-ü Şerif’i işgal ediyorsa ki işgal etmektedir.

Eğer Mescid-i Aksa’da namaz kılanlara silahlı saldırı yapıyorsa ki yapmaktadır.

Bu kirli oluşumlar zincirleme olarak 1914’teki I. Dünya Savaşıyla Osmanlının yıkılışı ve 1920’lerde Osmanlının ortadan kaldırılışı ve 1923’ten sonra da kurulan sistemin, İslam’la yaptığı mücadele ve kavganın varlığına dayanmaktadır.

Yani bugünkü Kudüs’te Yahudilerin varlığı, hem de devlet olarak dünyaya meydan okuyuşu ve dünya da başta İslam dünyası dahil olmak üzere gözünü yumması, sessiz kalarak pis pis bakması, hepsi ama hepsi yüzyıl önceki Osmanlının yıkılışına dayanmaktadır.

Ve 1920’lerden sonraki yapılan milli mücadeleden sonra Türkiye’deki gerçekleştirilen hileli oyunlar, mezalimlerin sonucu olarak bugün İsrail dünyaya meydan okuyor ve İslam’a zulmedebiliyor.

***

Bakınız, sevgili dostlar.

Başınızı fazla ağrıtmayalım.

Ben buradan Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Tarihçe-i Hayatının Arapçaya çevrilmiş şekliyle 1925’lerdeki olup bitenleri bir belge olarak küpürüyle beraber size sunmak istiyorum.

Gerçekten bunları okuyup, geçmişte yaşananlara vakıf olduğunda insanın çıldırmaması elde değil.

İnsanın tüylerinin ürpermemesi elde değildir.

Bakınız, Muzaffer Gökmen isimli bir yazarın "50 yılın tutanağı" adlı bir yazısını yıllar öncesinde "Hürriyet"te yayımlanan sonradan Arapçaya çevrilmiş halini buraya alıyorum.

14.11.1925 Sivas, Erzurum, Maraş, Rize’deki olup biten vakalar ve birçok ulemanın bir hiç uğruna idamlarını günü gününe yazıyor Muzaffer Gökmen.

Kara Ali isimli bir celladın da o dönemin "Son Posta" isimli gazetede yazdıklarını Arapçaya çevrilmiş küpürünü burada size sunmak istiyorum.

“3.3.1931. Allaktu bi yedeyye alel meşaniki hamsete âlâ fin ve mieteyen ve sitte aşere şahsen”

3.3.1931’de "Son Posta"ya verdiği demeçte Cellat Kara Ali diyor ki;

“Ben 12 sene içerisinde beş bin iki yüz on altı şahsın idam sehpasını elimle çektim.”

Evet, sevgili  dostlar.

Tüm bu olup biten tarihi gerçeklerin yorumunu sizlere ve tüm kamu vicdanına havale ediyorum.

Yorumu size bırakıyorum.

Küpür de aynen böyledir.

En derin saygı ve sevgilerimle.