Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE İSRAİL!? (II)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü sohbetimizde ifade ettiğimiz gibi “İsrail sorunu” sözde muasır medeniyet seviyesine yürüyen bir dünyanın “yüz karasıdır...”

Bu İsrail sorununa, bakın Filistin demiyorum..

Çünkü sorun İsrail’dir.

Bu İsrail sorununu çözmek için dünyanın, özellikle İslam dünyasının dilsiz şeytan durumuna düşmemesi gerekir.

Dilsiz şeytan diyorum.

Zira o yüce İslam Peygamberinin mübarek sözüdür ve sünnetidir.

Kendileri şöyle buyurmuştur;

“Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır...”

Evet, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi “bu İsrail saldırısına karşı sessiz kalan da zulme ortaktır...” 

Başkan Erdoğan’dan İsrail’e karşı tarihi Kudüs çağrısı…

“Mukaddes kenti korumak, her Müslüman’ın boynunun borcudur...” Sayın Başkan Erdoğan, çağrısına şöyle devam ediyor;

“Üç dinin kutsallarını barındıran Kudüs’ü vicdansız, ahlaksız, hukuksuz, saygısız saldırılarıyla kirleten zalimlere karşı çıkmak insanım diyen her bireyin vazifesidir...

Kudüs demek tüm dünya demektir.”

Başkan Erdoğan devamında şunları dile getiriyor;

“İsrail devletinin saldırılarına sessiz kalarak dolaylı şekilde destek veren herkes, ortada yaşanan zulme ortaktır.

Kudüs tüm dünyadır.

Oradaki Müslümanlar da tüm insanlıktır...” 

Erdoğan’ın bu konuşması, gerçekten tarihi bir konuşmadır.

Erdoğan’ın tespitlerine katılmamak mümkün değil.

Önem taşıyan, kayda değer tespitler zincirini oluşturmaktadır...

Amma velâkin.

Dünkü sohbetimizde de kelimesi kelimesine ifade ettiğim nokta, yine Osmanlı’yı yıkan içteki piyonların, emperyalizme boyun eğiciliğidir...

* * *

 

Şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum!

İsrail’in bugünkü Kudüs’e saldırması, Mescid-i Aksa’yı işgal etmesi, namaz kılanlara şiddet uygulaması, plastik mermilerle ateş etmesi…

Tüm bunlar, İsrail’in dünya tarafından hatta özellikle Türkiye rejimi tarafından tarih boyunca ne kadar şımartılmış olduğunun da bir alamet-i farikasıdır, bir simgesidir.

Üç buçuk, dört milyonluk bir İsrail, kendi başına buyruk olarak ortaya çıkıp da böylesine işleri yapamaz.

Ama projeleri çok önemli (!)

Sekülar, laikçi, Kemalist, vesayetçi bir rejimin yıllardan beri İsrail’le işbirliği yapması tartışılmazdır...

Büyük çaplı ordu donatılarıyla ilgili İsrail’den satın almış olduğu tanklar, uçaklar ve daha neler neler?

Türkiye’deki yapılan İslam düşmanlığı ve rejimin kuruluş amacı, sadece İslam’la ve Müslümanlarla mücadele etmesi, bize göre rejimin ne kadar İsrail yanlısı olduğunu da gösterdiği gibi, zaten kendini de ele veriyor.

AK Parti 2003’ten beri iktidarda olmakla beraber ve anılan bu partinin gerek Başbakanlık dönemi olsun, gerek Cumhurbaşkanlığı dönemi olsun, lideri durumunda olan Başkan Sayın Erdoğan’ın mücadelesinden şüphemiz yoktur.

Daima “hakka hak, batıla batıl” demiş bir devlet adamı olmakla beraber, bu iktidardaki süreç içerisinde iktidar partisi olarak mevcut kokuşmuş bir sistemin kılına dokunulamamıştır.

Vesayetçi anlayışın hâkimiyeti, hep yürürlükte olmuştur.

Darbeci anayasa 1924’ten şimdiye kadar ki her ne kadar zaman zaman değişime uğradıysa da hala, o ruhu yürürlüktedir.

Ve devlet bugün o anayasayla yönetiliyor.

Bununla beraber yine de Cumhurbaşkanımız sağ olsun ağzından çıkan gerçekleri bütün dünya kamuoyuna anlatıyor, ifade ediyor.

Hem de sert cümlelerle.

İşin iç meselesine gelince diyebiliriz ki daima İsrail yanlısı görünen ve cumhuriyetin gerek kuruluşu döneminde olsun, gerek daha önceki dönem olsun, tarihi bir devleti yıkıp virane eden gizli derin bir girişim ne yazık ki Türkiye’de hala da varlık göstermektedir...

Bunun baş lokomotifi de Kemalist, sekülar bir anlayıştır.

Bugün CHP de onu temsil etmektedir.

Ve kimse henüz bu yanlışın, bu hukuksuzluğun, bu antidemokratik yaşam şeklinin kılına bile dokunamamıştır.

Dokunabilineceği de pek görünmüyor..

Ki inandırıcı gelmiyor..

Her ne kadar anayasa değişikliğiyle ilgili yeni bir sivil anayasa taslağı MHP tarafından hazırlandıysa da kamuoyuna henüz içeriği bildirilmemiştir.

Kamuoyuna bildirildiği takdirde o da tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır.

Acaba mevcut anayasanın ilk dört maddesinde yazılan kavramlar aynen devam ediyor mu?

Veyahut değişikliğe uğrayacak mı?

O biraz merak konusu.

Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti…

Bu kavramlara dokunulacak mı dokunulmayacak mı?

Değiştirilemeyen ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen kavramların yeni anayasada yeri var mıdır, yok mudur?

Yoksa aynen devam mı edecek?

Akla gelen en büyük soru mevcut anayasadaki, Türk milliyetçiliği yerine Atatürk milliyetçiliği kavramı ne olacak?

Çünkü bize göre devletle millet arasında büyük bir kavgaya neden olmuştur.

Zira Türk milliyetçiliği İslam’a dayalı, inanca dayalı, aba ecdadın kültür ve tarihine dayalı bir milliyetçilik olduğuna rağmen, Atatürk milliyetçiliği o paralelde değil midir acaba?

Eğer o paralelde ise ki öyle inanıyoruz.

O zaman niye kavram değişikliği yapılıyor mevcut anayasada?

Niye Türk milliyetçiliği değil de Atatürk milliyetçiliği ileri sürülüyor.

İkinci nokta.

Din ve laiklik kavgası.

Bu millet bin yıldan beri İslam bayraktarlığı yapan aba ecdadın torun ve ahfatlarıdır.

Buna inanmıştır.

Laiklik ise Fransalı Macronların bize yutturarak ithal olarak enjekte ettikleri bir yaşam ve yönetim biçimi!?..

Yıllardan beri bu rejimin bünyesinde temel hak ve özgürlükler kavgası da hep yaşanır olmuştur...

Nitekim...

Sendikacılık ve sendikal haklar kavgası mevcuttur.

Din ve vicdan hürriyeti kavgası mevcuttur.

Başkanlık sistemi ve parlamenterizm kavgası mevcuttur.

Türkçe kavgası mevcuttur.

Sosyal adalet, sosyal demokrasi ve sosyalizm kavgası mevcuttur.

Peki, tüm bunlar bu rejimin bünyesinde oluşa gelmiş, toplumu bir kargaşaya götüren temel sebep değil midir?

Şu halde niye devlet olarak buna bir çare bulamıyoruz?

İktidar olarak buna bir çözüm üretemiyoruz..

Mecliste yapılan kavgaların hiçbirisi de bu yönde değildir.

Bize göre koltuk kavgasına yönelik muhalefetle iktidar arasında alışılagelmiş bir hal devam ediyor.

Millet de bundan çok ızdırap duyuyor.

Evet, biz öyle inanıyoruz ki bu gidişat devam ederse İsrail ard-ı mevut (vaat edilmiş topraklara) doğru yürümeye devam edecek.

Biz eğer İslam dünyası olarak İsrail aleyhine Avrupa’yı hareketlendirmeye çalışıyorsak veyahut Avrupa’yı Müslümanlara Filistin’e yardım etsin diye bir düşüncemiz söz konusuysa inanın sevgili dostlar nafiledir...

Mücadele boşadır, vaziyet havanda su dövmedir...

Zaten bu yanlışlıklarımız hep devam ede gelmektedir.

Düşmana hep dost, müttefik diye diye bu duruma geldik.

Evet, bize göre Filistin değil İsrail sorunudur.

Fakat İsrail sorununun da çözümü mevcut vesayetçi rejimin ve darbeci anayasanın değişmesiyle gerçekleşebilir.

En derin saygı ve sevgilerimle.