Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE İSRAİL!? (III)

Evet, sevgili okurlar.

“BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE İSRAİL” başlıklı yazımızın ana çizgilerini bugün de sizinle paylaşırken bu arada basından özellikle Diyarbakır Söz Gazetesine yansıyan önemli bazı manşetleri de, irdeleyeceğiz...

Zira vuku bulan hadiseler gerçekten toplumsal gündemi işgal ediyor ve sürekli olarak da kamu vicdanını sızlatıyor..

İnsanım diyen her beşeri incitiyor..

Çünkü şiddet var, acı var, yolsuzluk, usulsüzlük, ahlaksızlık, keyfiyet ve sorumsuzluk var..

Denir ya, “ahlaksızlığın” dibi söz konusu..

Hal böyle olunca da biz de kamuoyu adına medya grubu olarak, bu tür olumsuzlukları irdeleyerek kaleme almak zorundayız..

Çünkü mesleki ve toplumsal “sorumluluk” ihtiva ediyor..

***

Yazımızın ana stratejisi İsrail’in zulmüdür.

Çağdaş medeniyet yörüngesine girdiğinden dem vuran dünya (!) artık mutlaka İsrail’den hesap sormalıdır...

Eğer İsrail’in bu zulmü, bu edepsizliği, kin ve gayzı dünya nezdinde sorgulanmıyorsa vay o insanlığın haline...

Demek ki, insanlık benliğini yitirmiştir..

Vicdan ve izan olmayı terk etmiştir..

Şiddetin, terörün, zulmün ve canileşmenin “boyunduruğu” altında, maneviyatı kaybeden, maddiyata tapan bir insanlık ve dünya söz konusu..

***

Tarih bize gösteriyor ki böylesine mezalimler var olduğu müddetçe toplumlar da suskun kaldığı sürece, yeryüzü kendini ilahi tokatlardan kurtaramaz, koruyamaz!...

İlla ki o tokadı yiyecektir...

Umumi savaşlar söz konusu olmuştur..

Kıtlıklar yaşanmıştır...

Kuraklıklar çoğalmaktadır.

Günümüzde de depremler çoğalmaktadır.

Diğer taraftan toplumlar içerisinde özellikle İslam dünyasında çok büyük kargaşanın varlığı söz konusudur.

Sevgili okurlar...

İnanın ki, günlük yazılı medyaya baktığınızda, nasıl da “dehşetli” bir dünyada yaşadığımızı her şey olduğu gibi kendini ele veriyor ve kendini yakalatıyor..

İster bilimsel olarak düşünelim, ister tarihsel, ister kültürel, ister ahlaki, ister teknolojik hareketler yönünden olsun!…

Ne düşünürsek düşünelim; her şey solda sıfırdan ibaret kalıyor ki dünya büyük değersizliklerle karşı karşıya kalmak zorunda kalıyor.

Zira kan dökülüyor.

Hem de masumların kanları dökülüyor.

Mescitlere, ibadethanelere saldırılıyor.

Kimse sesini çıkarmıyor.

Küfür dünyası birbirine göz kırpıyor.

Hem de İslam dünyasıyla alay edercesine.

Ne yazık ki günümüzdeki İslam dünyası da sadece maddeperest bir hal yaşıyor.

Çıkarcılık, devlet imkânlarını kötüye kullanma sevdası ağır basıyor.

Onu da dile getireceğiz...

* * *

Bugünkü yazımızda birçok yerel ve ulusal yolsuzluk ve usulsüzlükleri de konu ediyoruz.

Ki olup bitenler kamu vicdanına yerleşsin.

Evet, birinci hedefimiz İsrail olayını bir dile getirelim...

Bilindiği gibi İsrail’in özellikle Netanyahu’nun hal-i pür melalini dile getirirsek şöyle birkaç cümleyle özetlemekle yetiniyoruz...

İki yılda dört seçim istikrarsızlığın başrolünde olan hükümet kuramayıp görevi iade eden Başbakan Netanyahu içeride sıkışınca vahşetin dozunu artırdı.

İsrail polisi yine Mescid-i Aksa’da Filistinlilere saldırdı.

Hem de plastik mermili baskında dört yüzden fazla masum sivil insanlar yaralandı.

Peki, Uluslararası Dünya Af Örgütü kulaklarına pamuk tıkamış durumda üç maymunu oynuyor.

Duymuyorum, görmüyorum, bilmiyorum.

İsrail’den hesap sorması gerekiyor, sormuyor...

Siyasi partilerin liderleri oldukça kınıyor, seslerini yükseltiyor.

Ama somut bir hareketlilik yok...

Birçok önemli şehirlerimizde büyük yürüyüşler tertipleniyor, halk tüm infialini, tüm ızdıraplarını somut bir şekilde belirtiyor olmasına rağmen dünya kamuoyu her zaman olduğu gibi her şeyi görmezlikten geliyor.

Bu da bize bunu hatırlatıyor.

“El küfrû milletun vahide..”

“Küfür tek millettir” ilkesini bize hatırlatıyor.

Küfür hiçbir zaman kendi tarafını ihmal etmiyor ve sahipsiz bırakmıyor...

İslam’ın tarafına geçmiyor bir türlü.

Bu durumda İslam dünyası ne yapıyor?

İnanın, yapacakları hiçbir şey yok...

Hele hele tembel veyahut da her şeyi unutmuş siyasi mücadele peşine düşen iktidar ve muhalefetin birbiriyle kavga etmeleri apayrı dikkat çekicidir.

İsrail’in edepsizliğini bize açıklayıp Filistinlilerin masumiyetini, mağduriyetini bize ifade eden yüce Kur’anı’mızın “Hac” suresinin 40. Ayetinde, bu şekilde uyarıyor.

Ayetin meali aynen şöyledir;

“O (mü'min) kimseler, yalnızca: “Rabbimiz Allah'tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edildiler. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmıyla bir kısmını defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, Allah'ın isminin çokça anıldığı nice manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah (her şeyi hükmü altında tutacak kadar) kuvvetlidir, güçlüdür, her şeye galiptir.”

Evet, bu ayet-i celile bize bunları hatırlatıyor.

Ama gerçekten fesat çıkaran İsrail ve diğer yandaşları İslam dünyasındaki lider durumundaki bazı piyonlar ve o piyonların müsvedde din adamlarının hala da İsrail’e karşı sus pus içinde olmaları, gerçekten çok düşündürücüdür.

Çok büyük bir tehlike arz ediyor.

İsrail’in plan ve projeleri bugün değil, yüz elli yıldan beri bu şekilde devam etmiştir...

Devlet-i Âliye-yi Osmaniye’nin yıkılışından sonra Hilafet-i İslamiye’yi de ilga ettiler.

İslam dünyasını böylece hükmen ele geçirdiler.

Fakat yüz elli seneden beri bu İsrail’in yeryüzündeki maddi ve manevi hükümranlığı oldukça ilerliyor.

Hem de ilerledikçe ilerliyor.

Ancak şu var ki demin okuduğumuz ayet-i celilede buyurduğu gibi;

“Eğer Allah'ın, insanların bir kısmıyla bir kısmını defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, Allah'ın isminin çokça anıldığı nice manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yıkılır giderdi...”

Eğer inançlı güçler yeryüzünde var olmamış olsaydı, fesat güçler yeryüzünde bozgunculuğu kıyamete dek devam ettirecekti.

Ama ayetin belirttiği gibi karşılarında cenab-ı Allah’ın değişmez kanunu bu yöndedir.

İllaki zalimlerin zulmünü başlarına indirmek için maddi ve manevi güçlerin yeryüzünde varlığı, Allah’ın değişmez kanunları içerisindedir...

* * *

İsrail’i bir tarafa bırakalım.

Gelelim Türkiye’mizdeki manzaralara.

Yazılı medyanın manşetlerine bakıldığında, bu defa Türkiye acaba yeniden 1990’lara doğru mu itilmek isteniyor sorusunu akla getiriyor?

Dünkü “Karar” Gazetesinin birinci sayfasında, göbekten vermiş olduğu bir haber gerçekten çok düşündürücüdür...

Türkiye nereye gidiyor diye soran bir haber?..

 “MAFYA GERİ DÖNDÜ” başlıklı haber...

Haberin dibinde tarihi bir zorba ve mafya lideri olarak bilinen Sedat Peker’in resminin verilmesi..

Gerçekten çok ilginç.

Çok şeyler hatırlatıyor.

“Sistemdeki çürümenin alarm zili haline gelen altı gün” diye haberin ara başlığı.

Haber şöyle devam ediyor;

“Türkiye’nin 1990’ların karanlığında kaldığını düşündüğü yer altı dünyasının hala varlığını sürdürdüğü Sedat Peker’in videolu paylaşımlarıyla ortaya çıktı.

Uyuşturucu trafiğinden, eski bir milletvekilinin dövdürülmesine kadar vahim iddialar gündem haline geldi.

Organize suçların elini kolunu sallayarak dolaşması da karanlık günlerin sinyali oldu.

Karşılıklı suçlamalarla devam eden süreç, Türkiye yeniden aynı kâbusu mu görüyor dedirtti.”

Bunlar tabii ki önemli haberlerdir.

Güncelliğini koruyan çok ilginç olayların varlığını hatırlatıyor olması, Türkiye’nin geleceği bakımından biraz düşündürücü olabilir.

* * *

Sevgili okurlar.

Bir de Diyarbakır SÖZ Gazetesinin birinci sayfasının manşet haberi olarak kullandığı şu başlık da çok dikkat çekicidir.

“KENTİN GÜNDEMİ UCUBE FİGÜRLER”

Haber şöyle devam ediyor;

Büyükşehir Belediyesi tarafından peyzaj çalışmalarıyla birlikte dikilen “karpuz, kadayıf ve folklor ekibi” heykelleri, tartışma konusu olurken, bir kesim alay etti, bir kesim de tepki gösterdi.

Gerçekten görülen bu figürler birer ucube olarak kendini ele veriyor ve buna yapılan yatırımlar da bize göre çok büyük bir skandaldır.

İleride büyük bir skandal olarak kamuoyuyla paylaşılabilir diye düşünüyoruz.

Çünkü o figürlerdeki ucube görüntünün uzaktan yakından Diyarbakır’la bir alakası yok.

170 dönüm arazi üzerine Büyükşehir belediyesince yapılan bu yatırımın miktarı kaç milyon liradır acaba?

Bu da basının merceğinde…

Zira “Devlet malı denizdir, yemeyen………” sloganının yenilenmesini istemiyoruz.

Ama bu da bir gerçektir ki devletin önemli bazı kurum ve kuruluşlarına atadıkları insanların, atanmadan evvel gerçekten mercekten geçirilmesi gerekiyor diye düşünüyoruz.

Çıkar mı, koltuk mu, millet mi, devlet mi, hizmet aşkı mı, yoksa hezimet yolu mu?

Bunları kontrol ettikten sonra, hem de inceden inceye mercek altına aldıktan sonra o bürokratın o önemli göreve atanması bize göre geçerli olur.

Hem de sorgusuz sualsiz, şaibesiz bir şekilde geçerli olur.

Ama bakıyorsun ki son birkaç yıldan beri medyanın gündeminden düşmeyen Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine atanan kayyımların en birincisi olan Cumali Atilla’nın meydana getirdiği usulsüzlükler, yolsuzluklar, yanlış kirlenmeler başını almış gidiyor.

İki gün önce Diyarbakır Söz Gazetesinin manşetine almış olduğu 5 milyonluk yolsuzluk meselesi...

Aynı zamanda otobüsleri olmadığı halde 23 yaşındaki bir gence 2 milyon lira aktararak otobüsünün çalıştırılması olarak gösterilip, nitelikli dolandırıcılık yapılması bize göre Türkiye’nin ayıbıdır.

İnsanlık zirvesinde görünen bir skandaldır.

Ve iktidar partisinin buna göz yumması da çok büyük bir ayıptır.

Hele hele daha önemli birçok şaibeli olup bitenlerin, kirlenmelerin varlığı bize dünkü Diyarbakır Söz Gazetesinin manşetini hatırlatıyor.

Yani “KENTİN GÜNDEMİ UCUBE FİGÜRLER”

Büyükşehir Belediyesi tarafından peyzaj çalışmalarıyla birlikte dikilen "karpuz, kadayıf ve folklor ekibi" heykelleri, tartışma konusu olurken, bir kesim alay etti, bir kesim de tepki gösterdi.

Kamuoyuyla paylaşılan bu haber gerçekten geçmişe yönelik bazı kayyımların isimlerinin şaibelerle anılması ve kamuoyu araştırmasından kaybolmaması şayan-ı dikkattir.

Kamuoyu bu işlerin sonucunu merakla bekliyor.

Biz de medya grubu olarak peşini bırakmayacağımıza söz veriyoruz.

Geçmişe yönelik kirlenme ucubelerinin iplikleri çarşıya pazara çıkarıldığı gibi sürekli olarak milletin gözünden bunlar kaybolmuyor.

Devam edeceğiz.

En derin saygı ve sevgilerimle.