Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

DEMOKRASİ, LAİKLİK VE MEVCUT DÜZEN! (II)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü yazımıza başlık olarak kullandığımız “DEMOKRASİ, LAİKLİK VE MEVCUT DÜZEN” ifadesinde yer alan üç kavramın kapsamlı anlamları üzerinde, bugün biraz durmak istiyorum!

Bakalım, önümüze neler çıkacak?..

Gerçekten, mevcut kavramlarla artıda mıyız, ekside miyiz?

Menfi ve müspet halimiz hangi derecededir!?

Kötülükler ve iyilikler terazisinden hangisinin kefesi ağır basıyor, hangisinin kefesi hafif basıyor...

Buna odaklanıp, görmemiz gerekir!...

Eğer ki, görmesek, bilmesek, gaflet uykusuna dalan bir millet olarak ortaya çıkarsak, “ülkenin akıbeti” meçhule döner..

***

Sevgili okurlar...

Yüzyıldan beri anayasamıza yerleşen ve halen var olduğu söylenen bu kavramlardır..

Nitekim, kamu kurum ve kuruluşları bu kavramlar paralelinde dün olduğu gibi bugün de; hareket etmektedirler..

Pek tabi ki, bunun ölçüsü, bunun terazisi, bunun mihenk taşı da yine “millettir.”

Tarihi kültürümüzdür.

Teknoloji ve sanayimizdir.

Ekonomimizdir.

Peki hal-i vaziyet; sadra şifa verici mi?..

Değil..

Çünkü, bu üç kavram ve buna dair rota alan teknolojimiz, sanayimiz, kültürümüz, tarihimiz ve medeniyetimiz ne yazık ki, “sürekli” erozyona uğramıştır,  uğratılmıştır...

Temel neden de; inançsızlıktır!...

Milli iradeye rağmen, milli irade üzerinde “tahakküm” kurmaktır...

Hedef, tarihin, kültürün, medeniyetin ve inancın “yok” edilmesidir..

Milleti de, devleti de; “çökerten, önünü göremez kılan” ne yazık ki, makyajlandırılan, batıya ve batıla endeksli; “eğitim sistemidir?”

Bu sistem ve içerdiği müfredat; kuluçka makinesi gibi “zihni de, fikri de” köreltilmiş diplomalı cahilleri ve kara cehaleti yetiştirmektedir...

Elbette ki, bunu ifade ederken herkesi kast etmiyoruz..

Ülkesine, milletine, devletine yüksek derecede “sadık” ve yol gösterici, nice insanlarımız vardır..

Çok değerli bilim adamlarımız mevcuttur.

İnancına, Allah’ına bağlı nice okumuşlarımız vardır.

Nice, nice nice “zihni ve fikri pak” akademisyenlerimiz vardır.

Lakin, rejimin, bu müesses nizamın bozuk dayatması altında kalanlar ne yazık ki çoğunluktadır.

Bilimsel olarak düşünürsek...

Daima, “El hükmû lil ekseri (Hüküm ve söz çokluğun elinde)” olmasına rağmen, yüzde 99’u Müslüman geçinen ülkemiz, ne yazık ki çok büyük cehalet potansiyeliyle karşı karşıyadır.

Haram yemekten zevk alanlar çok...

İnsanları üç beş kuruş menfaat için dolandıran insanlar çok..

Ticarette karşıdaki insanların zararını menfaatinde gören, karında gören, çıkarında gören nice hain insanlar var.

Peki, zina, fuhuş, yolsuzluk, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, tüm bunlar nereden geliyor?..

Elbette ki, yazımıza başlık olarak kullandığımız “üç kavramın” eksiler kefesinin ağır basmasındandır..

Nitekim, araştırıyoruz, irdeliyoruz.

Toplumun her kesimine inip çıkıyoruz.

Ortaya çıkan sonuç, baş müsebbip, milletiyle samimi olmayan, ciddi olmayan mevcut düzen!..

Kültür emperyalizmiyle toplumu morfinleyen bir sistem...

Ve bu sistem tüm gücüyle yürürlüktedir.

Hem de anayasa hükümlerine dayanarak.

Ne diyoruz...?

Demokrasi.

Laiklik.

Mevcut düzen.

Hele hele bunun paralelinde bir de anayasada hukukun üstünlüğü diye geçen kavram var ki; “maazallah?”

Hukukun üstünlüğü yok...

Hukukun ve adaletin üstünlüğü yerine nice hukukçu geçinen baroların baronlarının üstünlüğü söz konusu.

Savunma erki adı altında nice kırmızı yakalı, siyah cübbeli hukukçular var ki, müvekkillerini soyuyor, kayıt dışı para kazanıyor..

Her türlü “yasadışı” oluşumlarla işbirliği içerisinde..

Ve bunların ekseriyeti de, kendini kelli-felli hukukçu diye tanıtıp, boranların himayesi altındadırlar...

Sormazlar mı?

Bu hal-i pür melal, bu ülkeyi nereye götürecek?..

Daha ne zamana kadar; “bu zilletin” altında ezilip, gidilecek?

Bize göre; “zararın neresinden dönülürse kardır” vecizesine odaklanmamız gerekir!.

Bu misalle yola çıkmalıyız...

Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’si, artık yine Sayın Erdoğan’ın kontrolünde, himayesinde yeniden, ter-ü taze bir rotayla, Türkiye seyir almalıdır...

Özellikle; yep yeni yüzler, değer ölçülerine sahip “insan potansiyeliyle” rota çizilmeli?

İnsanları kandırmayan...

Karını ve çıkarını başkasının zararında görmeyen..

İnsan kılığındaki “el-hannas şeytanlar” türünden olmayan...

Ehil, liyakat sahibi..

Halka hizmet, hakka hizmet şiarına sahip insanlarla yol yürünmeli..

Kirli fikre, zihne, beyne ve mideye sahip olanlara artık paydos denmelidir..

* * *

Evet, sevgili dostlar.

 “Görünen köy kılavuz istemez” örneğiyle yola çıkarsak, hakikatlerimizi iyi bilmemiz lazım...

Medeniyetin üstünlüğünden söz ediyoruz...

İnsanlık potansiyelinden bahsediyoruz...

Çağdaşlık, insan hakları, özgürlük, eşitlik diyoruz...

Hak, hukuk adalet diyoruz..

Dahası, Türkiye bir İslam ülkesi diyoruz..

Elhamdülillah Müslümanız diyoruz...

Yüzde 99’ü Müslüman bir coğrafyada yaşıyoruz diyoruz..

Peki vaki mi, o Müslümanlık potansiyelimiz!?

Ülkemizin yüzde kaçı namaz kılıyor, ya da kılmıyor?

Sadece bu noktayı göz önüne getirirsek; “vahim” bir tablo karşımıza çıkıyor...

Çünkü, “başı secdeye” giden, Müslüman için “olmazsa olmaz” olan namazı kılanların yüzdeliği, yüzde 30’larda..

Yani, yüzde 50 bile değil...

Çünkü, makyajlandırılmış, berraklandırılmış nutuklarla bu millet  bugüne kadar, kandırıla gelmiştir...

Aklımızı başımıza almamız gerekir...

Gaflet ve delalet uykusundan, uyanmamız lazım..

Hal-i durumumuz; “Eyvah! Nerden nereye geldik” noktasında!...

Hasılı kelam, her şeyin  sebeb-i mucibesi açık ve nettir?

O da şudur..

Mevcut sistemdir.

Mevcut düzendir.

Yanlış uygulamalardır.

Milli olmayan yasalardır.

Ve darbeci anayasanın hegemonyasıdır.

* * *

Bakınız sevgili okurlar...

Gazetemiz Diyarbakır Söz’ün dünkü sayının sürmanşetinde şöyle bir haber dikkatimi çekti..

Haberin başlığı şöyle;

“ORTAĞI DA TUTUKLANDI”

“Size Kar payı vereceğiz” diyerek, Diyarbakır’da çok sayıda kişiyi dolandıran kuyumcunun ortağı da yakalanıp, tutuklandı.

Üst düzey bürokratların da aralarında bulunduğu kişilerden 200 milyon lira civarında para alan kuyumcuyla ilgili soruşturma devam ediyor.”

Özetle aktardığım bu habere dayanarak yola çıkarsak, her zaman söylediğim ve hatırlattığım anlamlı vecizedeki sözler gibi..

Deveye sormuşlar;

-Senin boynun neden eğridir

Demiş ki;

-Nerem doğru ki?

Evet, böylesi kuyumcu vakaları!…

Ne yazık ki birkaç yılda bir toplumun karşısına çıkmaktadır...

Ki Diyarbakır’da beş yılda bir böylesi saadet zinciri adıyla; büyük vurgunlar, dolandırıcılık olayları yaşanmaktadır..

Çünkü, “El-hannas” ruhunu taşıyan nice iş çevreleri vardır.

İlla ki, yemin edip “mal” satıyor..

Ve yine yalanlar atarak, yeminle mal alıyor...

Çift yönlü bir kandırmacayla; haram para kazanıyor..

Sorsanız, Müslümanım” der..

Ama değil..

Çünkü “Müslümanlığın” ne değerleriyle örtüşüyor, ne de “şartlarını” yerine getiriyor..

Ya bir da, sözüm ona “din adamı” olarak yala çıkan, iki yüzlülerin yaptıkları; parmak ısırtıyor...

Denir ya, gündüz külahlı, gece bilmem neli diye?

Din kisvesi altında kendi çıkarını sağlamak üzere “milletin cebinden” elini çıkarmıyor..

Hak etmedikleri halde, herhangi bir dini hizmeti yerine getirmemelerine rağmen  Kur’anı kendilerine paravan yaparak para kazanan “din simsarları da” ayrı bir garabet hali..

Bunların bu rezalet hali, bana “TEVBE” suresinin 34. Ayetini hatırlattı.

Tıpkı, diğer semavi dinlerin, Yahudi ve Hıristiyanların din adamları gibi batıl yollarla milletin malına, servetine göz dikerek, varlığına el uzatarak haksız yerde kazanç sağlıyorlar.

İnsanları Allah yoluna sevk etmek yerine, tam tersine Allah yolundan saptırmanın gayreti içerisindedirler...

İşte bu hal, gerçekten çok üzücüdür ve düşündürücüdür.

Onun içindir ki; din adamları yıllar yılıdır sisteme karşı hep mağlup düşmüşlerdir..

Ki bu da, vaziyetin bir alametifarikasıdır.

Evet, ayet ne diyor?

“Ey iman edenler! Doğrusu, hahamların* ve rahiplerin* birçoğu, insanların mallarını batıl yoldan yerler. İnsanları Allah'ın yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar var ya işte onları can yakıcı bir azapla müjdele.”

İşte bu ayetin ışığında diyoruz ki; yüce İslam dinine mensup olan çok karakterli, nurlu din adamlarımız içtenlikle İslam dinini, Kur’an hakikatlerini topluma götürmelidir...

Ve bunun için, hiçbir karşılık beklememelidir...

Eğer ki bunu yapmış olsalardı, devlet ricalleri nezdinde de sözleri geçerli olacaktı.

Ve devlet ile milleti bir araya getirip, birbiriyle pekiştirip söz sahibi olabileceklerdi.

Mevcut zındıka cereyanlarının kol gezdiği, çarşıda-pazarda her yerde kadının bir fitne unsuru haline gelmesini, getirilmesini engelleyeceklerdi.

Bunu da, ilim ve amel kariyerleriyle yapacaklardı?

Görüntüleriyle halkın karşısına çıkarak, vazifelerini icra edeceklerdi...

Ki, bunlar olmazsa, bu toplum yazımın başından sonuna kadar, dile getirdiğim kirlenmelerden kendini hiçbir zaman kurtaramayacaktır.

En derin saygı ve sevgilerimle.