DİYARBAKIR’DAKİ BAZI İŞ MAHKEMELERİNDEKİ SKANDAL KARARLAR VE SKANDAL BİLİRKİŞİ ATAMALARI!? (II)
Sevgili okurlar...
Dünkü sohbetimizde, “hukuk garabetinden” söz etmiştik!.. Diyarbakır’ımızdaki bazı İş Mahkemelerinde, “hukuk ve adaletin şaşmaz doğruluk terazisine” halel getiren karar ve uygulamalara dikkat çekerek, Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ’a çağrıda bulunmuştuk..
Yaşananlara acil ve ivedilikle “neşter” atılıp, dosyalara projektör tutulması gerektiğini ifade etmiştik!...
***
Her zaman ifade ediyorum.. Ki edeceğim ve etmeye de devam edeceğim!.. Bizim ana ilkemiz ve temel felsefemiz, ülkede, bölgede ve kentimizde yaşanan ve yaşatılan hadiselerde, “doğruya doğru, yanlışa da yanlış” diyebilmektir...
Velev ki Zülfüyâra dokunsa bile...
Meseleyi “can damarından” yakalayıp, irdeleyerek kamuoyuna sunmayı, dün olduğu gibi bugün de ve Allah imkân sağlarsa yarın da kendimize görev telakki etmişizdir...
***
Hukukta keyfilik, adalette “tarafgirlik” olmaz!...
Gelişi güzel, keyfi, kağıt üzerinde evrak düzenleyip, bir kesimi mağdur etmek, bir kesimi de zengin etmek; “adil bir hüküm” olamaz!...
Hele ki, Devletin kutsal kurumlarını alet ederek birilerine bir şeyler kazandırmak, Türk adaletine, hukuk sistemine, şerefli yargı unsurlarına “en büyük ihanettir?”..
Sırttan hançerlemektir...
Ve kurumları şaibelerle karşı karşıya getirmektir.
Buna hiç kimsenin hakkı yoktur, olamaz da.
Çünkü...
Konuşan hakikat olmalıdır.
Konuşan hukuk olmalıdır.
Konuşan adalet olmalıdır.
Devlet ile milleti kaynaştıran temel ilkeler bunlardır...
Devlet ile millet el ele vererek ülkeyi kalkındırır, insanlarına huzuru, güveni, istikrarı sağlar..
Barış ve kardeşliği temin eder...
Toplumsal bütünlük sağlanır...
Ki bizim yıllar yıldır şaşmaz ana ilkemiz de böylesi bir bütünlüğü sağlayabilmektir..
Yazı dilimiz de bundan ibarettir.
Medyadaki hizmet anlayışımızda bu yöndedir.
Basın yasasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesi ve keza Anayasımızın 28. Maddesi gereğince, “Basın hürdür, sansür edilemez.!”
Zaten basının temel görevi, gerçekleri kamuoyuyla paylaşmaktır.
Bizler de, gördüklerimizi, bize intikal edilenleri, gerek şifahi olarak, gerek elektronik ortamda, gerekse gelen telefonlarla vatandaşın dile getirdiği endişeleri toplumla paylaşma mücadelesini vermekteyiz..
Bizim temel görevimizdir.
Evet.
İş mahkemelerinin, özellikle Diyarbakır’daki iş mahkemelerinin yıllardan beri iş çevrelerinin canını yaktığını bilmeyen yoktur..
Özellikle Baro bünyesinde barındırılan üç beş tane rantiyeci, çıkarcı, kayıt dışı para kazanma peşinde koşan sözde hukukun ve savunma erkinin gölgesinde, Yargı yanıltılmaya çalışılmaktadır..
Sözde birilerinin hakkını hukukunu savunuyorlar..
Ama tamamıyla hedefleri paradır, kazançtır, rant elde edebilmektir!.
Hem de gayrimeşru bir kazanç elde etmek...
Zira çok yakından bildiğimiz, tanıdığımız, Diyarbakır Barosuna mensup bazı avukatların sadece bu işlerle uğraşıp, işçiyi işverenlerin aleyhine kışkırtarak, hatta görülen lüzum üzerine yargı masraflarını ceplerinden ödeyerek uyduruk gerekçelerle iş çevrelerini çok rahatsız ettikleri aşikârdır!
Sadece “Ne kopardıysam kardır” örneğiyle işçi geçinen çapulcu bir anlayışla yola çıkarak antidemokratik, hukuk dışı, yanıltıcı, kıytırık, husumetli tanıklarla yalancı şahitlik peşinde delil olarak göstererek ne yazık ki bazı iş mahkemelerinin hukuktan anlamayan hâkimleri de kendine alet ediyor...
Böylesine hukuk dışı uygulamalara vatandaş artık “illallah” demiştir.
Hele hele bu da yetmiyormuş gibi bir de bilinen bir kesim, sözde “bilirkişi” olarak aynı mesleklerinden, yani avukatlık mesleğine mensup bazı avukatları “bilirkişi” olarak atamaları da ayrı bir garabet!.
Ne hikmetse, dosyaların ekseriyeti hep aynı isimlere gönderiliyor..
Vaziyet, büyük bir rant şebekesinin oluşumunun şaibesini göstermiyor değil?!..
Biz bunu nerdeyse 10-15 yıldan beri basın mensubu olarak takip ediyoruz, yakalamışız, yakalıyoruz ve deşifre ediyoruz.
Bu itibarla dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi;
Skandal bir bilirkişinin skandal raporunun içine girildiğinde gerçekten hukuk adına, insanlık adına utanç verici bir tokla ortaya çıkmaktadır..
Kendi kişisel rantı için, değerli Türk mahkemelerine mensup değerli hâkimleri yanıltmaya çalışma şekli açıkça kendini ele veriyor...
Dün de söylediğimiz gibi ancak Adalet Bakanlığı tarafından bir teftiş heyeti marifetiyle, tüm bu olup bitenler kamuoyuna deşifre edilebilir...
Ya da dava sonuçlandığında dosyanın muhtevasını bizler çarşaf çarşaf kamuoyuyla paylaşacağız!
İnanıyoruz ki yine kendi mesaimizi yolsuzlukla mücadele etmeye adapte edeceğiz.
Evet, sevgili dostlar.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olma hasebiyle, her ne kadar yüz yıldan beri liberal demokrasiyle yönetiliyorsa da her şeyden evvel devletin kutsal kurum ve kuruluşlarının kirli amaçlara alet edilmemesi gerekir.
O kurumların değerli mensuplarını kendi kirli çıkarları uğruna alet etmemek gerekir.
Devletin ve iktidarın temel amaçları;
Bu bölgede istihdam yaratmaktır.
İşsizliği ortadan kaldırmaktır.
İşçiye iş potansiyeli açmaktır.
Ama böyle kirli girişimler işin içine girince hiç kimsenin gönlü tutmaz ki ne fabrika açsın, ne işyerleri açsın, ne istihdam yaratsın ve ne de işsiz kalan işçilere iş versin…
Zira gönül bunu hiç de arzu etmiyor.
İstek ve arzular doğrultusunda hiç kimse buna razı değil...
Bize göre o kutsal adalet cübbesini omzuna alanlar kim olursa olsun, Allah korkusuyla, cüzdanına değil vicdanına danışmasıyla kendine bir hayat biçimlendirmelidir.
Aksi halde haram yemekten hiç kimse fayda görmemiş, görmez ve bundan sonra da görmeyecektir.
Bu düşünceyle yola çıkılırsa, Türkiye güllük gülistanlık olur.
Diyoruz ki kirli madrabazlıklarla, çeşitli hile ve tezgâhlarla haram para kazanıp, devletin adaletine gölge düşürmek kimsenin haddi değildir.
Ve haddine de düşmemiştir.
Hele hele kayıt dışı para kazanıp bu hususta vergi kaçakçılığı yapan sözüm ona hukukçu avukatların da haddi hesabı yoktur.
Bu itibarla diyoruz ki;
Acaba şu Maliye ve bünyesinde bulunan vergi daireleri ne yapıyorlar, görevleri nedir, nereden koşuyorlar?
Bunu düşünmemek elde değildir.
En derin saygı ve sevgilerimle.