EMANETİ EHLİNE VERME OLAYI, KUR’ANIN EMRİDİR!

Evet, sevgili okurlar.

Malumunuz üzre Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, bugün Diyarbakır’a teşrif etmiş durumda.

Dünkü SÖZ Gazetesinin manşetinde de büyük puntolarla yazılan “MÜJDELER VERECEK” haberi doğrultusunda düşünerek, inanarak yola çıkarsak Cumhurbaşkanımız Diyarbakır’a çok önemli müjdelerle teşrif etmişlerdir...

İki buçuk yıl aradan sonra bugün Diyarbakır’a teşrif eden Cumhurbaşkanı Erdoğan için nefesler tutulu vaziyette!.

Sayın Erdoğan’ın bir devlet başkanı olarak Diyarbakır’a teşrifleri elbette ki Diyarbakır halkını çok memnun etmiştir.

Devlet Başkanı olarak Erdoğan’ın omzuna alıp taşıdığı emanet halkın emanetidir.

Zira halkın emanetinin kutsal bir emanet olması hasebiyle, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in “Nisa” suresinin 58. Ayetinin hükümleri gereğince yerine getirilmiş bir emanet olarak algılanmaktadır.

Bu yüce ayetin bünyesinde taşıdığı mana; emaneti taşıma ehliyeti ve adaletle hüküm etme gereğini Erdoğan yapar diye inanıyoruz.

Bizim inandığımız gibi kamuoyu da böyle inanmaktadır.

Ayetin yüce meali aynen şöyledir;

“Allah size, mutlaka emaneti (ve işleri) ehil ve emin kimselere vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet (ve hakkaniyet)le hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.”

Öyle inanıyoruz ki Allah’ın bu Kur’an emrine mazhar olan bir devlet adamıdır, Erdoğan.

Keza aynı zamanda Tevbe suresinin 18. Ayet-i Kerimesinin yüce anlamını gerçekleştiren, çağımızın en önemli devlet adamlarından birisidir.

Tevbe suresinin 18. Ayet-i celilesi mealen aynen şöyledir;

“Allah'ın mescitlerini; ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı ikame eden, zekâtı veren ve Allah'(ın azabın)dan başka hiçbir şeyden korkmayan onarır. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.”

Zira Bakara suresinin 114. Ayetinin hükümleri gereğince;

“Allah'ın mescitlerinde onun isminin anılmasını (ve İslami hakikatlerin konuşulmasını) engelleyen ve (İslam nizamının kurulması ve korunması için inşa edilen) o yapıların yıkılmasına, yakılmasına çalışan kimseden daha zalim kim olabilir? Böyleleri oralara (istedikleri gibi değil) ancak korkarak/saygı duyarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.”

İşte bu ayet-i celilenin emirleri ve hükümleri altında olan terör odakları, terörist bir girişim, Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun, özellikle Diyarbakır’ımızın meşhur Kurşunlu Camisini bundan 5 sene evvel yakıp yıkan hainlerin hıyanetlerini söndürmek için, Erdoğan bugün büyüklüğünü göstererek bu camiyi yeniden inşa etmiş, imar etmiş, devlet hazinesinden büyük harcamalar yapmış, eskisinden daha güzel bir hale getirmiştir.

Bugün de Diyarbakır’a gelerek o camide cemaatle namaz kılma müjdesini veriyor.

Bu cami, eski Diyarbakır’ın ismini bugün taşıyan Sur’da bulunmaktadır.

Demek anlaşılan budur ki Allah’ın mescitlerini, camilerini haince yıkmak isteyen, hıyanet şebekeleri olan terör, rastgele bu camiyi yakmamıştır.

Bu caminin yakılıp yıkılmasının hedefi Diyarbakır’ı haçlı emperyalizm odaklarına teslim etme gayesiydi..

Yahut Diyarbakır halkını camilerden uzaklaştırmaktı...

Dış mihrakların nam-ı hesabına yola çıkan hıyanet şebekelerinin hedefleri, her halükarda dün olduğu gibi bugün de kursaklarında kalmıştır..

Bugün bu cami ve diğer camiler ve hatta kiliseler Erdoğan sayesinde kurtulmuştur.

Anlaşılan budur ki Erdoğan’ın iki buçuk sene sonra Diyarbakır’a teşrifleriyle Cuma günü bu camide namaz kılma şekli, terör odaklarının ve onları kullananların artık sonunun geldiği manasını taşımaktadır..

Zaten halk da bu inançtadır.

Keza yukarıda belirttiğimiz gibi Tevbe suresinin 18. Ayetinin de meali paralelinde bir devlet büyüğü olarak Erdoğan yaşamını sürdürmektedir.

Başta Ayasofya’yı ibadete açması ve daha birçok mabetleri inşa etmesi, sıkıntılı geçen bir yüz yıl sonra da olsa camilerin inşası, açılışları, Erdoğan’a nasip olmuştur.

Bu da gerçekten çok önemli bir olaydır.

Sevindiricidir.

Erdoğan’ın halkına sırayla vermiş olduğu büyük müjdeler silsilesinin bir altın halkasıdır bunlar!.

Keza Nisa suresinin 105. Ayetinin de bünyesine taşıdığı yüce anlam bize göre bir devlet büyüğü olarak adeta Sayın Erdoğan’a ilahi bir hitaptır.

Zira çağımızın, tüm İslam ümmetinin yegâne umudu ve temsilcisi durumunda olan Başkan Erdoğan, elbette ki yukarıda belirttiğimiz iki ayetin meali paralelinde olduğu gibi öyle inanıyoruz ki bu ayet-i celilenin de yüce manasına muhataptır. 

Bakınız, ayetin meali aynen şöyledir;

“(Ey Peygamber!) Doğrusu Biz sana gerçeğin ta kendisi olan Kur'an'ı indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana öğrettikleri ile hükmedesin. Sakın hainlerin (destekleyicisi ve) savunucusu olma!”

Bu ayet-i celile bir İslam ümmetinin Peygamberi olan Hz. Muhammed (S.A.V)’e hitaben yazılırken, aynı zamanda Efendimiz (S.A.V)’e uyarı mahiyetindedir.

Erdoğan da bu yüce Peygamberin ümmetinin bir ferdi olarak, hele hele bir İslam milletinin devlet başkanı olma hali nedeniyle öyle inanıyoruz ki onu da kapsamına alıyor.

Hem de uyarıcı bir şekilde.

Hz. Muhammed (S.A.V)’e yapılan bu hitapta deniliyor ki;

“İnsanlar arasında hakkın ve hukukun adaletini gerçekleştir, ama sakın hainleri de savunma.

Hainlerle dost olma.”

Öyle inanıyoruz ki Sayın Başkan Erdoğan bizden çok daha iyi bu ayetleri okumuş, mana ve hedeflerini biliyor ve tatbik ediyor.

Bu yüz yıl içerisinde gelen giden devlet büyükleri Erdoğan gibi hizmet aşkını taşıyamamışlardır.

Ve aynı zamanda millete karşı gelip dinden uzaklaştırma şekli değil de tam tersine halkı yüce İslam dinine hizmet etme aşkı içerisinde yol yürümüştür.

Böyle olunca gerek Diyarbakır halkı olsun, gerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun insanları olsun, Erdoğan’dan çok büyük ümitler beklemektedir.

Zira terör odakları nerdeyse tasını tarağını toplamış gidiyor.

Nereye?

Suriye’ye, Irak’a veya batı ülkelerine doğru seyr u sefer ederek gidiyor.

Türkiye’yi yavaş yavaş terk etmiş durumdalar.

O da Erdoğan’ın ve İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu Beyefendinin azmiyle, çabalarıyla gerçekleşmiştir.

* * *

Sevgili okurlar.

Şunu da belirtmeden geçmek istemiyoruz.

Yazılarımızdaki geçen önemli ifadelere binaen zaman zaman ancak ve lakin kullanıyoruz.

Burada da Sayın Başkan Erdoğan’a acizane bölgeyle ve Diyarbakır’ımızla ilgili arz etmek istediğimiz bazı önemli konuları da tavsiye mahiyetinde sunmadan geçmiyoruz.

Evet, gerçekten Sayın Başkan 20 yıllık iktidarınız boyunca verilmiş mücadeleler yavaş yavaş da olsa olumlu şekilde sonuç vermektedir ve vermeye devam ediyor.

Ancak şunu da ifade etmek isteriz..

Ki her zaman ifade etmeye çalıştığımız gerçekler arasında olan önemli bir şey var.

O da şudur.

Bölgede, Diyarbakır’da partinizi, AK Partili olmayan ama AK Partinin rengine boyanmış AKP’lilerin tasallutundan, hegemonyalarından, egemenliklerinden kurtarın.

Böylesine zihniyetler, anlayışlar partiye yarar yerine kesinlikle zarar vermekte olup zat-ı devletlerinizin çalışmalarına da gölge düşürülebilir nitelikte tehlike saçmaktadırlar.

Özellikle gönderilen bürokratlar, gerek idari olsun, gerek adli olsun, hangi alanda olursa olsun.

Dirayetli, azimkâr, kişisel rantını düşünmeden devleti ve iktidar imkânlarını hizmet aşkıyla halkına götüren, hayatını biçimlendirmek isteyen kimseler bu bölgede görevlendirilsin...

Yani kuş bakışıyla millete bakmayanlar görevlendirilsin.

Örneğin; bazı belediyelerde özellikle Büyükşehir Belediyelerinde birçok kayyım atanmasına rağmen, alt tabaka yani tabanda ne yazık ki birçok yönüyle PKK endeksli HDP’nin anlayışını taşıyan isimler hala iş başında bulunuyorlar..

Onların tabandaki baş olan yöneticileri de kötü yönden etkileyerek yanlış uygulamalara imza attırıp hedeflerine ulaşmakta oldukları aşikârdır.

Bunları defalarca yazdık çizdik bu köşede.

Ve yazmaya da devam edeceğiz.

Atanan kayyımlar, ister Vali olsun, ister Kaymakamlar olsun, her kim olursa olsun, mutlaka zat-ı devletlerinizin misyonunu aksiyona çevirmeleri gerekir.

Siz 20 yıl içerisinde nasıl bu devleti, bu milleti güzel bir şekilde, eğitici bir biçimde bu duruma getirdiniz, gönül arzu ediyor ki atanan bazı Valiler ve Kaymakamlar da aynı o misyonla görevlerini yerine getirsinler.

Yoksa millet, bu yanlış hareketlerden dolayı AK Partiden her an için yüz çevirebilir.

Yukarıda önemli ayetlerin yüce meallerini size sunmak üzere ifade etmeye çalıştığım gibi inşallah sizi bu ayetlerin ışığında yaşamış bir devlet adamı olarak biliyoruz, inanıyoruz.

Hele hele Nisa suresinin 105. Ayetinin son cümlesi olan “Ve la tekûn lil hainine hasima” “Sakın hainlerin savunucusu olma” ifadesinden nasibinizi alırsınız.

Şehrimize hoş geldiniz..

Hayırlı cumalar…

En derin saygı ve sevgilerimle.