HAYÂNIN, EDEBİN, AHLÂKIN ANA MERKEZİ TÜRKİYE!?
Sevgili okurlar.
Yazımıza başlık olarak kullandığımız ifadenin muhtevası, mevcut Türkiye’mizdeki yaşanmakta olan bugünkü toplumsal hali göz önüne alıp geçmişe odaklanmaktır...
Dün, hayâ, edep ve ahlakın merkezi durumunda olan bir Türkiye coğrafyası varidiyken, bugün nasıl oluyor da derin bir hal-i perişanlığı içerisinde debelenip duruyoruz...
Gerçekten bugün İslam dünyasında yaşanmakta olan dramlar akla ziyan bir hali içeriyor..
İşte en sıcak hadise; Kazakistan’ın başına gelenler..
Ülkenin ve milletin yaşadıkları; travma!...
Ne yazık ki yüz yıllardan beri Sosyalist Sovyetler Birliği olan Rusya’nın “Çarlık ve Komünistlik” döneminden tutun da günümüze dek, Türk İslam coğrafyası inim inim inletilmektedir...
Küfrün, ilhadın, dinsizliğin, mutlak istibdadın, edepsizliğin hükümran olduğu bir coğrafya haline geldi..
Halk “insanlık topluluğundan” çıkarılmış, hür ve özgür inançlı bir millet olmada tecerrüt ettirilmiş bir hal yaşanmakta ve dayatılmaktadır...
Kazakistan’ın başına gelen oyun, bugüne özgü değil...
Her ne kadar Rusya’nın baskısı şekli de olsa 30 yıldan beri kaldırılmış görünüyor ise de yüz yıl önceki hazırlanan plan ve projeler uygulanıyor...
Yüz yıl önceki politik oyunlar hala devam ediyor..
Vaziyet, aşikârdır.
Ahlâk mefhumu diye bir şey kalmadı o millette...
Hayâ ve inanç duygusu tamamıyla sıfırlanmış.
Bakınız, Yeni Şafak Gazetesinin yazarı Yusuf Kaplan Hoca bu minvalde, nice tespitlerde bulunuyor...
Yazısından bir kaç paragrafı sizinle paylaşmak istiyorum..
“Sovyet emperyalizmi, kan kusturdu Türk cumhuriyetlerine Soğuk Savaş döneminde. Türk dünyasının İslâmî ruh köklerini, tarihî köklerini kuruttu; bütün değerlerini, anlam haritalarını yerle bir etti!
Hayânın, edebin, ahlâkın, irfanın, kardeşliğin, eşsiz bir hakikat medeniyetinin yurdu Horasan-Türkistan havzasındaki büyük köklü medeniyet birikimi dinamitlendi, sosyal yapı çökertildi, kültürel değerler paçavraya çevrildi (tuvaletlerin kapısı açık bırakıldı, erkek kadın tuvaletleri birleştirildi), genç beyinlere ateizm zerk edildi, su gibi alkole müptela edildi!
Önce şunu iyi bilelim: Bu coğrafyanın kaderini jeopolitik değil teopolitik stratejiler belirleyecek. Bunu göremez ve buna göre daha köklü, temelli hazırlıklar yapamazsa, Türk dünyasının, gerçek bağımsızlığına kavuşabilmesi hayal olur.
Yani önce ortak İslâm medeniyeti birikimi öne çıkarılmalı, tarih bilinci, eğitimden kültür, sanat ve medyaya kadar bütün alanlarda bir müşterek medeniyet mefkûresi ve fikri yeşertilmeli, büyütülmeli, dalga dalga her yere kök salmalı ve yayılmalı ki, Türk cumhuriyetlerinin istiklal ve istikbalinin temelleri sağlam atılabilmiş olsun.”
* * *
Evet, sevgili okurlar.
Her satır birer hakikatin ifadesidir..
Deneyimli kalem sahibi Yusuf Kaplan Hoca’nın bu tespitlerine katılmamak mümkün değil.
Biz de bu doğrultuda geçmişe yönelik olsun, mevcut hal olsun ve gelecek zaman dilimi olsun, gerek jeopolitik ve gerek teopolitik olarak Türkiye’nin de başına gelen oyun tezgâhları ile bugünkü Kazakistan’ın başına gelenler arasında ne fark var diyoruz?
Yakın tarihimizde Türkiye’mizin başına gelen, yani Müslüman bir coğrafyanın başına gelen ve CHP anlayışı tarafından uygulanan despot uygulamalarla örtüşmüyor değil..
Rus emperyalizminin gerek jeopolitik ve gerek teopolitik açıdan Türki cumhuriyetlerin başına getirdikleri ile Türkiye’nin yüz elli yıldan beri ve hala bugünde devam eden uygulamaların arasında ne fark var?
Tarihi gerçekler göz önüne getirilirse manzara aynı manzaradır.
Her ne kadar şekli olarak sistemin bünyesinde oluşan bazı demokratik telaffuzlar söz konusuysa da sadece politik oyunlardan ibaret olup, kandırmacadan başka hiçbir şey değildir...
Evet, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze dek gösterilen jeopolitik ve teopolitik, yani Türkiye’nin büyük coğrafyası ve tarihsel ve kültürel açıdan nerdeyse cumhuriyetten önce hiç görünmüyor, dile de getirilmiyor...
Ki resmi dilde, resmi evrakta hiç görünmüyor.
“Ke en lem yekûn” hiç olmamış gibi.
Bu durum pür dikkat çekicidir.
Sanki Türkiye’nin tarihi, varlığı, gelişmesi, oluşması 1923’ten sonra olmuştur.
Ondan önce ne Osmanlı İmparatorluğu, ne İslam ordularının zaferleri, ne de cihad tarihi yokmuş gibi!
Ve ne de tarih ve kültür!..
Ne Eyyubiler, ne Selçuklular ve ne de Osmanlılar…
İllaki olan hal, cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye, Türkiye olmuştur.
Ondan önce Türkiye’nin herhangi bir mevcudiyeti, bir gerçeği, stratejik bir varlığı yokmuş gibi gösterilmeye çalışılıyor(!?)
Yani inkâr ve asimilasyon!
Bize göre Sosyalist Sovyetler Birliği’nin Türki cumhuriyetlerin başına getirdikleri ne ise haçlı emperyalizmin ve Siyonistlerin Türkiye’nin içinde besleyip büyüttüğü ajan ve piyon anlayışların başımıza getirdikleriyle aynı!
Nice Selanik devşirmelerini piyon ve ajan olarak yetiştirip CHP anlayışıyla milletin başına bela ettiler.
Türkiye’deki mevcut hal de zaten kendini ele veriyor.
Başlık olarak kullandığımız “HAYÂNIN, EDEBİN, AHLÂKIN ANA MERKEZİ TÜRKİYE!?” ifadesi bu süreci sorguluyor...
Tarih boyunca, yani Selçuklulardan tutun da Osmanlılara kadar, böylesine meziyet ve üstün seviyeli karaktere sahip olan bir coğrafya, bir tarih ve bir millet ne oldu da 1923’ten sonra tam tersine döndü.
Hayâsızlığın, ahlaksızlığın, edepsizliğin, hıyanetin, hırsızlığın, rüşvetin, yolsuzluğun, despotizmin, keyfiliğin, kirli politikanın ve dinsizliğin batağına saplandı...
Enva-i kötülükler “çağdaşlık” adı altında Türkiye’ye aşılanarak, ülkeyi ve milleti “kendi benliğinden” uzaklaştırdı...
Hep ifade ediyorum...
Türkiye nereye koşuyor?.
Ne hazindir ki bilinmezliğe koşuyor..
Bakınız, sevgili dostlar.
Türkiye’yi ne hale getirdiler ve nereye gidiyor bu Türkiye?
Daha bir hafta önceydi...
CHP’nin Grup Başkanvekili Özgür Özel mecliste zırvalarcasına, İslam’a saldırdı...
Yüce İslam dinini hor görüp, küçük düşürmeye çalıştı...
Eğitimine ve öğretimine “çağdışı” yaftasında bulundu...
“Ortaçağ Karanlığı” diyebilecek kadar da hadsizleşti..
Ve bu meyanda onu destekleyen onun bu zırvalamalarına ses çıkarmayan lideri olan Kılıçdaroğlu, nereden koşuyor?
Onun arka bahçesi durumunda olan Sözcü Gazetesi ve bazı yazarları neler yazıp çiziyorlar?
Ve iktidarda olan AK Partiden buna karşı ne gibi bir suç duyurusunda bulunuldu?
Ve benim Cumhuriyet Başsavcılıklarımda bunun hakkında herhangi bir soruşturmaya tabi tutulmasına dair herhangi bir hukuksal hareketlilik de söz konusu değil!?..
İki kelam eden yok..
Ancak sağ olsun reis-i cumhur Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, hiddetle ve şiddetle tepki göstererek Özel’e haddini bildirmesi, bizi biraz ümitlendirdi..
Bakınız, Cumhurbaşkanı ne diyor?
“SAHTEKÂRSINIZ, YALANCISINIZ”
“Diyanetimize saldıranların haddini bildiririz”..
Karaman-Konya Hızlı Tren açılışının ardından trenle Karaman’a geçen Erdoğan, burada İl Danışma Meclisi’nde konuştu.
Kılıçdaroğlu’nun, CHP’li Özgür Özel’in Kur’an Kursu açıklamasına sessiz kalmasına tepki gösteren Erdoğan;
“Bay Kemal, herhangi bir şey söylemiyor. O birilerini havlatıyor. Dinimize, diyanetimize saldıracak olanların haddini bildiririz, hesabını da sorarız” dedi.
Bunu söylemekten başka herhangi bir uygulamanın yapılması maalesef görünmüyor.
Ne yazık ki iktidar partisi olan AK Parti tarafından veya medyası tarafından herhangi bir uygulama görmüyoruz.
Bize göre AK Parti bu haliyle devam ederse CHP’nin kirli anlayışını yeniden Türkiye’nin başına bela edecektir..
Ki icraatlarıyla davet ediyor..
Halk deyimiyle; değirmenine de su taşıyor..
Keşke bu Türkiye AK Partinin muhafazakârlık göstermesiyle değil, gerçek Fatih’lerin Yavuz’ların kahraman Osmanlının bir uzantısı olmuş olsaydılar.
Fatih’lerin birer torunu olarak kendilerini gösterseydiler ne güzel olurdu!
Bakınız, Fatih diyor ki;
“Fahr-i âlem Muhammed mu’cizat-ı Ahmed-i Muhtâr ile
Umaram galip ola a’dâ-yı dîne devletim”
Yani Fatih’in “Hz. Muhammed (S.A.V)’in mucizeleri doğrultusunda devletinin küfür sistemlerine karşı galip gelme" istek ve temennisi bizim de aynı temenni ve isteklerimizdir.
En derin saygı ve sevgilerimle.