KUR’AN, MU’CİZAT-I AHMEDİYE’NİN HAZİNESİDİR!?

El hak.. Hiç kuşkusuz ki öyledir..

Kaldı ki Allah'ın kelamı olan İsra suresinin 88. Ayeti de bunu tescil ediyor..

Bakınız Ayetin mealine, ne diyor?..

“De ki:

“Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”

*

Nitekim, Bediüzzaman Said-i Nursî hazretleri de Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesinde Ayet-i kerimeyi tefsir ediyor..

Sevgili okurlar..

Lütfen, can kulağıyla dinleyelim, okuyalım ve tabii ki yaşamımızın her anında hemhal olalım! Çünkü rahmani bir faziletin, nurani ışığını, tüm kalbi derinliklere, zerk ediyor..

*

Der ki;

“Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâki varken,

Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.

Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken,

Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”

*

Üstad, devamla tefsirini şöyle sürdürüyor...

“Şu sözün başında Beş Şuleyi yazmak niyet ettik.

Fakat Birinci Şulenin sonunda, eski hurufatla (harflerle) tab etmek için gayet sür'atle yazmaya mecbur olduk.

Hatta bazı gün yirmi otuz sahifeyi iki üç saat içinde yazıyorduk.

Onun için, Üç Şuleyi ihtisaren (kısaca), icmâlen yazarak, İki Şuleyi de şimdilik terk ettik.

Bana ait kusurlar ve noksaniyetler ve işkâl ve hatalara nazar-ı insaf ve müsamaha ile bakmalarını, ihvanlarımızdan bekleriz.

Bu Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesindeki ekser âyetlerin her biri, ya mülhidler tarafından medar-ı tenkit olmuş veya ehl-i fen tarafından itiraza uğramış veya cinnî ve insî şeytanların vesvese ve şüphelerine maruz olmuş âyetlerdir.

İşte, bu Yirmi Beşinci Söz öyle bir tarzda o âyetlerin hakikatlerini ve nüktelerini beyan etmiş ki, ehl-i ilhad ve fennin kusur zannettikleri noktalar i'câzın lemeâtı ve belâğat-i Kur'âniyenin kemâlâtının menşeleri olduğu, ilmî kaideleriyle ispat edilmiş. Bulantı vermemek için, onların şüpheleri zikredilmeden cevab-ı kat'î verilmiş.

"Güneş de akıp gider."

Yâsin Sûresi, 36:38. Ayet

"Dağları da birer kazık yaptık."

Nebe' Sûresi, 78:7. Ayet” gibi..

Yalnız Yirminci Sözün Birinci Makamında üç dört âyette şüpheleri söylenmiş.

Hem bu Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi gerçi gayet muhtasar ve acele yazılmış ise de fakat ilm-i belâğat ve ulûm-u Arabiye noktasında, âlimlere hayret verecek derecede âlimâne ve derin, kuvvetli bir tarzda beyan edilmiş.

Gerçi her bahsinde her ehl-i dikkat tam anlamaz, istifade etmez.

Fakat o bahçede herkesin ehemmiyetli hissesi var.

Pek acele ve müşevveş (karışık) hâletler içinde telif edildiğinden ifade ve ibaresinde kusur var olmasıyla beraber, ilim noktasında çok ehemmiyetli meselelerin hakikatini beyan etmiş.”

*

Sevgili okurlar...

Tefsirindeki her satırda "iman meşalesini" daha bir gürleştiren Üstad, anlatımına devam ediyor…

Ve diyor ki;

“Mahzen-i mu'cizat ve mu'cize-i kübrâ-yı Ahmediye (a.s.m.) olan Kur'ân-ı Hakîm-i Mu'cizü'l-Beyanın hadsiz vücuh-u i'câzından kırka yakın vücuh-u i'câziyeyi Arabî risalelerimde ve Arabî Risale-i Nur'da ve İşârâtü'l-İ'câz namındaki tefsirimde ve geçen şu yirmi dört Sözlerde işaretler etmişiz. Şimdi, onlardan yalnız beş vechini bir derece beyan ve sair vücuhu içlerinde icmâlen derc ederek ve bir mukaddime ile onun tarif ve mahiyetine işaret edeceğiz.

Mukaddime

Üç cüzdür.

BİRİNCİ CÜZ: Kur'ân nedir, tarifi nasıldır?

Elcevap: On Dokuzuncu Sözde beyan edildiği ve sair Sözlerde ispat edildiği gibi,

Kur'ân,

· şu kitab-ı kebir-i kâinatın (büyük kitap durumundaki kâinatın) bir tercüme-i ezeliyesi (ezeli tercümesi)

· ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,

· ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,

· ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı,

· ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikin miftahı, (anahtarı)

· ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,

· ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazinesi,

· ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi,

· ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası,

· ve Zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,

· ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi,

· ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyası,

· ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,

· ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,

· ve insana hem bir kitab-ı şeriat,

· hem bir kitab-ı dua,

· hem bir kitab-ı hikmet,

· hem bir kitab-ı ubûdiyet,

· hem bir kitab-ı emir ve davet,

· hem bir kitab-ı zikir,

· hem bir kitab-ı fikir,

· hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi' bir kitab-ı mukaddestir.

*

Devam ediyor Üstad..

“·Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefâ ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semâvîdir.

Kur'ân Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi,

Kur'ân,

· bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelâmıdır;

· hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır;

· hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır;

· hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir (ilahi konuşmadır)

· hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir;

· hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir;

· hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır;

· hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhatabına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir.”

*

Üstad Bediüzzaman Hazretleri sözlerini şöyle tamamlıyor..

Ve şu sırdandır ki, "Kelâmullah" ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur'ân'a verilmiş ve daima da veriliyor.

Kur'ân'dan sonra sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir.

Sair nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz'î bir ünvanla, hususî bir tecelliyle, cüz'î bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan ilhâmât suretinde bir mükâlemedir.

Melek ve beşer ve hayvânâtın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.”

En derin saygı ve sevgilerimle.