MUİNİ ZALİMİN DÜNYADA ERBÂB-I DENÂETTİR!? (II)

Sevgili okurlar...

Sohbetimizi dünden devamla sürdüreceğiz.. Başlığımız da aynı duruyor.. İfade; Namık Kemal’den..

Şiirinden bir mısra...

Ki ülkenin hal-i durumunu gözler önüne seren vecize bir söz!

Hep ifade ediyorum..

Millete, ülkeye, devlete karşı tertiplenen, hazırlanan, mezalim üreten, vesayet yaratıcı tezgâhlar, her kimden, hangi siyasetten gelirse gelsin; “kabulü” mümkün olmadığı gibi, Türkiye’ye ihanettir...

Kalleşliktir, sırttan hançerlemedir..

Ne destek verilir, ne de itibar gösterilir..

Ne de; “muin” yani yardımcı olunur!

İslami bir deyimle, “İla Cehenneme zûmera”

Yani cehennemin dibine kadar yolu var hepsinin!…

Eğer ki sahiplenilip, destek verilirse!...

O zaman da “Erbâb-ı denaet” olur..

Ki Namık Kemal’de bu uyarıyı yapıyor...

Kısacası, bu vasıfları bünyesinde taşıyan anlayışlar, kendini denaet ve alçalış çukur ve bataklığından kurtaramazlar!.

“Köpektir zevk alan sayyâd-ı bi-insafa hizmetten”

“İnsafsız avcıya yardımdan zevk alan köpekten” bahsediyor Namık Kemal.

Demek ki millete acımayan nice hıyanet erbaplarına alkış tutan, yardım eden, darbeleri destekleyen zihniyetler bu olmuştur bu ülke sathında!!…

Hele hele Osmanlının başına çöken veya çökertilen Selanik devşirmelerinden oluşan Yahudi çetelerinin yarattığı tahribat...

İngiltere’den, Fransa’dan içimize ithal edilen haçlı emperyalist çeteleri, ülkemizin, milletimizin içine sızıp devletin imkânlarını ve milletin oluşturduğu bütçeleri ellerine geçirerek meşru iktidarı devirme teşebbüsüne girmeleri...

Bu ihanet şebekelerinin varlığı, yıllar yılı hâkimiyet oluşturan bir mekanizmaya sahip olmaları, akla ziyan bir haldir...

Denir ya, çekilecek gibi değildir.

Milletin milli iradesiyle iktidara geldikleri halde aynı anılan tezgâhtan geçmeden devletin yönetim anahtarı nerdeyse eline verilmiyor.

İllaki “mevcut darbeci anayasanın ve yasaların hegemonyası paralelinde hareket edecek...

Yoksa geçit yok...

Aksi takdirde ya 10 yılda bir milli iradeyi alaşağı edip, darbe yapılacak..

Ya, devlete karşı terör odaklarını nümayiş adı altında sokağa döktürecek...

Veyahut da dağa teröristleri gönderip beslemeye devam edip” ülkede ve bölgede kaos yaratacak!...

Ve nitekim bir asırdan beridir böylesi bir hal-i durum yaşanıyor, yaşatılıyor...

İşte, 40 yıldan beri; yaşatılan terör...

40-50 bin masum insanımızın kanı döküldü...

Ocaklar söndürüldü...

Diyarbakır’da HDP İl Binasının önünde nerdeyse üç yıldan beri annelerin dram içinde beklemeleri bu söylediklerimizin birer kanıtlayıcı delili olsa gerek...

* * *

Sormak gerekir...

Sultan Abdülhamid Han’ın 33 yıl boyunca verdiği mücadele kime karşıydı?

Elbette ki devletin bünyesine sızdırılmış Ermeni ve Yahudi çetelere karşıydı.

Aynı o çetelerin anlayışı ne yazık ki yüzyıldan beri devam ediyor.

Ki o zaman devletin bünyesinde varlığına dair meşruiyet yoktu.

Fakat bugün ne yazık ki mevcut anayasa ve yasaların imkânlarından faydalanarak devletin içinde değişik partiler adı altında veya dernekler adı altında veya medya adı altında veya siyasi bir oluşum adı altında terör odaklarıyla iç içe çalışmakta olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Mevcut iktidar ne kadar iyi niyetli olursa olsun.

Gelen giden selef iktidarlar gibi onlar da bu yasalar çerçevesinde onlara karşı bir şey yapamıyorlar..

El mahkûm misali...

* * *

Evet, sevgili okurlar.

Tespitlerimiz yerli yerindedir, dayanaklıdır, tarihidir ve kültüreldir.

Bunun içindir ki özellikle TSK gibi devletin kutsal bir kurumunun bünyesine yerleştirilmiş aynı dış mihraktaki Yahudi ve Ermeni çetelerden ders alırcasına çalışan “Kemalist, Atatürkçü, laikçi” olarak kendini süsleyenlerin, yıllar yılı varlık göstermeleri...

Bırakmadılar ki gelen giden iktidarlar, milli irade ruhunu bu millete uygulayabilsin..

Sürekli pranga atıldı...

Ve hala da ellerinden gelirse aynı hali yaşatmaya devam edeceklerdir!.

Ama heyhat!

Bundan sonra ümit varız ki yapamıyorlar.

Çünkü devletin başında muhterem zat, değerli devlet adamı Recep Tayyip Erdoğan vardır.

Sayın Erdoğan’ın siyaseti bize göre cennetmekân Sultan Abdülhamid’in siyasetinden geri değildir..

Böyle, düşünüyoruz.

Ama millet bununla yetinmiyor?

Milletin istek ve arzuları mevcut dayatmanın tek parti şeflik ve dipçik ruhunu taşıyan anlayışın ortadan kaldırılmasıdır...

Yepyeni, ter-ü taze bir Türkiye’nin oluşmasıdır...

Bu da mevcut anayasanın tez elden değiştirilmesiyle mümkündür..

Hukuku, insan temel hak ve özgürlüğünü koruyan yeni bir adalet sistemini oluşturmak lazım...

Millete karşı çıkan devletin tüm kamu kurum ve kuruluşlarının yasalarını, mevzuatlarını, “İslami” elekten geçirmek gerekir...

CHP’nin ideolojik ve kirli oy toplama uğruna yürürlüğe soktuğu “iş kanunu” gibi uyduruk yasalar, gözden geçirilmelidir...

Mahkemeleri, yargı erklerini, yürütmeyi, mülki irade amirliklerini, kutsal kurumlarını, bayat, kokuşmuş anlayışlardan arındırıp kurtarmak kaçınılmaz hale gelmiştir...

Yönetmeliklerle, kararnamelerle, tüzüklerle değil, hukukun ilke ve prensiplerine uygun olarak, Devlet mekanizması yenden inşa edilmelidir...

Devletin yasama, yürütme ve yargı erkini milli iradeye uygun hale getirmek lazım...

Hele ki Milli Eğitim Sistemi ve müfredatı, milletin başına adeta bir dert.

Yetişen gençlikten bir bölümü ya eroinman yani uyuşturucu müptelası, ya alkol veya da fuhuş gibi kirli boyalarla kendilerini çürümüşlüğe terk ediyorlar...

Ve bu nesil, anasını, babasını, yakınlarını, milletini, devletini rahatsız ediyor.

Keza yargıdan çıkan, özellikle iş mahkemelerinden çıkan bazı yanlış yamalak kararlar, kötü niyetli “ne koparırsam kardır” anlayışıyla yola çıkan, işçileri işverenler aleyhinde ayaklandırıp iş potansiyelini işlevsiz hale getiriyor...

İşsizliği körükleme gibi şımarıklık içine girdiklerini görüyoruz...

Ki her şey aşikâr.

Yıllardan beri bunları yazıyoruz çiziyoruz.

Tespitlerimiz var.

İş kanununu uygulayan bazı yargıçlarımızın yavaş yavaş gerçekleri görerek, para kazandırma gayesiyle birbirine tanıklık yapan kirli niyetli işçilerin, husumetli işçilerin artık tanıklığına itibar etmeyip çok güzel bazı kararlar aldıklarını görüyoruz.

Gerek yerel mahkemelerden, gerek istinaf mahkemelerinden ve gerekse de Yargıtay’dan kamuoyu adına görüyoruz ve memnuniyetle karşılıyoruz.

Tespitlerimizi burada dile getirirken şöyle diyoruz.

Adaletin kutsal cübbesini omuzlarına alıp savunma erkine geçerek avukatlık adını taşıyan bazı rantiyeci, cepçi avukatların baroların bünyesindeki varlıkları şayan-ı dikkattir.

İşverenler bunların mücadelesini veriyor.

Zaman gösterdi ki gerçekten bazı hâkimlerimiz, ceplerine değil vicdanlarına danışarak çok güzel kararlar veriyorlar.

Kararlarına da istinaf ve Yargıtaydan onay geldiğini de görüyoruz.

Bu da bize gösteriyor ki; “Zararın neresinden dönersen kardır. Yanlış da nereden dönerse gerçektir” diyerek, bugünlük bu kadar diyoruz!...

En derin saygı ve sevgilerimle.