Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

ÖZELLİKLE 1982 ANAYASASININ DİBACESİ VE BÜYÜK ÇELİŞKİLER!?

Evet, sevgili okurlar.

Malumunuz üzre yıllardan beri bu köşede yazdığımız ve savunduğumuz dava, kesinlikle bize ait herhangi bir dava değildir.

Yani kendimizi savunmuyoruz.

Sadece memleket meselelerini, sadece ülke sorunlarını, sadece insanlarımızın içine girmiş olduğu girdap ve o girdaptan çıkamama sorunlarıyla ilgilidir; yazıp dile getirdiklerimiz!..

Çeyrek asrı aşan bir zaman dilimi içerisinde, sizlerle hasbıhal ediyoruz...

Ömür vefa ettiği sürece, hep sizlerle olacağız..

Ve hep hakkı savunduk, savunmaya da devam edeceğiz!..

İlkelerimiz nettir...

Doğru..

Tarafsız..

Şeffaf ve objektif...

“Dilsiz şeytan olmadık, olmayız da”...

Tavizsiz, karşısında durduk...

Haksıza karşı daima sesimizi yüksek tuttuk...

Kalemimizi de “keskin kılıç” gibi kullandık...

Zira hakkı hak olarak bildik...

Allah adına, masum insanlar adına mücadele ettik...

Soluksuz davamızı savunduk, duraksamadık!

Sükût etmedik...

Hakkı ve hakkaniyeti el üstünde tutmuş, haksızlığı ve batılı da, çiğneyip üzerinden geçmişizdir..

Temel ilkemiz, kamu vicdanıdır..

Olgular ve oluşumlar hangi kulvarda yaşana gelirse gelsin, masum, günahsız, mağdur ve mağlup insanların yanında yer alarak, onların sesi olarak bu görevi üstlendik, üstleniyoruz!...

Üstlenmeye de devam edeceğiz..

Değerli okurlar...

Dört günlük yazımıza başlık olarak kullandığımız “EMANETTE LİYAKAT VE EHLİYET ESASTIR” ifadesi, bizim temel düsturumuzdur...

Çünkü maddi ve manevi yönü büyüktür, kapsadığı alan geniştir, anlam ve önemi de kutsaldır...

Özellikle millet adına, milli irade adına görevlendirilen, iş başına getirilen kimliklerde “liyakat aramak, ehliyet aramak, dürüstlük aramak, emanete sadakat aramak” elbette ki davanın, sorumluluğun temel ilkesi ve esasıdır.

Kendini liyakatli ve ehliyetli gösterip kilit noktalara gelen insanlar, tıpkı başlık olarak kullandığımız 1982 Anayasasının dibacesi gibi hep çelişkilerle dopdolu olmuşlardır...

Çünkü yapı itibariyle “bukalemundurlar..’

Onun içindir ki ülke ve millet olarak, istikrarlı bir istikamet ve yol seyri içerisinde olunamıyor...

İktidarlar demokratik düzende yürüyemiyor.

Ülke, bir türlü iki yakasını bir araya getiremiyor...

Denir ya, manzara açık ve net orta yerdedir..

İnkârı mümkün değildir..

“Dilsiz şeytan” olmayacağımıza göre, elbette ki yaşanan tablo karşısında eleştirilerimizi yapacağız..

Ki eleştiri temel hakkımızdır..

Başta ifade ettiğim gibi kendi adımıza değil, ülke insanımızın adına, kamuoyu adına konuşuyoruz, yazıyoruz...

Bu yönde kamu vicdanından da icazet almışız ve alıyoruz, almaya da devam edeceğiz..

Demokratik yasalar çerçevesinde bu görevi icra ediyoruz..

Son nefesimize kadar tavizsiz mücadelemiz sürecek..

Velev ki kanımıza mal olsa dahi kanımızın son damlasına kadar hakkın savunucusu olacağız, olmaya da devam edeceğiz!

* * *

1982 Anayasasının dibacesine bir bakın...

Akla ziyan, çelişkilerle dop dolu..

Birazdan birkaç paragrafını sizlere aktaracağım...

İnanın ki, okuduğunuz da, ağzınızdan çıkacak ilk sözcük şu olur...

“Yanarım bu ülkenin hal-i durumuna”...

Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma azmi yönünde sözde yola çıkan bir anlayış; bu kadar “cehaletin” kör kuyusunda bulunur mu?..

Yer küresinde, böylesi anayasalar ve uygulamaların eşi ve benzeri yoktur...

Tablo, gülünür mü, ağlanır mı dedirtiyor?

* * *

Sevgili dostlar...

Var olan tabloya karşı...

Gerçekten herkes korkmadan, çekinmeden elini vicdanının üzerine koyarak, beynini yoklayarak, görmeli ve ona göre hareket etmelidir.

Batıla karşı haklı fikrini saklamadan söylemelidir.

Zira memleket meseleleri, vatanın ve milletin birliği her zaman ön planda gelir.

Şunun bunun hatırına binaen, bir ülke ve millet “göz ardı” edilemez...

***

İşte 1982 Anayasası...

Darbeci vesayetçi bir Anayasa..

Dibacesi çelişkiler yumağını içeriyor..

Çelişkileri, yanlışlıkları bir tarafa bırakın, antidemokratik, kirli bir hegemonya söz konusu...

Ve gelen giden iktidarlar da, bu hegemonyanın gölgesinde, memleketi yönetmişlerdir..

Ve hala da yönetilmeye devam ediliyor.

Hem de demokrasi adına.

Hem de milli irade adına.

***

Aktaracağım paragrafa bakın..

Ne diyor?

“Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda...”

Sevgili dostlar...

Şu cümleyi okuyalım da irdeleyerek geçelim.

Meşru yoldan iktidara gelen meşru hükümete karşı dört gün önce 104 emekli amiral tarafından “aba altından sopa göstererek” yayımlanan bildirinin özü ve mahiyeti aynı cümleleri içermiyor mu?

Nasıl ki o günün, yani 12 Eylül darbesi sonucunda gerçekleştirilmiş 1982 anayasasının ifadeleri ve o meşru hükümeti alaşağı eden Kenan Evren Cuntası ne ise bu 104 amiralin de kullandıkları ifadeler aynı değil midir?

Atatürkçülüğün gölgesine sığınarak, Atatürk’ü istismar ederek CHP’nin kirli emellerine alet olma hali değil midir?

Devamını da okuyalım.

“Dünya Milletler Ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde, millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu anayasada gösterilen hürriyetçi, demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı…”

Buna da bir açıklık getirelim sevgili okurlar.

Bu paragrafta kullanılan cümleler nasıl da birbiriyle çelişiyor.

Sanki millet çocuk yerine konularak aldatılıyor, arkadan vurulmak isteniyor ve morfinleştiriliyor.

“Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu anayasada gösterilen hürriyetçi, demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı…”

Peki, sormazlar mı?

Sizin böylesine savunmanızla kendinizi yalanlamış olmuyor musunuz?

12 Eylül darbesiyle alaşağı ettiğiniz meşru hükümet, Türk milletine ait değil miydi?

Onlar başka milletlere mensup kişiler miydi, ecnebilere mi çalışıyorlardı?

“Anayasada gösterilen hürriyetçi, demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni”

Onlar başka bir hukuk düzeni mi kullanıyordu?

Ey darbeciler!

Oysaki sizler ve sizin yaptığınız darbe, ne hukuka, ne adalete, ne Türk milleti adına, ne de hukukun üstünlüğüne ait tek bir ifade veyahut bir cümlenin uygulanması yoktu ki?

İttihat Terakki Partisinin 1909’dan 1923’lere kadar, hatta 1923’ten 1950’lere kadar aynı uzantının, aynı anlayışın, aynı politikanın ta kendisi değil midir?

Jakoben anlayışın uzantısı değil midir?

O Kenan Evren değil miydi ki “sağdan bir kişi, soldan bir kişi her gün ikişer kişi asıyorduk, eşitlik olsun” diyen.

Böylesi bir anlayışla nasıl olur da Türk milleti ve Atatürk cumhuriyeti adına bunları anlatabiliyorsunuz ve uygulayabiliyorsunuz?

Mademki demokratik hukuk düzeninden çıkamayacağı diyorsunuz, siz niye çıktınız?

Niye suçsuz ve günahsız gençleri astınız?

Biri soldan, diğeri sağdan diyerek?

Şimdi üçüncü paragrafa geçelim.

“Kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak anayasa ve kanunlarda bulunduğu; hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milleti menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma görmeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı…”

Evet, bunu da bir irdeleyelim...

Bakınız, diyorlar ki;

“Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milleti menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma görmeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı…”

Bu ifadeden daha zalim, daha karanlık, daha kirli bir düşünce nerede arayıp bulabiliriz acaba?

Yani bunca çelişkilerle dopdolu cehalet simgesi olan bir anlayışı acaba hangi millette, hangi demokraside, hangi laik devlette arayıp bulabilirsiniz?

İllaki 12 Eylül karanlık darbe mezaliminden başka.

Bir yandan “Türk milletinin menfaati” diyorsunuz, “devleti ve ülkesiyle bölünmezliği” diyorsunuz…

Ama yaptığınız bu işte sadece Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve al bayrağının gölgesinde yaşayan 83 milyon insanın içinde Türkü de var, Kürdü de var, Arabı da var, Acemi de var, inançlısı da var, inançsızı da var…

Bunları tümüyle yok edip sadece ırkçılığa dayalı bir düşünceyle her tarafı silip atıyorsunuz.

Ve “Türkiye’ye demokrasi getiriyoruz” diyorsunuz.

Öbür yandan da “laiklik” diyorsunuz ve Türk devletini kutsal din duygularından uzak tutuyorsunuz.

Mademki din duygularını kutsal olarak anımsıyorsunuz, peki laiklik nedir?

Laiklik milleti dinden uzaklaştırmak demek değil midir?

Hal-i durumunuza, kargalar güler kargalar?

Siz darbeci olarak bu millete karanlıklar getirdiniz?..

Koltuk sevdası sizde her şeyden önce geliyor.

104 emekli amiralin ve CHP’nin tarihi ifadeleri, hep koltuk ve güç hesabı olmamış mıdır?

Sizinki; “merkezi kurmay planıdır...

Darbeci bir anayasanın kullandığı cümleler ve ifadeler, gece yarısı yayımlanan bildiri de kaleme alınarak, meşru hükümet tehdit ediliyor.

Bu yazı serimiz, Pazartesi günü itibariyle devam edecek.

En derin saygı ve sevgilerimle.

Hayırlı Cumalar.