Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

SEKÜLER KEMALİST BİR HUKUK SİSTEMİNDE NELER OLUYOR? (II)

Evet, sevgili okurlar.

Bilindiği üzre başta anavatan, ana millet, ana ümmet Türkiye olmak üzere, yüzyıl önce Osmanlıdan ayrılan nice devletçiklere ve kavimciklere bölünen İslam ülkeleri, ne yazık ki bugün ahû eninler içerisinde kıvranıp durmaktadır.

Din diyeceksin, dinin ana kural ve usulleri yok.

İsrailiyattan intikal edilmiş bazı hikayelerin, “cenderesine” mahkum edilmiş..

Herşey hikayeden ibaret misali..

Çoğu asılsız ve usulsüz, Kur’an ve Hadisten yoksun olduğundan dolayı, çeşitli hurafelerle donatılmış sahte bir kültür söz konusu.

Sadece isimden ibaret bir İslam var…

İşte, Türkiye...

Osmanlıdan kalan İslam coğrafyası için bir umut olan Türkiye, yıllardan beri sarsak, çarpık, döküntü ve çürümüş bir laiklik politikasıyla, inim inim inletilmektedir..

Gaflet ve delalet politikası ülkeyi, büyük çapta bozgunculuğa ve fesada sokmuştur.

Öyle ki, tarihi kültürel İslami bir gerçeği de; maalesef yaşayamıyor.

Malumunuz üzre, sohbetimize başlık olarak;

“SEKÜLER KEMALİST BİR HUKUK SİSTEMİNDE NELER OLUYOR?” ifadesini kullanmışız?..

Başlığın içerdiği soruya, verilebilinecek cevap şöyle!..

Olan olmuştur ve olması gereken de bundan sonra olacaktır.

Türkiye bugün Osmanlının mirası olarak ne yazık ki o vasfını yitirmiştir.

Çünkü bu vasıf yitirilince balkanlarda bulunan ve sonradan Türkiye’den ayrılan milletler, tamamıyla emperyalistlerin hegemonyasında Yunana bağlılığını gösteriyorlar.

Keza Kıbrıs’ın hal-i pür melali.

KKTC’nin bugünkü düştüğü girdap ne yazık ki derinden derine üzüyor ve düşündürüyor?.

Ama heyhat!

Elden bir şey gelmiyor gibi..

Çünkü, Kıbrıs halkı, içine düştüğü girdaptan kurtalamıyor, boğulmak üzere.

Zira KKTC milleti bugün ismi Türk de olsa, Müslüman da olsa, ne yazık ki hiçbir cihette kendileri; bu kültürel intisabı kabul etmiyorlar?. Nitekim, 5 yıldan beri KKTC’nin başında bulunan bir megalomanyak var..

Satılmış bir ajan...

Mustafa Akıncı...

İsim ve soyisminin mana değerlerinden çok uzak bir kişi...

Yoksa, “Rumlarla yaşayabilmemiz için, biraz toprak vermemiz gerekir” diye bir gafletin, delaletin içerisinde olur muydu?..

Ne mümkün?

Ama, gel gör ki; bunu söyleyebilecek kadar gafil ve sapık bir insan.

Yazıyı kaleme alırken, seçimlerin ikinci turu bitmiş, sayıma geçilmişti..

Gelen bilgilere göre, Akıncı yüzde 48’lerde.. Tatar ise yüzde 52’lerde görünüyor..

Umudum odur ki; KKTC Akıncı’nın “gaflet ve delalet” aklından, fikrinden ve anlayışından kurtulur?..

Yoksa, Osmanlı’nın yıkılışı gibi, KKTC’nin de, Türkiye’nin “elinden kopuşu” olur?

* * *

Evet, sevgili okurlar.

Sarsak, çarpık, döküntü ve ahlaken çürümüş bir laiklik veya laikçilik siyasetiyle yönetilen bir millet veya bir devlet...

Ülke ya da herhangi bir coğrafya, ne olursa olsun ileriye doğru bir adım atamayacağı gibi;  bir ilerleme ve gelişme de kaydedemez.

Tam tersine,  kısa sürede yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Bu itibarla üzülüyoruz.

Bunları söylerken, içten içe kan ağlıyoruz..

Öfkeleniyoruz.

Gazaplanıyoruz.

Ama elimizden hiçbir şey gelmiyor.

Çünkü; millet olarak yüzyıl evvel, “tarihsel gerçeklerimize” yüz çevirmiş durumdayız..

Laiklik adı altında, sekülarizm adı altında, CHP’nin Atatürkçülük gölgesi altında ithal edilen ahlaksızlığın çeşitleriyle; “millet” millet olabilme vasfından, soyutlandı..

Envai türlü habaset ve dalaletle devlet yönetile gelindi..

Gelen giden muhafazakâr geçinen partiler, her ne kadar CHP’yi eleştiriyorlarsa da, çamura batırıp çıkarıyorlarsa da ama hey hat; “altı okun” anlam değerinden bir türlü kendilerini sıyırtamıyorlar..

Ülke yönetimi de, onların siyasi faaliyetleri de; aynı rotada ilerliyor?

Yani gelen gideni aratıyor..

Şeklen bir değişiklik, ötesi aynı!..

Gerçekten tüm bunlar dert.

Kangrenleşmiş, kan ve irinle dopdolu bir yara...

Yara her an için patlamaya hazır...

Ki toplumun içine sıçrama tehlikesi; vahim bir sonuca sürükler!..

Zira dedik ya sarsak, çarpık, döküntü ve çürümüş bir laiklik anlayışı, devletin, yani tüm resmi kurum ve kuruluşlarına sirayet etmiş durumda..

Birer tane yıkım mayını gibi, patlamaya hazır!...

Allah korusun, “infilakıyla” ülke ve millet diye bir olgu kalmaz?..

Karanlık eller; yeniden varlık gösterir?

Nitekim 15 Temmuz başarısız darbe teşebbüsü bundan değil mi?

17-25 Aralık, bunun hikâyesi değil mi??

28 Şubat, 27 Nisan e-muhtırası, 12 Eylül gibi darbecilerin ahlaksızlığı değil mi?

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Allah aşkına diyoruz.

Hakkıyla düşünülürse, Türkiye’deki hukuk sistemi sadece ezbercilikten ibarettir..

Hakkı, hakkaniyeti gözeten yok...

Hukukun, adaletin gölgesinden bile geçilmiyor.

Esamisi bile okunmuyor bunların!.

Anayasa Mahkemesi ayrı bir havada…

Yerel Mahkemebler ayrı bir havada…

Hele hele CHP’nin elli yıldan beri Türkiye’nin ve iş çevrelerinin, özellikle istihdam yaratan işadamlarının başına bela ettiği şu ithal malı “İş kanunu...”

“Demokles’in kılıcı” gibi, İş Çevrelerinin başında sallanmaktadır..

Hak, hukuk, adalet tanımaz!.

Zira istihdamı hezimete uğratıyor.

Türkiye’deki SGK’ların madrabazlığı, işçi ve işverenlerin sömürgeci emperyalizmini, daha ne zamana kadar sürdürecek belli değildir.

Birçok iş mahkemelerinin, özellikle bölgemizde ve Diyarbakır’ımızda, delil olarak kanıtlayıcı resmi belgelerin varlığı sonradan anlaşarak tedarik edilmiş kıytırık yalancı şahitlerle çürütülüp atılıyor olması!.

Kasıtlı olarak öne çıkarılan tanıkların, yalan ve dolanlarının paralelinde, kararlar veriliyor..

Yaşanan tablo karşısında der demez insan; hani Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiydi?..

Yasaları da, uygulamaları da, yansızdı, tarafsızdı.

Ne yazık ki tam tersine...

Maalesef;  “Hindistan’daki inek kutsallığı” gibi işçi hakkı kutsallaştırılmış (!) gibi bayat bir anlayışla hükümranlık sürdürülüyor..

Ekonomi ve istihdamı zehr-u zeber ediyor.

Bölgemizde türeyen şu “arsa mafyası...”

Feodal yapı zorbalığıyla ve gaspçılığıyla, tapulu mallara çöreklenip, sahiplenmeleri de ayrı bir “Adalet” çıkmazı?..

 “Demokles’in kılıcı” gibi sallaya sallaya  bu yapılar, devlet-i aliyenin huzurunda, arzı endam ediyorlar..

Hukukta ve adalette; halk deyimiyle “seyirci?”..

Orman kanunu..

Ya vuracak, öldürecek veyahut kendisi vurulacak, öldürecek...

Hazin olan şudur ki..

Benim devletim, benim hükümetim, benim siyasetçim, tüm bu olup bitenleri uzaktan uzağa bıyık altından gülerek, seyrediyor..

Hele şu “arazi toplulaştırma” sevdası.

Millet Mehdi Eker’i hiç unutmuyor.

Tüm bunlar ülkenin ve milletin varlığına adeta birer suikast kalıbı gibi!...

Sarsıyor....

Allah korusun.

Hükümet, özellikle Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanından ricamız, mutlaka bu olayların üzerine, eğilip, soruşturup, gitmeleri gerekir?

Gidilmediği takdirde çok büyük vahim ve yanlış hadiseler meydana gelir.

Diyarbakır’a da yazık olur, Diyarbakır insanına da yazık olur.

Tüm Türkiye’ye ve devletimize de yazık olur.

En derin saygı ve sevgilerimle.