Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

SİSTEM VE SİSTEMİN ANA KUMANDASI!? (II)

Evet, sevgili okurlar.

Yazımıza iki gündür başlık olarak kullandığımız “SİSTEM VE SİSTEMİN ANA KUMANDASI!?” ifadesini bugün de kullanıyoruz...

Öyle düşünüyorum ki bu yazı serimiz Allah nasip ederse birkaç gün daha devam edecektir.

Malumunuz üzre devletleri, milletleri, ülkeleri yöneten sistemlerdir, nizamnamelerdir.

Yani, yasalar silsilesidir.

Her şey ama her şey ancak hukukun üstünlüğüne dayalı olarak gerçekleşebilir veya gerçekleştirilir.

Eğer ki şeffaf ve hakkaniyet ölçüsünde sistem vücut bulursa, işte o zaman devletler toplumlarına huzur, mutluluk, istikrar ve güven tesis ederek, verebilirler...

Kargaşasız, terörsüz bir ortam sağlanabilmiş olunur...

Aksi takdirde hukukun üstünlüğüne dayanmayan sistemler, yasalar, otoriteler, yönetimler, her ne olursa olsun “zafiyetlere” mahkumdur…

İstikrarsızlığın, hukuksuzluğun, mutsuzluğun dibi yaşanır..

Enva-i çürümüşlüğü ve ahlaki dejenerasyonu ikmale getirir ki, “o devletin ve o devletin himayesindeki milletin ömrü, “kısa süreli olur"..

Çıkılan yoldan geri dönülüp, “felaketlerden” kendini kurtarabilir mi?..

O meçhul..

Ama hani derler ya; “zararın neresinden dönersen kardır” diye..

İlla ki bir “olumlu sonuç” sağlanabilinir..

***

Değerli okurlar..

Hukukun üstünlüğü ve hukukun varlığında ana ilke; ona inanmaktır..

Eğer ki inanırsanız, yaşatırsınız ve uygularsınız...

Bu ilke, yönetimler için de, kurumlar için de, pek tabi ki millet için de, “olmazsa” olmazdır..

Şayet ülkenin ve toplumun “omurgasını” teşkil eden hukuk sistemi, “adil, şeffaf ve üstünlükle” örtüşür değilse, “ben yaptım oldu” mantığını güdüyorsa, orada herşey “felç” olmuş demektir..

Hiçbir şekilde “adil ve eşitlikçi” bir uygulama söz konusu olmaz ve olamaz da….

Mutluluğun zerresi dahi kalmaz!..

Böylece fetret dönemi başlar, ülke geri kalır ve kendini toparlayamaz.

***

Hiç tartışmasız ki, Âdetullah denen bir gerçek vardır.

Kâinat içerisinde olmazsa olmaz olan bir sünnetullah vardır.

O sünnetullah denilen hükümler silsilesi, hiçbir zaman kesintiye uğramaz.

Daima süresiz olarak devam eder.

Toplumlar ne yaparlarsa yapsın, onsuz yaşayamazlar.

O olmazsa da toplumlar toplum olamaz.

Bakınız, Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in “Maide” suresinin 54. Ayeti bizi nasıl uyarıyor..

Ayetin yüce mealini hep birlikte irdeleyelim..

Okuyalım, inceleyelim ve sonra da tefekkür edelim..

Derinden derine düşünelim!...

Zira insanlar, toplumlar ve toplumları yöneten yönetimler, rejimler, sistemler, bu ilahi kaide dışına çıkamazlar...

Ona mutlaka ama mutlaka uymak zorundadırlar..

Başta söylediğimiz gibi olmazsa olmazdır.

Aksi takdirde yok olmaktan kendini kurtaramaz.

Ayetin yüce meali aynen şöyledir;

“Ey iman edenler!

Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir.

(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur.

Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.”

Bu ayet-i celileyi teyit eden yine yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in “İbrahim” suresinin 19 ve 20. Ayetleridir...

Ayetlerin meali aynı paralelde, uyarmaktadır..

Şöyle ki;

“Allah’ın gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmüyor musun ey habibim!

Dilerse sizi giderir, yerinize yeni bir topluluk getirir ve bu Allah için zor da değildir.”

Bu her iki ayetin yüce mealleri anlayanlar için çok önemli anlamlar taşımaktadır..

Yeter ki salih bir fikre ve düşünceye sahip olsun..

Toplumların bünyesinde yaşam şekillerini kurcalıyor, denetliyor ve ona göre uygulamaya geçiyor yüce Allah’ın kudreti.

Bu itibarla bize göre herkes aklını başına almalıdır.

Şu geçici dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıp da ölümü unutanlardan olmayalım.

İnsanlara zulüm yapmakla, hukukun üstünlüğünü çiğneyip de çağın uyduruk yasalarına uyarak, dayanarak, toplumların toplumsal güvenini zedeleyip, her alanda huzursuz hale getirilmesine sebep olmayalım.

Zira hiç unutmayalım ki yeryüzünde sistemler ve sistemleri uygulayanlar, Hz. Osman’ın dediği gibi “Allah’ın birer tane kılıcıdırlar.”

Cenab-ı Allah istediği zaman o ilahi kılıçla, zalimle mazlumu birbirinden ayırt etmek için o kılıcı kullanır.

Sonra o kılıcın yanlışlıklarını, hatalarını görünce döner bu sefer aynı kılıçla onu cezalandırır..

Hz. Osman’ın kutsal bir sözüdür.

Sözümüzün başında ifade ettik, toplumları toplum eden hukukun üstünlüğüne dayanan sistemlerdir..

O üstünlüğe dayanmayan bir sistem çürümüşlüğe mahkûmdur demek!...

Yıkılması ve dağılması kaçınılmazdır..

Bu sözlerimizi yanıtlayan tarihte bir çok hadise söz konusudur.. Ki fazla uzağa da gitmeye gerek yok..

Sadece, kendi ülkemizin tarihine bakarsak ders-i ibret içeren birçok hadise yaşanmıştır..

İşte Osmanlı...

Uzun ömür süren Osmanlı devletinin tarihini incelediğimizde, bu söylediklerimizin hakikatleri bir bir gözümüzün önüne gelir ve kendi kendini bize okutur.

Hem de yalan söylemeyen tarihin diliyle bize kendini anlatır...

Bu itibarla topluma düşen görev bizi yöneten mevcut sistemlerin ne kadar adil olduğunu, hukukun üstünlüğüne ne kadar inandıkları, ve bizi nereye götüreceklerini çok derinden derine düşünmemiz lazım, irdelememiz lazım.

Gaflet uykusundan uyanmamız gerekir...

Zihnimizle, imanımızla, aklımızla, varlığımızla dipdiri durmalıyız...

Meşru zeminlerde haklarımızı alabilmemiz için “hakkı hak olarak” savunmamız gerekir...

Ayakta durmamız lazım...

Yürekli olmamız lazım..

Beynimizi “pak” kalbimizi sağlam tutmamız lazım.

İstek ve arzularımızı demokratik zeminde haykırmamız lazım..

Yani milli irademizi, milli bir ruh paralelinde yaşatmamız lazım.

Ve şunu da unutmamak gerekir...

Milli ruh paralelinde yaşatılmayan bir milli irade, “milli” olamaz, yerli hiç olamaz...

Aldatmaca olur.

Sahte olur..

Kandırmaca olur..

Ne dedik; “SİSTEM VE SİSTEMİN ANA KUMANDASI” iman kudretidir ve milli iradenin hürriyetidir...

Varlığının bütünlüğüyle, zincirleme, silsile misali berrak, paslanmaz birer halka olarak nesilden nesle devretmemiz gerekir...

Sistemi, idame ettirmemiz lazım.

Sistemi sağlam tutmamız lazım.

Ki toplumumuzu ahlaki çürümüşlükten kurtarabilme fırsatını elde edebilelim!...

Aksi takdirde ülkeyi ahlaki olarak, kültürel olarak, ekonomiksel olarak, aile bireyleri olarak her şeyi çürümüşlüğe götürmüş bir sistemin “bataklığına” mahkum etmiş oluruz...

Onun için CHP’nin anlayışı gibi sekülarist ve Kemalist bir anlayışla milli iradeyi muhafaza edemeyiz ve koruyamayız..

Tam tersine toplumsal bir çürümüşlüğe yönelmiş oluruz.

Bu görev topluma düştüğü gibi toplumun milli iradesini omuzlarına alanların baş sorumluluğundadır diye düşünüyoruz.

Başta sizinle paylaştığımız ayetlerin yüce mealleri paralelinde bize göre herkes kendine çekidüzen vermelidir.

Bakınız, o mübarek büyük insan Bediüzzaman Hazretleri bizi şöyle uyarıyor ve diyor ki;

“Ey âlem-i İslâm! Uyan, Kur’ân’a sarıl, İslâmiyete maddî ve mânevî bütün varlığınla müteveccih ol!

Ve Ey Kur’ân’a bin yıllık tarihinin şehadetiyle hâdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde nâşiri bulunan yüksek ecdadın evlâdı!

Kur’ân’a yönel ve onu anlamaya, okumaya ve onu anlatacak, onun bu zamanda bir mu’cize-i mânevîsi olan Nur Risalelerini mütalâa etmeye çalış. Lisanın, Kur’ân’ın âyetlerini âleme duyururken, hal ve etvar ve ahlâkın da onun mânâsını neşretsin; lisan-ı hâlinle de Kur’ân’ı oku. (Bakınız, lisan-ı halinle Kur’anı oku. Yani Kur’anı dille okuyup da onunla amel etmeme hali kâfi gelmez demek istiyor Bediüzzaman Hazretleri.)

O zaman sen, dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun.

Ey asırlardan beri Kur’ân’ın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlât ve torunları!

(İşte burada da Selçuklu ve Osmanlı dönemini bize hatırlatıyor Bediüzzaman)

Uyanınız!

Âlem-i İslâmın fecr-i sâdıkında gaflette bulunmak, kat’iyen akıl kârı değil!

Yine âlem-i İslâmın intibahında rehber olmak, arkadaş, kardeş olmak için Kur’ân’ın ve imanın nuruyla münevver olarak İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip hakikî medeniyet-i insaniye ve terakki olan medeniyet-i İslâmiyeye sarılmak ve onu, hal ve harekâtında kendine rehber eylemek lâzımdır.”

En derin saygı ve sevgilerimle.