TEK GAYE VE ANA AMAÇ; YEPYENİ BİR TÜRKİYE!? (II)

Sevgili okurlar...

Sohbetimizi, dünden devam mahiyetiyle koyulaştırarak, biraz da günlük yaşama odaklanmak istiyorum bugün!..

Lakin ahalinin, kurumların ve siyasi yöndeki faaliyetler; “hiç de” iç acıcı bir tablo içermiyor...

Buhranlı bir hava solunuyor..

Çarşıda, pazarda, sokakta, işyerlerinde, “kangrenleşen” öylesine dehşetli sorunlar var ki gırtlağa dayanmış vaziyette...

Özellikle, Ahlaki yozlaşma!...

Ülke ve millet dehşetli bir “ahlaki çöküntüyle” yüz yüze bulunuyor...

Halkın ekseriyeti, “ekonomiksel” yönden fakr-u zaruret içerisinde!..

Hayat pahalılığı...

Piyasadaki fahiş fiyat uygulamaları..

Vicdan, merhamet, yasa, mevzuat dinlemeyen fırsatçıların yarattığı “etiket terörü!..”

İş, aş, istihdam eksikliği..

Bölgeler, iller, hatta ilçeler arası gelişmişlik düzeyindeki zafiyetler...

Hepsi, zincirin birer halkaları gibi ülkenin ve milletin “değer ölçülerini”, yerle yeksan ediyor...

Ahlaki çöküntü, ahlaki yozlaşma denilen “fitne dinamiti”, aile denilen kavramı ve mefhumunu, “tarumar” etmiş durumda...

Gençlik derseniz derbeder!...

Uyuşturucu “batağında...”

Çarşıda, pazarda, okul çevrelerinde “uyuşturucu baronlarının” torbacı çeteleri, kol geziyor...

Körpe dimağlı gençleri “ağlarına” alıp, bağımlı yapıyorlar..

Biliyorum, diyeceksiniz ki sorumlu kim!?..

Ve tabi ki; bunlarla “mücadele” edilmiyor mu?.

Sorumlu; eğitim sistemiz!...

Mücadele derseniz, “elbette ki” mücadele ediliyor...

İktidar unsurları da, devlet mekanizması da, elbette ki bunlarla mücadele etmesi mukadderdir.

Ki kimsede inkâr edemez!.

Hele hele devletin başında bulunan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “maddi ve manevi” yöndeki büyük çabaları inkâr edilemez bir hakikattir!.

Ancak ne var ki, kültürümüze mal olmuş bir slogan var.

“Mal bozuksa, mal müdürü ne yapsın?..”

Toplumdaki mevcut ahlaki çöküntüler, rastgele tesadüfî olarak, “bugün, ya da 20 yıldır” peyda olmuş, değil...

Bu hal, bir asra yakındır “milli ve yerli” olmayan, maneviyatı tamamen ortadan kaldıran, “maddeperest” bir nesil, yetiştiren, Eğitim ve Öğretim sistemimizdir...

Çünkü, ne yerli ve ne de milli olamadık!..

Hep batıla ve batı hayranlığına “köle fikriyatın” peşinde koştuğumuz için, bugünkü hal-i perişan vücut buldu..

Her zaman ifade ettiğim gibi ki dünkü yazımızda da detayıyla sizlerle paylaşmıştık.

“İslamsız bir Türkiye’nin varlığı söz konusu olamaz.”

İslamsız bir İslam dünyasının varlığı hiç söz konusu olamaz.

Türkiye, İslam dünyasının başı olmadan yeni bir dünya hiç düşünülemez.

Batı dünyasının yüz elli yıldan beri batılılaşma sloganları ve oyunları, İslam dünyasını kökten çürütmüş olduğu gibi, Türkiye de bu haliyle artık İslam dünyasına bir baş olma şansını yakalayamaz durumdadır.

Bu itibarla acizane tavsiyemiz;

“Tek gaye ve ana amaç; yepyeni bir Türkiye” sloganının taşıdığı manaya odaklanmamız lazım..

Manası, çok önemlidir ve devlet büyüklerimizin dikkatine sunmak istiyoruz.

“Bu olmazsa, tarih tekerrürden ibarettir” demiştik ya…

Osmanlının başına çökertilen I. Dünya Savaşı söz konusu oldu ise içten satılmış fesat unsurlarının, Ermeni ve Siyonist gavurla işbirliği yaparak, İngiltere’de, Fransa’da yapılan kongreler sonunda Jön Türk unsurları değişik isimlerle, değişik versiyonlarla Türkiye’yi adeta vesayet altına aldılar..

Ve devleti yıktılar…

Tehlike büyük...

Hatta kaçınılmazdır; tarihin “tekerrürü!”.

Bu itibarla hep birlikte el ele vererek; ülke bütünlüğünün korunmasına odaklanmamız lazım...

Milli birliğin varlığı için..

Aba ecdattan miras olarak kalan kültür ve tarihini muhafaza altına alıp yeniden yaşatmak, dal budak salmasını sağlamak için…

Kur’an’ın etrafında birleşmek için..

Kur’an gerçeklerine sarılmak için..

Batı emperyalizminin kirli tezgâh ve oyunlarından uzak durmak için.

Yepyeni bir gençlik ve yepyeni bir Türkiye’yi kurmak için..

Tüm bunları ikmale getirmemizin temel yolu da; eğitim ve maarifin yerli ve milli olması gerekir...

Nesiller, bu tezgahtan geçmesi gerekir..

Allah korusun!

“Denenmiş denenmez” misaliyle yola çıkarsak çok şeyleri kaybederiz.

Bunu siyasi partiler üzerine söylemiyorum.

Denenmiş bir batılılaşma halinin yeniden deneme şekline girilirse; hal-i perişanlık beterin beteri olur!

İster bu iktidar olsun, ister gelecekteki maazallah CHP’nin iktidarı olsun.

Ne olursa olsun, tüm partiler artık siyaset aldatmacalarıyla millete karşı sadakat ve istikametini koltuk ve iktidar uğruna yitirmeme kaydıyla yola çıkıp, yekvücut hareket etmesi lazım..

Ahlaki olarak, kültürel olarak, tarihi olarak, ülke bütünlüğünü korumak için Kur’an gerçeğine sarılmaları gerekir...

Gençliğimizi onunla tedavi edelim.

Öyle inanıyoruz ki kangrenleşen sorunlarımız, sıkıntılarımız bir bir ortadan kalkar..

Faiz, riba, tefecilik, uyuşturucu, fuhuşun serbestiyeti bilaistisna hepsi ortadan kalkar.

YEPYENİ BİR TÜRKİYE OLUŞUR.

Ülke olarak rahat nefes alırız.

İslam dünyasında da yine eskisi gibi Türkiye’nin liderliği söz konusu olur...

Yeter ki siyaset dünyamız aklını başına alsın..

Ama Siyaset dünyamız aklını başına almazsa.

Her köşeden her bir partiden avaz avaz bozuk sesler çıkarsa…

Devlet kendini yenileyemez, ülke bütünlüğünü koruyamaz.

Zira hal-i âlem meydandadır.

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Dünkü SÖZ Gazetesinin manşetindeki haber bize göre her şeyi ifade ediyor;

“DİYARBAKIR’DAKİ ULAŞIMA 1.25 TL ZAMMA VATANDAŞ DA SÜRÜCÜLER DE TEPKİLİ”

Haber şöyle devam ediyor;

Ulaşıma 1,25 TL zam yapılmasına tepki gösteren vatandaşlar, kazançlarının yol masraflarına gittiğini belirterek, “yürüyerek işe gitsek bizi ancak kurtarır” dediler.

Gazetenin birinci sayfasının göbeğinde belediye otobüsünün çekilen resmi var...

Şimdi tüm bunlar bize göre olmaması gereken şeyler.

Ama bunun da meydana gelmemesi, bu şartlar içinde imkânsızdır.

Zira Türkiye’nin ekonomiksel ve kültürel sıkıntısına dayanıyor.

Kültürel sıkıntısı ise tarihimize sırt çevirmemizdir..

İslam ahlakıyla ailevi ve toplumsal yaşamımızdır...

Ekonomiksel yönde ise İslam dışı biçimlendirmeyle çok büyük israflar söz konusu.

İşte faizler...

Toplumun içinde tefecilik başını almış gidiyor.

Tüm bunlara rağmen, iktidarın toplumu büyük enflasyonla karşı karşıya bıraktığı da inkâr edilmez bir gerçektir.

Başı çeken unsur da mevcut iktidarın içine dalıp da etrafına bakıp bazı şeyleri görmezlikten gelme şekli olduğunu bize hükmen anlatıyor.

Gerçekten bölgemizde, özellikle Diyarbakır’ımızda bazı resmi dairelerin, hatıra binaen veya katıra binaen devletin bazı önemli kurum ve kuruluşlarının başına getirilen kişisel memurların nereden yürüdükleri, nasıl çalıştıkları, milleti nasıl gördükleri çok düşündürücüdür.

Bu sorulara cevap ararsak, zaten orta yerde olup bitenler kendini gösteriyor?

Yıllardan beri Güneydoğu Anadolu’ya hatta Diyarbakır’ımıza, Van’ımıza, Bingöl’ümüze vs. sadece bazı siyasiler uzun ömürlü yaşam şeklini kendilerine kazandırmaya çalışmışlardır..

Tabiri caizse devleti de arkasına atmışlar, iktidarı da, ahlakı da.

Sadece kendi çıkarları uğruna bazı insanlar layık olmadıkları makamlara getirilmiş.

Burada isim söylemeye gerek yok.

Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki bazı birimlerin şaibeli çalışmaları ayyuka çıkmıştır zaten.

Hele hele hemşerimiz, hem de eski dostumuz Mehmet Mehdi Eker Bey’in Bakanlığı sırasında bazı yerlere getirilen insanlar, hala da o kurumların birimleri üzerindeki çalışmaları adeta iktidarın yolunu da tıkatmıştır.

Memleketin ahlakını da götürmüştür.

İnsanlar “illallah” deyip durmaktadır; yaşanan ve yaşatılanlara karşı!.

***

Bir örnek vermek gerekirse..

İşte DEDAŞ..

Hal-i pür melali akla ziyan bir hal içeriyor..

Neler yapılmıyor ki?

En basiti, süreklilik arz eden elektrik kesintileri...

Bir geliyor, bir gidiyor..

Vatandaşın ev ve işyerlerindeki cihazları, “elektrik kesintileri ve dalgalanmaları” yüzünden bozuluyor.

Yüz binlerce liralar hasar oluşuyor...

O cihazların onarımı, oluşan külfet!...

Ve hepsi mağdur vatandaşların cebinden çıkıyor...

Kim kime, dum duma?

Hele şu Toprak Mahsulleri Ofisine bakalım.

Oradaki oturan zevat, birimlerin nasıl adam kayırdıklarını, çalışma stillerini belgelerle size gösterebiliriz.

Günü gelince hepsini A’dan Z’ye kadar size küpürleri aktaracağız...

Bakınız, çok önemli bir olay;

Vatandaşa bir iki ay önce yazı yazmış, çiftçiye, çiftlik sahiplerine yardım olarak düşük fiyatla ithal ettiği arpayı satmak üzere “para yatırın, şu tarihten şu tarihe size malı vereceğiz.”

Para yatırılıyor, para devletin kasasına giriyor...

Ama tarih ve günü gelince arpa ortalıkta yok.

Vatandaş gidiyor “hani burada resmi yazı var, bize arpa verecektiniz” diyor.

“Rusya-Ukrayna savaşı olunca arpa gecikti gelmedi” bir ay sonraya numara veriliyor.

Parasını yatıran vatandaş boynu bükük bir şekilde mağduriyetini içine sindiriyor ve geri dönüyor.

Arpadan ümidi kesilen vatandaş ne yapacak?

Gidip, parasını geri isteyecek, ancak para da ne zaman ödenecekse onu da Allah bilir.

En derin saygı ve sevgilerimle.