Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

YARIN KURBAN BAYRAMI, AMA İŞLER HİÇ DE İYİ GİTMİYOR!?

Evet, sevgili okurlar.

Kurban bayramı nedeniyle, gazeteniz Diyarbakır Söz dört gün süreyle, yayınına ara verecek..

Ama Cumartesi günü, yine sizlerle olacak..

Yayına kaldığı yerden devam edecek...

Ancak, benim sizlerle hasbi halim Pazartesi günü olacak..

Allah nasip ederse, “nerde kalmıştık” deyip, sohbetlerimize başlayacağız...

Öncelikle, siz değerli okurlarımızın mübarek Kurban bayramını tebrik eder hayırlara vesile olmasını dilerim...

Tabi ki, Kurban kesenlerin de kurbanlarını yüce Allahû Teâlânın kabul ve karin eylemesini de temenni ediyoruz!.

***

Sohbetimize geçersek...

Bilindiği üzre intisabıyla gurur duyduğumuz yüce İslam dininin böyle güzel günlerinin var oluşu İslam tarihi boyunca Müslümanlara hep iyilikler ve güzellikler getirmiştir.

Zenginden yardımı emretmiş.

Fakire de sabır ve duayı tavsiye etmiştir.

Yüce İslam dininin bu yüceliğinde, bu şanlı azametinde daima uğur ve bereket getirmiştir.

Müslümanlar birbiriyle ittifak etmişlerdir.

Bayram namazlarını büyük tekbirlerle, Allahû Ekber nidalarıyla camileri, sokakları çınlatmışlar...

Arafat dağında “Lebbeyk Allahûmme Lebbeyk” nidalarını koro halinde, söylemişlerdir..

Yükselen o mübarek ses, İslam dünyasına duygu seli oluşturmuştur…

Ama ne yazık ki bugün artık o Kabetullah’ın, Arafat dağının, müzdelifenin, cemeratın o meydanlarında o büyük insan topluluğu yok...

Sadece Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bazı hacı adayları var!

Suudi Arabistan göstermelik olarak Mescid-i Haram’ın kapısın açmış durumda.

İslam dünyasının ve ona mensup olan düşünen her Müslüman’ın, yaşananlara ağlaması mı gerekir, gülmesi mi gerekir?

Diz mi dövmesi lazım..

Ortam kahredici...

Çünkü İslam dünyasının ehliyetsiz kukla yönetimlerin elinde manevi ah u enin çığlıkları attığı bir zaman dilimini yaşıyoruz...

* * *

Sevgili okurlar.

“YARIN KURBAN BAYRAMI, AMA İŞLER HİÇ DE İYİ GİTMİYOR!?” diye başlık attık ya!.

Hiç kuşkusuz ki, Kurban bayramının bereketi, uğuru, sulh-u umumi olan ümmet arasındaki sevgi, barış, kardeşlik bağının pekiştirilmesi gerekiyor.

Ama heyhat!

Bugün İslam dünyası onu hiç de görmüyor ve yaşayamıyor.

Neden mi sorusuna da cevap aranırsa…

Tek kelimeyle diyebiliriz ki;

Samimiyetsizlik…

Sadakatsizlik…

İstikametsizlik…

Kısacası, İslam’a samimiyetle bağlı olmayan rejimlerin, kirli ve piyon sistemlerin varlığı nedeniyle, Müslümanlar bu hali yaşıyor...

Gerek Türkiye’mizde olsun, gerek tüm İslam dünyasında olsun; durum değişmiyor...

Vaziyet aynen!...

Maalesef, dış mihrakların parmak attığı iç hain kukla ajanlarının varlığı nedeniyle sistemler kilitlenmiş durumda...

Yönetimler ve sistemler adeta batılın ve emperyalizmin nam-ı hesabına, faaliyet gösteriyorlar..

Hal böyle olunca da, toplumların beklentisi olan hukukun üstünlüğü, insan temel hak ve özgürlüğü, demokratik bir oluşumun varlığıyla karşılaşılmıyor..

Bu itibarla da bayramlar bayram gibi yaşanmıyor.

Bundandır ki, İslam dünyası büyük bir bocalama içerisinde, kıvranıp durmaktadır.

 

* * *

 

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü Yeni Şafak Gazetesinin birinci sayfanın sol alt köşesinde büyük puntolarla yazılan bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum!...

Çünkü çok büyük ibret-i âlem var haberin muhtevasında!...

“15 TEMMUZ’UN FEVZİ PAŞASI KİM?” başlıklı haber.

“TBMM Başkanı Sayın Mustafa Şentop’un meclisteki 15 Temmuz töreninde FETÖ’nün ihanetine dikkat çekerken, 182 yıl öncesinden ilginç bir anekdot anlattı.”

Haberin tümünü buraya alırsak, yazımızın ana hedefinden sapmış oluruz.

Ancak haberin hulasa mahiyetini şöyle kendi kalemimizle yazmak istiyoruz.

TBMM Başkanı Sayın Şentop tarafından söylenen birkaç cümleyi de paylaşarak...

“Tarihimizde millet ve vatan düşmanlarıyla işbirliği yapacak ölçüde alçalan hainler olduğunu da biliyoruz” diyen Şentop Osmanlı donanmasını tek kurşun bile atmadan isyancı Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya teslim eden Ahmet Fevzi Paşa’yı hatırlattı.

Şentop’un 15 Temmuz’un yıldönümünde yaptığı bu vurgu, “15 Temmuz’un Ahmet Fevzi Paşası kim?” sorusuna yol açtı.  

Sayın Şentop’un çok ihlaslı, çok inançlı, çok muhterem bir insan olduğunu yakından biliyoruz.

Çok sadakatli ve dürüst bir devlet adamı olduğunu da kesinikle herkes bilmelidir.

Tespitlerine katılmamak da mümkün değil.

Yalnız bize göre biraz eksiklikler var.

Şöyle ki…

182 yıl önce Mısır’a Vali olarak atanan Mehmet Ali Paşa’yı, tüm yabancı tarihçiler, objektif bir şekilde yazıyor.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ne kadar hain olduğu, İngilizlerle, Fransızlarla işbirliği içinde olduğu, Mısır’ı ve Şam’ı İngilizlerin donanmasına teslim eden piyon bir Osmanlı Paşası(!) olduğu, bilinen bir gerçek..

Nitekim Mısırlı tarihçi Dr. Ali Muhammed-üs Sallabi “ED-DEVLET’ÜL OSMANİYE” isimli kitabında, bunu geniş bir dille anlatmaktadır...

Sevgili dostlar.

Kitap hayli kapsamlı...

500-600 sayfalık bir kitap.

Harfi harfine ele alıp okunduğunda 1840’lı yıllardan günümüze dek Devlet-i Âliye-yi Osmaniye ile oynayan ve Selanik Yahudi dönmeleriyle işbirliği yapan iç hain piyonların kimlerin nam-ı hesabına faaliyet içerisinde olduğunu detayıyla anlatıyor..

Ve kimler yok ki?

Başta 31 Mart Hadisesi olmak üzere Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden önce, Tanzimat Fermanından başlayarak olayları irdelersek; Türkiye’nin nasıl “yıkımlarla” yüz yüze getirildiğini daha net görebiliriz…

Devlet kıyafetiyle, devletin resmiyetiyle, devletin mühürleriyle, devletin yetkileriyle dış düşmanlarla işbirliği yapıp kendi geleceğini koruyan ve kendilerine yücelik makamlarını resmileştiren, nice devşirme masonlar var?..

En önemlisi de, yakın tarihimizde yazılanların yüzde 90’ının yalan ve gerçek dışı olduğunu gözler önüne seriyor...

Bunları buraya yazarsak, sanki malumu ilan etmeye benzer.

O da zaman ister.

Yürek ister.

Samimiyet ve ciddiyet ister.

Her ne kadar TBMM Başkanı Sayın Mustafa Şentop, Mısır ve Şam haini Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile Fevzi Paşa’yı anlatmışsa da Osmanlı donanmasını teslim edenlerin kimler olduğunu dile getirmişse de sadece olayın bir özeti olarak algılamak gerekir.

Sayın Başkanın ileri sürdüğü, yakın tarihimiz boyunca yaşananların yanında, sadece zincirin bir halkasını teşkil etmektedir..

Ne yazık ki gelen giden muhafazakâr geçinen ve inanan Müslümanların oylarıyla iktidarı ele geçirip devleti yönetenlerin kaçta kaçı acaba tüm bu darbecilerin ihanetlerini “deşifre” edebilmiştir..

Ya da hesap sorabilmiştir..

27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat ve 15 Temmuz gibi darbe ihanetlerini, dile getirip, hukuk adına, adalet adına, insan hakları adına, millet ve devlet adına “hesap sorabilmiş midir?”..

Hayır...

Eğer hesap sorulmuş olunsaydı, eğer dile getirilip arkasındaki güçlerin peşine düşülmüş olunsaydı, Türkiye apayrı bir sağlam zemine oturtturulmuş olurdu!..

Ama nerde?.

Bugün, sadece 15 Temmuz başarısız darbe girişimi ile yetiniliyor...

Gerilere gitmek lazım..

Tüm darbeci şebekeleri aynı kulvara sokup millete aynı şekilde tanıtılması gerekir diye düşünüyoruz!.

Zira darbe darbedir.

Darbecinin de kim olduğu belli!..

Ne kadar satılmış, hain piyon oldukları da belli.

Nasıl ki FETÖ ihaneti belliyse, FETÖ ne yapmışsa, bunlar da aynısını hatta daha fazlasını bu millete ve devlete yapmışlardır...

Bundan dolayıdır ki, “YARIN KURBAN BAYRAMI, AMA İŞLER HİÇ DE İYİ GİTMİYOR!?” başlığımız yerli yerindedir diyoruz!..

Bu başlığın son cümlesini inşallah tekrarlayarak, özellikle Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Diyarbakır’da tüm olup bitenleri Allah nasip ederse sizlerle paylaşacağız.

Ama gerçekten işler hiç de iyi gitmiyor.

Her ne kadar Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, tüm ciddiyetiyle gerçek bir devlet adamı olmasına rağmen, tüm çalışma samimiyetiyle beraber, partinin bünyesindeki bürokratından tut, bazı siyasilerine kadar, bölgemizdeki yetersizlikleri açık ve nettir.

Bu yetersizlikler, yalnız yetersizlik de değil.

Hükmen ve zımnen, bilerek veya bilmeyerek terör odaklarına, özellikle bilinen PKK terör örgütüne zemin hazırlamakta oldukları kesindir.

Her ne kadar PKK bugün bu memlekette yol kesemiyor, köyleri basamıyor, insanları kaçıramıyorsa da…

Ama bu PKK’ya lojistik sağlayan sivil çetelerin varlığı kesindir.

Cirit atıyorlar.

Ve devlet ne yazık ki otorite ve yerel yönetimler bunu ya görmüyor veya görmezlikten geliyor.

Arsa mafyasından tut, Zerya Kuyumcusuna kadar, bir de yeni bir teşekkül oluştu.

Şimdi de, kulislerde "Fıstık dolandırıcılığı.."

Fıstıkta "saadet zinciri de" olabilir...

Bunlar neyin nesi?

Nereden geliyor?

Nasıl önlenemiyor?

Kamu vicdanı bunu soruyor ve kurcalamak istiyor...

Şimdiden haber vereyim.....

Pazartesi günü, derin bir hasbi halimiz olacak..

En derin saygı ve sevgilerimle.