Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

DİYARBAKIR'IN FETHİ

Öyle günler var ki; Milletlerin ve var oldukları coğrafya için unutulmazdır.

Ve tarihsel anlamları payidardır. O günü ve değer ölçüsünü tarifte kelimeler kısır kalır.

Çünkü "o günün ve yaşanılanların" tarifi mümkün değil. "Yaşanılmasıyla" hep var olur.

Kadimdir!

İşte tarifsiz günlerden biri de; Diyarbakır'a mahzar olmuştur. Ki o gün de; "kazandığı" kimliktir. Diyarbakır. Diyarı-Bekir. Ya da Amed.

"Kadim şehir" olma unvanına bundan tam 1381 yıl önce nail oldu. Ve o gün "fetih" günüydü.

* * *

Biz değerlerimize karşı "saygıda" ne yazık ki; zayıf bir yapıya sahibiz.

Şöyle ki; Nerdeyse yarım asır aşan bir ömrü devireceğim.

Diyarbakır'ın "Fethi" noktasında şöyle kentsel bir etkinliğe şahit olmuş değilim.

İstanbul'un Bizans'tan alınması. Fatih Sultan Mehmet’in 1453'te "fetih" etmesi.

Nasıl ki her yıl; bir dizi etkinliklerle "o müstesna" gün kutlanıyorsa. Neden Diyarbakır kenti "fethini" kutlamıyor.

Sanırım bu büyük bir eksiklik ve aynı zamanda bir zafiyettir.

* * *

Ne diyelim!.. Belki bu çağrımız birilerinin özellikle resmiyetin kulağına küpe olur da.

Sene-i devriyede; İhtişamlı bir şekilde Diyarbakır'ın 1381'inci yılını yakışır bir aktiviteyle kutlarız.

Bu kentin yaşayanları olarak; bize düşen en büyük müstesna görev bırakılan mirasa sahip çıkmak.

Ve o davayı her halimizle yaşatabilmektir.

Evet!.. 1381'inci fetih yıldönümümüz kutlu olsun.

***

 

RAMAZAN PİŞKİN İÇİN, SÖYLEYEBİLECEKLERİM…

Öncelikle, ona ait videoları bir çok kez izlemişimdir.. Bir iki kere de birebir şahit olup, Ulu Camii avlusunda dinlemişimdir.. Ve hep hayli etkilenmişimdir kendisinden!.. Giyim, kuşamı, hal ve hareketleri pek düzgünlük arz etmezse de. "ağzından dökülen" sözcük tanelerini dinler ve izlerken, "ağzı açık, pür dikkat" hipnozlu bir ruh halimle ona bakmışımdır?..  5-10 dakikalık anlatımlar olsa da; "bu adam bir veli mi?" demişimdir?.. Çünkü, Ramazan Pişkin.. Nam-ı diğer "Filozof Ramazan'ın" anlattıkları ilim ve bilim yönünde, hele ki telaffuzu, hitap şekli, denir ya "bir içim su" gibi gelmiyor değil insana!… Soluksuz, dinlettiriyor kendisini!?.. Yani, insanı cezbediyor!…

***

Bir ilahiyatçıdan, bir akademisyenden, bir alimden, bir ilim duayeninden daha bir "akıl" dolu ifadeleri, sıralayıp duyuran bir mahirliği var?… Ramazan söylediklerinin tümünü de; Kur'an'dan "ilham" alarak, deklare ediyor.. Yani afaki bir beyanın "içeriğini" görmedim, sözlerinde rastlamadım!… ki onu dinleyenler de benim gibi düşünürler.. Kur'an ve Sünnet davasını "açık ve net bir şekilde" tebliğ ettiğine ilişkin.. İnsanları "imana" davet ederken, "ideolojik ve ırkçı, şoven" anlayışları da, "ayaklar" altına alınmasını öneriyor.. İZM'lere "kapıları kapatın?"  diye de haykırıyor?..

***

Tabi, giyim-kuşamı, hal ve hareketleri, yaptığı konuşma, değindiği konuları genel olarak teraziye aldığınızda; "Ramazan'a" bir kalıp biçilemiyor… Ama velakin; o'na deli diyorlar.. Aklı kamil değil ithamı?.. 4 yıl önce adli bir vakaya karışmış.. Camiye gelen bir bayana "giyim ve kuşamından" dolayı kullandığı bazı cümleler nedeniyle hakkında "cinsel tacizden" dava açılmış.. "Edep yahu" dediği için olsa gerek!… Nitekim iddianamede; "git etek giy, içini görüyorum, insanları tahrik ediyorsunuz. Minik etek giymişsin" diye çıkışmış!.. Turist olarak gelene bu "laf edilir mi?".. Diyarbakır 13. Asliye Ceza'da yargılanmış… İşte bu dava esnasında; "deli" patenti almış…

***

Kesin olmamakla birlikte, aile fertleri "onu" cezadan, hapisten, davadan kurtarabilmek için de "deli raporu olursa, paçayı kurtarır" misali, Dicle Üniversitesi'nden "tam teşekküllü" olarak "şizofren" raporu alınmış ve mahkemeye sunulmuş!… İşte ceza davası nedeniyle, yasa ve mevzuat gereği "şizofren" raporu olduğundan dolayı iki hafta önce "Ramazan" Elazığ Fethi Sekin Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesine yatırılmış.. Şu an, tedavi altında bulunuyor..

***

Gariptir iki hafta sonra bu haber duyulunca, mesele sosyal medyaya taşınınca denir ya "olan oldu?" kızıl kıyamet koptu misali, Diyarbakırlı "Filozof Ramazan" bir anda, Türkiye'nin tanınan siması ve simgesi haline geldi?.. İlk etapta "iki iddia" söz konusu oldu ona dair… Ki 48 saat süreyle bu iki iddia üzerinde, konuşmayan, mevzuya müdahil olmayan, kalmadı?.. Sazan balığı misali, soruşturmadan, sorgulamadan, konuşuldu?.. "Gündemin" birinci sırasını aldı..

***

Bir taraftan destek, bir taraftan da Ramazan'la alakalı geçmişte yaşanan olumsuzluklar tabiri caizse; peş peşe deşifre edildi?… Çift yönlü, "torbada ne varsa, ortaya döküldü, haklı ve haksız koşuşturmasına" girildi?… Ulu Camii imamı ve müezzinlerinin "Camiden uzak tutulsun" şikayetini mi, İş-Kur'da çalışırken yaşadıklarını mı, sosyal medyaya bir de Babası İsmail Pişkin tarafından, 4 yıl önce İl Valiliğine geçmişte "tedavi edilmesi" için yazılan resmi dilekçeler mi; her şey konuşuldu?…

 

***

Yani iki yönlü, meseleye sahiplenme oluştu… Büyük bir duyarlılık gelişti mevzuya ilişkin!.. Doğrusu, "Ramazan Yalnız Değil" diye yürütülen kampanya noktasında, "insanların" birlikten güç doğar dayanışmasına sevinmedim, gururlanmadım desem yalan olur?.. Bir insanımıza nasıl sahip çıkarız diye?..

***

Ama ne hazindir ki, her mevzuda olduğu gibi bu vakıa da bir süre sonra mecrasından saptırıldı?.. Öylesine bir noktaya gelindi ki, hukuki bir işlem, yasa ve mevzuat gerekliliğine dair mecburi müdahalenin sorgulanması gereken hali, "siyasi otoriteyi" sorgulatır boyuta taşındı.. Toplumsal infial yaratma gayesiyle mevzu "körüklendi?".. Sanki bilinçli, sanki bilerek, sanki kast edilerek; "İslam'a ve Din'e karşı" hasımlık varmış rüzgarı estirildi?..

***

Öyle ki, CHP zihniyetinin, İzmir'de Camiye ve Ezana yönelik "suikast" unutulur hale gelindi?.. Siyasi iktidar "din düşmanı" ilan edilir olundu?… Tabi, bu algıyı üretenlerin, İslam'a dair "kin besleyenlerin" olduğu bilinse de, iş zıvanadan çıktı..

 

***

Diyarbakır Cumhuriyet başsavcılığından resmi bir beyan geldi?.. Ramazan Pişkin, "Ulu Cami’de verdiği vaaz ve yaptığı konuşmalardan" dolayı değil hakkında açılan geçmişteki ceza davasının "infazı" nedeniyle, Hastaneye yatırılarak, tedavi altına alınmıştır.. Açıklamada ailenin bu minvaldeki beyanlarına da yer verildi!?..

***

Lakin görünen o ki, Pişkin için, ister deli, ister meczup, ister akıllı, ister bilmem tacizci!.. Yasa ve mevzuat, kim ne derse desin, ya da ortaya konulan hüküm neyi ifade ederse etsin; üç gündür görüyorum ki, herkes Ramazan Pişkin üzerinden, karantina dönemi, yasaklı hal, evde kal ve virüsün yarattığı travmatik halden kurtulma adına "deşarj" olabilme noktasında kendini tatmin etti? Yani içini döken dökene?.. Kimi pozitif, kimi negatif?…

***

İlk cümlemde de ifade ettim… Ben, Ramazan'ın anlattıklarını, ağzından dökülenlere kulak verenlerin cephesindeyim.. Yani dediğine bakıyorum.. Deliliğine gelince, muhtemelendir ki dava esnasında aileye "oğlunuzu cezadan ancak böyle kurtarabilirsiniz" gibisinden gelen öneri ve akılla, "deli" raporu ve patenti Ramazan'a aldırıldı.. "Taciz iddiasına" gelince, hazırlanan iddianame ve verilen ifadelere bakıldığında da "camiye" gelen bayanın "edep ve adap" noktasında, uyarı var.. Yani fiziki bir "cinsel taciz" yok…

***

Hasılı kelam.. Bu ülkede, "kendi dışkısını" yiyip "tadını" öğrenmek isteyen kişilere "profesör" denilip, akıllılar sınıfında birinci sıraya yükseliyorsa.. Allah, Kur'an ve Peygamber Efendimizin "sünnetinden" söz eden, Cami adabına uymayan kişiyi "sözlü" uyardığı için farklı bir muameleye tabi oluyorsa; buyurun hükmü siz verin…

***

Ben iddia ediyorum ki Ramazan'ın kendince ezberleyip, konuştuklarının çoğunluğuyla "kaç akıllı" bu minvalde "mürekkep yutmuş" kaç alim; konuşup-söyleyebilir ve onun gibi, ikna edici edebi bir dil kullanabilir?. Ya da hadislerin gölgesinde hüküm verebilir?.. Ne mümkün diyorum!?.. Ki varsa beri gelsin; bilelim neyin hikmeti ve hizmetkarı olduğunu?!!…

***

İsimlerinin önüne, ne tür "unvanlar" almış şahsiyetler çıkıp, onun gibi "böylesi" bir içim su misali, İslami değerleri, günümüzdeki siyasi düşüncelerin harmanında anlatabiliyor?..

***

İşte idrak ettiğimiz Ramazan-ı Şerif'te gördük, kimler hangi ekranda, neyi" anlattığını?..  Adaletin hükmüne diyeceğimiz yok?.. Boynumuz kıldan ince.. Ama, der demez "zihni ve vicdani" bir sorgulama ortaya çıkmıyor değil, "Ramazan'ın" vakasında!…

***

Netice itibariyle ne deniliyor "misyonere ses çıkarmayan", ateiste karşı "suskun" kalan, masonlara "Fransız" duran, LGBT'lilere ketumlaşanlar, İslam'ı konuşan birine bu muamele reva görülür mü diye?.

***

Bizim Diyarbakırlı Selahattin amcanın dediği gibi; "Ula deliyse, bizim delimiz, ne istiyorsunuz bizim delimizden?.. Hep siz akıllılar mı konuşacaksınız, biraz da bizim delimiz konuşsun?. Her mahallenin bir delisi yok mu ki?"…

***

 

İNANCA KARŞI ALÇAKLIKLAR?..

Asıl üzerinde beyin fırtınası yaratılması gereken, ülkemizde "dine karşı" siyasal yapıların oluşturmak istediği "düşman" bloğu!… Ne yazık ki, "bini bir para" haline geldi?.. Büyük bir rezillik, iğrençlik, alçaklık, utanmazlık ve toplumsal "provokasyon" içeren, "hainlikler" artık, fütursuzca, icra edilmektedir..

***

İşte, İzmir'de peş peşe yaşananlar!.. İslam ülkesinde, İslami değerlerin "en yüksek" hassasiyetle icra edildiği Ramazan-ı Şerif'te, Bayram arifesinde, "cami minarelerinde" yükselen müziğe bakar mısınız?.. İngiliz patentli; "Çav bella" marşı!..

***

Sonra!.. Sonrasında, 24 saat geçmeden bu kez "Selda Bağcan" şarkılarının "ezanın" yerine okutulması!… Ard arda, vuku bulan bu "iğrençliklere" bir de, terbiyesizce yapılanların görüntülerinin de, "sosyal medya" üzerinde paylaşılıp, yorumlanması!…

***

Merkezi ezan okuma sistemindeki  güvenlik açığıyla gerçekleşen "provokasyonca suikastı" özellikle, Ana Muhalefetin bazı isimlerinin de, saygısızca, ahlaki ve insani utanmazlıkla "benimseyecek" tavır takınmaları!… Ezana "dil uzatacak" kadar, İslam düşmanlığı yapılması; fena mide bulandırıcı!!…

***

Doğrusu!.. Hadiselerin, İzmir'de "domino" taşı misali yaşanması, CHP'nin İstanbul İl Başkanının "saldırgan" tutumu, tutuklanan ve bir dönem siyasi kulvarda koşan kişinin varlığı, 15 Temmuz'daki "tabloyu" hatırlatıyor..

***

Öyle ya, "darbeci teröristler" halkın üzerine bomba yağdırırken, Meclis'e, Genelkurmay'a, Özel Harekat Daire Başkanlığına, Külliye ‘ye, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "öldürme" operasyonu yapılırken, Minarelerden yükselen "ezan ve salalara" kimler o dönemde sokağa dökülüp karşı çıkmıştı?. Kimler, müezzinleri darp etti?..

***

Vakıalara dair açılan bir soruşturma var.. İki özel ekipte oluşturuldu.. İzmir ve Ankara merkezli.. Failler bulunur mu, bulunmaz mı bilmem ama; benim merak ettiğim "olayı" yapan kadar olayı "provokatörce" videolarını yayanlar da, o kadar suçlu olması gerektiğidir!.. Bunlara dair, bir işlem yok mu?..

***

Pek tabi ki, yine İzmir ve yine camilere, imamlara, müezzinlere saldıranların bildik zihniyetin savunucuları olduklarını biliyoruz… Yani, aslında yaşananlar "yadırganacak" bir durum değil.. Üzen ve ürküten alçaklığın yaşatanların, Atatürk'ün "arkasına" sığınmaları ve onu kendilerine "kalkan" yapmalarıdır!…

 

***

YA ADANA'DAKİ HAL!…

Bakar mısınız, peş peşe vuku bulan hadiselere!.. Ya Adana'daki mevzuu!.. Alparslan Kuytul denilen bir adam.. Bir grup adamıyla tabiri caizse camiyi basıyor; "biz teravih namazı" kılacağız diye!.. Ve; bir anda polis ile o grup karşı karşıya geliyor… İtişme-kakışma!…

***

İyi de, virüs var.. Yasak var.. İlan edilmiş bir olağanüstü durum var.? Ki bayramda bile "sokağa çıkma" yasağı ilan edildi.. Ve siz, Ramazan-ı Şerif'in son günlerinde, caminin kapısına dayanıp yasak-masak dinlemeyiz deyip; "biz teravih kılacağız" gayreti neyin nesi?…

***

Demem o ki, "kışkırtmaya, provokasyona, toplumsal bütünlüğe yönelik suikastlar" bu millet pabuç bırakmaz, yem de olmaz!.. Ne ferasetinden, ne sağduyusundan ne de, "toplumsal" değerlerinden ödün vermez, kaybetmez de!…

***

GÜNÜN SÖZÜ..

Sizi gidi din simsarları sizi, sizi gidi ateistler sizi başka kapıya!…