Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

HER YER KIPKIRMIZI!..

Değil, telefonumu ekranı!.. İnternetten bakıyorum.. Diyarbakır'ın "Kovid-19 Haritası.?"  Her yer; "kıpkırmızı…?"

Biz Kürtlerin deyimiyle; ""Bila sor bê bila pênc quriş zêde bê …"

Yani; kırmızı olsun, beş kuruşu fazla olsun?"..

Ne yazık ki; " o beş kuruş fazlalık", keyfiyet ve zafiyetin ürünü olarak; "salgın, hastalık ve ölüm" olarak dönüyor!..

Olmaz mı!?.

***

Yenişehir'in Ofis semti..

Sur ilçesi'nin, semt değil her tarafı..

Bağlar deseniz; "her metrekaresi"…

Kayapınar maşallahı var; gece "mesafeye" su sızmaz misali!..

Toplu ulaşım araçları..

Alış-veriş mekanları..

Caddeler, sokaklar kaldırımlar..

Pazar alışverişleri!..

Koca hastanelerin poliklinikleri, koridorları dahi; "salgına, virüse" davetiye çıkarıyor..

Gel gel; burası dolaşmaya serbest der gibi!.

***

Şu denetim mekanizması da!..

İçişleri Bakanlığı'nın haftada bir iki genelgesi olmazsa; "o da" dostlar alışverişte görsün misali!…

Denetime çıkan ekipte bile maske yok..

Sosyal Mesafeye uyma derseniz; "burun buruna" sohbetten vazgeçilmiyor ki!…

Bu ne hal deseniz; "alacağınız cevap toplu taşımadaki hal gibi "sahane be kardeşim"..

Ya da; yersin yumruğu, ki atabilirsen sen atarsın!..

***

Yoğun bakım yüzde 51'lerde; dolu görünüyor ise!..

O zaman bu nasıl bir handikaptır ki; ağır hastaların yoğun bakıma alınması için, insanlar "yedi dereden su getirip" siyasileri, eşi dostu devreye sokup yoğun bakım arayışına giriyor.

Hayırdır..

***

Yüzde 51 dolu derken!..

Pandemi hastanelerindeki yoğun bakımları galiba kast etmiyorsunuz..

Mevcut, özel hastaneler dahil olmak üzere; tüm hastanelerdeki yoğun bakımları mı kast ediyordunuz!..

Eğer böyle ise bu ne istatistiki "oyun" denilmez mi?

Doğru ne ise o olsun..

Vaziyet çok ciddi ise; net anlatılırsa belki bizim ahalinin, keyfiyeti ve boşvermişliğin ciddiyetine varır da; "maske, sosyal mesafe ve hijyenik ortama" dikkat eder..

İşin alayında olmaz!...

***

40 GÜN SONRA AŞI…

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın dediğine göre…

40 güne kadar "aşı geliyor?..

İlk etapta; 5 milyon aşı gelecek..

Sonrası da, peşi sıra!…

Bir iki aşı daha ardından gelebilir..

Vallahi ne diyeyim; ilk kez "gün ve tarih" verilerek aşı noktasında, beyanat verilmesi "oh be dedirti?"..

Ama, bu oh be, bir revahete, bir keyfiyete "nasıl olsa aşı bulunacak, bana bir şey olmaz, aşımı yaparım diyerek" saldım çayıra, mevlam kayıra olmasın, atmosferine dönüşmesin!…

Siz aşı bulunana, insana yapılana, sonucu alınana kadar; "maskenizi yüzünüzden" indirmeyin..

Varsın; "bu ne korkaklık" desinler!..

***

AMAN HA DİKKAT..

Prof. Dr. Recep Tekin hoca sosyal medya hesabından paylaşmış!...

Ve diyor ki, aman ha aman bunlara dikkat edin…

Sıralıyor, dikkat edilmesi gerekenleri…

BİR.. Zorunlu olmadıkça evden çıkma, hane halkı dışında kimseyi eve alma…

İKİ.. Herkesle her zaman, her koşulda mesafeni koru..

ÜÇ.. Sosyal alanlarda  maskeni tak.

DÖRT. Elini temiz tut.

BEŞ.. Kalabalıklardan ve kapalı alanlardan uzak dur.

ALTI.. Hane halkı dışındakilerle birlikte yeme, içme!..

***

MERDİVEN ALTI DERSHANE!..

Haftasonu, tıraş sonrası dershaneye giden öğrencilere bakıyorum!…

Yenişehir'in Ofis bölgesi…

Belli ki, ders arası..

Öğrencilerin hepsi; kaldırımda istiflenmiş bir halde…

Kiminde maske var, kiminde yok?..

Maskesi olan da, "bilek süsü" olarak kullanıyor..

Yani, ağzını burnunu kapatan yok!..

Hoplama, zıplama, şakalaşma o biçim..

Ve tüm bunlar artık merdiven altı üretim mekanı diyeceğim dershanenin önündeki "kaldırımda" cereyan ediyor…

Peki uyaran, kontrol eden var mı..

Sokak raconuyla, "erkekse gelip söylesin?"..

***

Akıl sır erdiremediğim; "dershanelere" nasıl izin veriyorlar, binaların altında "merdiven altı" üretim misali; eğitim verme ruhsatı!?..

Soran, soruşturan, sorgulayan yok mu?..

Ne bir yeşil alan, ne bir bahçe denilebilecek yer, ne bir öğrencilerin oturabileceği, banklar ve boş bir alan!..

Yok..

Hiç birisi yok!..

Dershanenin bahçesi de, yeşil alanı da, oturma yeri de; kaldırım!…

Buralara; nasıl ruhsat veriliyor; bilen var mı?.?

Ya da kriter uygunluğu bu mu?…

***

Doğrusu!.. Valilik mi, Milli Eğitim mi, Bakanlık mı?..

Her kim; vaziyetten sorumlu, yetkili ise..

Ki vereceği cevap da ne olursa olsun!..

Peşinen ifade edeyim; binaların alt katlarının "dershane" olarak, eğitim ve öğretim mekanı diye ruhsatlandırılması..

Ve buralara çocuklarını "öğrenim" adına gönderen velileri; "anladığımı, akıl sır erdirebileceğimi" sanmıyorum..

Çünkü; "ders görmüyorlar, gördükleri okulda aldıkları eğitimi unutma adına, boş vermişliktir?"

***

AMA ÖNCE İNSAN!…

Şu bir hakikattir..

Yaşamın, karakterin, yarınların ve insanlığın, "olmazsa olmazı" olan eğitimde ana koşul; "İnsan" yetiştirmedir!…

Önce insan...

Yer küresinde, nerede olursanız olun..

İrkınız da, renginiz de, inancınız da, kültür ve medeniyetiniz de, aynı mecrayı yol seçerse seçsin; "evrensel değer" insan yetiştirme odaklıdır..

***

Eğer ki "önce insan" diyor isek..

Yapılması gereken nettir?.

O da şu..

Nesle, nefret yerine sevgiyi, haksızlık yerine adaleti, hak ve hukuku, eşitliği, savaş yerine barışı, israf yerine üretimi, biat ediciliğin yerine sorgulamayı, yalanın yerine doğruyu, doğayı, çevreyi, aileyi, büyük ve küçüğü sevme ve saygı noktasında; "eğitim" ana ilkeler olmalıdır..

***

Yani maneviyatı öne çıkan, değerler aşılanmadığı müddetçe!..

Eğitim; maddiyat odaklı bir müfredat içerirse; yetişen kişi unvanlar noktasında en üst seviyeye gelse bile; karşısındaki insanı "insan olma" noktasında değil, "maddi yönden" nasıl bir kazanç getirir ilkesi ve fikriyatıyla bakar..

İşte bugünkü hal-i durumumuzdaki vahamet çıkmaz da budur!…

***

POLİTİKACI'NIN AZICIK İNSAFI?..

Eee; olsa zaten hal-i durum böyle olur muydu?..

Her şey; "tavuk-yumurta" kodunda; kısır kavgaların arenasına döner miydi..

Yok!..

Çünkü, halislik olmadığı gibi; "azıcık insaf da" söz konusu değil…

Muhalefetin en tepe ismi!..

Ağzından çıkan ilk sözcüklere bakar mısın!..

Kerameti kendinden menkul klişeleşmiş bir ifadeyle!!!..

Diyor ki; "Bu ülkede hiç kimsenin can ve mal güvenliği kalmamıştır?..

Her an, kim vurduya" gidebilirsiniz?"..

***

Ne demek bu!..

Türkiye bırakın "Teksası" geçmeyi!..

Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında "yolunu kaybetmiş" toprak gibi!…

Her an için bir yırtıcı canlıyla "karşılaşabilirsiniz?"

Sizi "yamyamlar gibi yer, katleder?"..

Tabi, hak, hukuk, adalet "insanlıkta" yok..

Orman kanunu..

Öyle ya!.. Hukuk da, Yasalar da, cezalar da, Anayasa Mahkemesi dahi; "otoritenin" elinde!..

O ne derse!..

***

Biliyorum bu anlattıklarıma karşı diyeceksiniz ki "Vay ki vay..

Bizim Muhalefetin tepe adamı, bu ülkede yaşamıyor mu?.."

Ne yazık ki, yaşıyor ama, ülkesinden ve milletinden be haberdar!…

Tarihine de Fransız!…

Eeyyy Bay Kemal!…

1925'ten, 1950'lere kadar..

Ki, 60 ihtilali.. Ya yetmişli yıllar..

80'ler.. 28 Şubat süreci..

Partinizin de, zihninizin de "otorite" olduğu dönemlerden, bilmem haberdar mısınız!..

***

O günlerde; ülkede "can ve mal güvenliği" varmıydı?..

Birler değil, binler değil, onbinlerce "insan" kim ve kimler tarafından, nasıl katledildi..

Evinden, barkından, yurdundan, köyünden, arazisinden; "kimler" sürgün edilerek, bırakıp gitti…

Köy basmalar..

Toplu katliamlar..

Faili meçhul cinayet ve infazlar..

Cezaevindeki işkencelerin getirdiği ölümler..

Yargısız infazlar..

Aydın kesime yönelik "kalleşçe suikastlar?"… 

"Tek kurşunla" ensesinden, vurulanlar?…

İş adamlarını, Sapanca'da kurşunlayanlar..

***

Ecevit'i ayağından vurunlar..

Özal'a kurşun sıkanlar..

Bakanlara "trafik kazası" adıyla; ölüm tuzağı kuranlar..

Burun kırmalar..

Bakanların, milletvekillerinin tokatlanması, silahla araçlarına ateş edilmesi…

O günlerde mi; "can ve mal güvenliği vardı?"..

Bir sağdan, bir soldan öldürmeler..

Hizbullah-PKK çatışmasını "alevlendirenler?"…

Kürdü, Kürde, Türkü Türke farklı örgütler ihdas ederek; "birbirine" kırdırıp, kan akıtanlar.?

Herkes hısım iken bir anda hasım olma; "ideolojisini" inkar ve asimilasyonla dayayan!..

***

2007 E-muhtıra..

İktidardaki partiye kapatma davası açma!…

Hendek, barikat..

6-8 Ekim…

Gezi olayları..

17-25 Aralık Operasyonu…

Ve; 15 Temmuz kanlı darbe girişimi..

250 insanın öldürülmesi, binlerce kişinin yaralanması!…

Velhasıl!..

Böylesi grift, böylesi derin, böylesi "acı ve yıkıcı" tablo ortada iken!..

Böylesi bir dönemde, "can ve mal güvenliği" vardı, ama şimdi "yok" diyorsun..

Dersin..

Çünkü, 15 Temmuz gecesi, ümmet sokakta "silaha tanka göğsünü" siper etmiş..

Sende, "an ve mal güvenliği" teminatıyla, ayağında terklik, çayını yudumluyordun...

***

Evet Bay Kemal!…

"Sizin can güvenliğiniz, mal güvenliğiniz" yerinde olsun!.?

Bize yeter de artar…

Varsın; biz sabır ve sebatla, zorluklara, tahammül edelim..

Ülke ve millet uğruna, "can ve mal" isteniyorsa; ona da razıyız..

Yeter ki; gölge etme!…

Yeter ki, azıcık insaf et!…

***

FETÖ'NÜN SİYASİ AYAĞI!..

Diyorum ki!.. Hazır; İYİ Parti'de "FETÖ" eksenli bir ifşa "söz konusu" olmuşken..

Ki, habire yeni isimler zikrediliyor..

 İstanbul, sonra Bursa..

CHP'deki danışman…

2015'ten beridir; dillendirilen ama bir adım dahi atılamayan "FETÖ'nün Siyasi" ayağına, bir eğilim gösterilse!..

Fena mı olur?..

Hem kamuoyu "tatmin" olur, hem de siyasiler zan altından kurtulmuş olurdu?

***

GÜNÜN SÖZÜ…

Vicdanen, kendini sorgulamayanın, başkasını sorgulama hakkı yoktur!..