İBLİSİN, İBLİSLİĞİNE TAVRIM!…

Şu İsveçli “faşist, ırkçı, güruh nasipsiz esfel-i safili siyasetçiyi” telin ediyoruz, tepki gösteriyoruz” mitinglerle, öfkemizi kusuyoruz?.. Bireysel yönde, iyi, hoş güzel duyguların dışa vuruşu önemli.. Lakin,  “tek kişiye odaklanıyoruz..” İşte bu tepki dozajında acaba diyorum; “çok fazla ciddiye almıyor muyuz bu meczup zihniyeti ve şeytan karakteri ferdi olarak görmekle.”

***

Niye mi derseniz?.. Bende hasıl olan düşünce şu.. Bu insan artığı; ferdi noktada İslam dünyasından, biz müslümanlardan gördüğü muhataplık karşısında, ciddi şekilde prim kazanıyor, itibar gördüğü için!!…” İşte bu prim ve muhataplık, itibar görme hali, onun bulunduğu lağımda kendince otoriter kılıyor, çoğalan bir taraftar oluşturarak” denir ya adamdan sayılır hale geliyor olmasından dolayı, büyük resmi kaçırıyoruz!?..

***

Kaç gündür attığı cakaya bakar mısınız?.. “İslam dünyasını nasıl da, ayağa kaldırdım. 2 milyar insanın tansiyonunu yükselttim.. Hepsi rahatsız oldu?” diyerek, böbürlenip duruyor müsvete adam!!.. Yetmiyor bir daha aynı iğrençliği sergilemede bahis görmüyor.. Çünkü, o kirli ve güruh ruh karakterinin, kazanım elde ettiğinin farkında.. Yani ruhsuz ve çapsız, sefil karakter ve anlayışına, inancına, üstünlük sağladığını düşünerek, saldırmaya devam ediyor…

***

Zerre-i miskal karşılığı ve itibarı olmayan bu pespaye yaratık; “gördüğü muhataplık karşısında” kendini nimetten görüp, bir şey sanması, doğrusu “insanda sinir krizi yaratıyor?..” Yaptığından daha çok bu böbürlenmesi her yönüyle, insanın kanına dokunuyor.. Benim de en çok; kendimle girdiğim çatışma noktası da budur?!.. İtirazım da bundandır; "niye meczuba prim veriyoruz da ağababalarına sahiplenenlere ret çekmiyoruz” diye?…

***

İşte bu hal-i duruma diyorum ki; “yeni sefiller” ürememesi adına, muhatap almasak, “şizofren ve deli muamelesi” gösterip, cehennemi, tüm içtimai haline adres göstererek teslim etsek!.. Bırak lağımda; debelenip dursun ne hali varsa dersek, olmaz mı?!… Daha büyük bir ceza ve tepki içermez mi itibarsızlık gösterilmesi? Kaldı ki yeltenenlere de caydırıcılık sağlamaz mı?!…

***

İ?i, “uluslarası ilişkilere” ya da şu ülke var, şu grup var, Türkiye açısından bu hesap ediliyor gibisinden okumalar yapıyor olmamız kadar, verilecek tepkinin de, yaptırım noktasında aynı olması lazım.. İslam dünyasının “sinir uçlarıyla” oynanıyor.. Yani, bu rezilliğe “bireysel ve ferdi libas ve kimlik kazandırmamız” İslam’a hayır getirmez, bilakis negatif etki eder!?..

***

Piyon meczupların çoğalmasına vesile olur!.. Onu düştüğü ve bulunduğu sefillikten, lağımdan çıkarıp itibar gören bir pozisyona sokmamamız lazım..? Değirmenlerine su taşıyor hale gelmiş oluruz…

***

İlgisizlik ve muhatapsızlık karşısında “hiçbir şey elde edememenin” çaresizliği ve hırçınlığına mahkum etmek, en doğru adım ve tutum olmaz mı?!… İçinde bulunduğu kendi pisliğinin tahribatıyla; kaçışı yeğlemesine, zemin yaratsak bir adım sonrası, “onların soylarının kurumuşluğu” karşımıza çıkmaz mı?.. Bir denesek fayda getirmez mi?..

***

Bir dönem Salman Rüşdi diye bir iblis vardı. Şeytan ayetleri kitabını yazmıştı.. O da bu sefil gibi tepki görmüş, gündem olmuştu.. Müslümanlar sel olup, sokaklara dökülmüştü, tepkiler yükselmişti?.. Bizde, sinir harbi yaratmıştı.. Günlerce eylem yaptık, ön saflarda yürüdük!.. Hatta fetva çıkarıldı ama o şöhretli olup, kitabına kaçıncı baskılar yaptı?…

***

Bugünkü gibi, o gün de tepkiliydik.. Herkes gibi; öfke seli içerisindeydik. Ki yazıyı kaleme alırken de, hal-i hazırda öfkem en yüksek dozajla, tepemde!. Hınca hınç dolu ve kusmak istiyorum bu pisliklerin alayının yüzüne!?… Ama ne var ki, bu duygumu, bir adım sonrasında, sorguladığımda acabalar silsilesiyle karşılaşmıyor değilim, sizde de etki bu minvalde değil mi?!…

***

Niye mi?!.. Yazı girişindeki ilk maddede dile getirdim.. Şundandır sorgulamam.. Bu iblise, sefile gösterilen tepki, İslam dünyasındaki öfke seli onun işine gelmesine ilişkin olduğundan dolayıdır?… Küstahça bir eylemi, meczupluğu karşısında; koca bir İslam dünyası ayakta, yani değirmenine su taşıyor bir halet-i ruhiye içerisinde olduğumuzdan dolayı?!.. 

***

Dün Fransa, öncesi ABD, sonrası Almanya, şimdi İsveç.. Ki Yeni Zelanda’daki “vahşet” hala taze, acılar yürekte.. İşte Arakan.. Ve dünyanın daha bir çok ülkesinde; “bu münasebetsizden, bu alçaktan daha vahşi, hadiseler vuku bulmakta!.. Onlara gösterilmeyen tepkiyi, buna gösterilmesine de tepkili olduğum içindir; sorgulama yapmam!…

***

Ama diyeceksiniz ki; devletlerin, İslam ülkelerinin, siyasi liderlerin “ittifakla, güçlü işbirliğiyle”, tavır koymadıkları için, ben de onu diyorum zaten!.. Yaptırım ve vakur bir tavır sergilenmediğinden dolayı; “Müslüman halk sokağa dökülüp” küçük bir kışkırtıcı meczuba tepki koymak zorunda kalıyor?! Tepkilerin temelinde bu yatıyor.. Haksız da değil.. İslam dünyasının Fransız takılıp meseleyi Türkiye ile sınırlı tutması!..

***

Demek ki; dün itibariyle içine dahil olduğumuz mübarek üç ayların da feyzi ve manevi atmosferiyle, yaşanan hadiselerden çıkarılacak ders-i ibretler daha bir “vakur tutum” ortaya koyulması ve bunu, siyasal iktidarlara nasıl dikte edebiliriz sorusuna meyil etmemiz gerektiği gerçeğini ortaya koymuyor mu?!… Ayrıca radikal fikre özgürlük gibi giydirilen libas anlayışında Avrupa üretimi olduğunu da görmek gerekmez mi?!…

***

Hükümetin ortaya koyduğu tavır!.. Ki, bunu muhalefet için de söyleyebilirim.. Bir bütünlük noktasındaki tepki en doğru ve en klas hareket olduğunu söyleyebilirim. Netice itibariyle “sefil, pespaye, lağım münasebetsize” Türkiye’den yükselen vakur tavırla yetinelim diyorum.. 

***

Dün Kabine sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsveç’e yönelik ortaya koyduğu tavır tüm tepkiler noktasında en somutu oldu diyebilirim!.. Sapkınlığı ve namussuzluğu kimse “düşünce hürriyeti, özgür yaşam ve demokrasi libası giydiremez…”  Yüreklere su serpen en önemli çıkışı Erdoğan şu cümleyle deklare etti!…

***

"Türkiye Cumhuriyeti'nin veyahut Müslümanların dini inancına saygı göstermiyorsanız, bizden de NATO konusunda herhangi bir destek göremeyeceksiniz. Terör örgütü mensupları ve İslam düşmanlarını bu kadar seviyorlarsa, ülkelerinin savunmalarını da onlara havale etmeleri tavsiyesinde bulunuyoruz."

  ***

Demek ki; hükümetler nezdinde; “dini değerlere ve inanca karşı” her kimden gelirse gelsin, hangi dinden ve ırktan olursa olsun, hiçbir eylem ve söylem düşünce hürriyeti kapsamına alınmaması gerektiği; “kırmızı çizgi” olmalı…

***

Hasılı kelam; “İslam'ın nurunu kimse söndüremez. Kur-an'ı yaksalar da Peygamber Efendimize hakaret içeren sözler, cümleler, karikatürler paylaşsalar da İslam'ın nurunu hiçbir kafir söndüremez. İslam'ın koruyucusu en başta Allah'ın kendisidir. Allah nurunu tamamlayacaktır?” Onlar da esfeli safiline yuvarlanıp, gideceklerdir?”

***

İKİ ÖLÜM..

Biri gazeteci Uğur Mumcu.. Diğeri Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan.. Bugün; “ikisinin de hain ve kalleşçe gerçekleştirilen suikastle, şehadetlerinin sene-i devriyesi..” Yerleri doldurulamayan, doldurulamaz iki isim!…

***

GAFFAR OKKAN… Şiddetin, terörün, kaotik ve kaoslu ortamın kol gezdiği, enva-i şeytani hesapların, şer odaklarının, iç ve dış dengeleri yıkma adına faaliyet gösterilen bir dönemde; “halkla bütünleşen bir isimdi?”…

***

Vatandaşı dinleyen, soran, dertleriyle dertlenen!.. Sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerle; “ben de sizdenim” deyip, Diyarbakırspor’la özdeşleşen ve o değer ölçüsü yüksek; “Sapına kadar Diyarbakırlıyım” diyendi..

***

“Devletin şefkatli yüzünü halka gösteren” bir güvenlik bürokratıydı.. “Teşkilatımı da, polisimi de, halkımı da seviyorum”diyerek; çığır açan biriydi.. Beş polis memuruyla onu şehit eden hainler, Okkan’ın açtığı bu yoldan rahatsız oldular..

***

UĞUR MUMCU… Üstlendiği görevi, taşıdığı misyonu ismi gibi “uğur” getiren, soyadı gibi “davaların gün ışığına çıkmasına” ışık olan, Uğur Mumcu, “inandığı değerlerinden” taviz vermeyen biriydi…

İnançlıydı, dirayetli ve takipçi, polemiği yüksek, hakikatleri kendi penceresinde, haykırabilendi!.. Devleti ve devleti vesayet altına alan “kirli ve karanlık” yüzleri, deşifre eden olmasıydı, onu ölüme götüren “bombalı tuzak..”  Katilleri neyi hedeflediğini biliyorlardı..

***

 

Bugün onları bir kez daha anıyoruz, ruhları şad, mekanları cennet olsun!..

***

GÜNÜN SÖZÜ

Edepli edebinden susar, edepsiz de ben susturdum zanneder.