Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

KADİM ŞEHİRDE NELER OLUYOR?

Haftanın ilk günü..

Gündem sosyal ve siyasal yönde; "baş döndürücü" bir yoğunluğa sahip..

O nedenle; "haftanın harmanı" diyerek, mevzuları irdeleyelim…

 

İlk mevzu, yaşadığım kentten.. Şu bizim "Zerya Kuyumcu" hadisesi var ya!!

Son bir haftanın "en çok konuşulan, deşilen, sorgulanan" ve beyin eforu kadar, mide bulandıran hadise 200 milyonluk vurgun! 

Adli soruşturma devam ediyor..

Bir kişi derdest..

Arananlar da var.. 

Ancak kaybolan, vurgun ve dolandırıcılık denilen "para ve altın" 200 milyon lira!…

Ki 300 milyon lira diyen de var..

Bahsedilen para her ne kadarsa da "yatırım-ticaret" odaklı "kar payı" kazancıyla teslim edilen bir para!!

***

Kayıt dışı "kar payı" kazancıyla kuyumcu dükkanına gelip-giden, para yatıran bir kesim var?..

O kesim; "der demez" zihinleri enva-i "illegal" organizasyona odaklandırmıyor değil?

Çünkü bu kesim, düz vatandaş değil..

İş adamı, esnaf, tüccar, siyasetçi hiç değil..

Ki bunlar olsa; "kayıt dışı, vergi, şu bu deyip" ticareti ve getiriyi illegal bir şekilde yürüten der, konuşma tonu düşük bakarsınız!?

**

Hatta, vatandaşımdır işini bilir der geçersin..

Ama üst düzey bürokratlar olunca..

"Karar ve yönetim" koltuğuna oturanlar olunca!

Denir ya; şehrin "en tepesinde" bulunanlar olunca…

Pek tabii ki servetler, dudak uçuklatan üst seviyede servet olunca..

Para miktarı "milyonlarca lira" olarak karşınıza bol sıfırlarla çıkınca..

Doğal olarak bu paraların "var bir hikmeti" diyorsunuz?..

Malum, o paralar "memur" maaşıyla biriken para, hiç olmaz, mümkün de değil!

***

İşte bu üst düzey "kuyumcu bürokrasisiyle" alakalı, bir hayli "ihbarlar, iddialar" alıyorum..

Özellikle, isimler ve kurum yetkilileri zikredilerek..

Gelen bilgilerin de yine üst düzeyden olması da önemli..

İsimleri duyunca; "yok daha neler, o da mı var bu işin içinde" diyorum..

En tepe, en alt birime ait parasal döngü hepsi; "rüşvet çarkının" biriktirdiği paralar diyerek meseleye söz edenler çok..

İhalelerin "sonucuna dair" paraların şahsına münhasır akıtılan mekan olarak kullanıldığını iddia edenler de ayrı!...

***

En çok da, kuyumcunun "kiracıları kim?" yönünde gelen sorular var?

Kuyumcu kime "araba hediye almış?" 

Hâkim deniliyor, savcı deniliyor, kaymakam deniliyor, emniyet deniliyor?

Yani kimi derseniz, bu işte adından söz ediliyor..

Bir dehliz gibi!

Neyse, hepsi hal-i hazırda Diyarbakır'da konuşulan mevzular ise de doğruluk derecesi nedir bilmem?..

Fısıltı ve efsane!..

Muhakkak ki Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Polis ve Asker geniş bir pencereden "mercek" tutup, ahalinin konuştuklarını, fısıltıları, efsaneleri, söylenenleri, iddiaları irdeleyecektir?

***

Hiç kuşkusuz ki, birde bunun "bürokratlar" açısından, kurumsal idari soruşturması da olacak mı?

Her kurum, kendi müfettişleriyle "hele bi gel, nerden buldun bu parayı" diyebilecek mi?..

Öyle ya; "memurum işini bilirken, nerden bileceğini de bildirmeli?"…

***

Hasılı, iddialar iki yönlü bir "zan altında" kalma durumunu da içermiyor değil..

İçeriyor..

Onun için, yaşın yanında "kurunun" yakılmaması da gerekli..

Bunun için, derinden derine "ağlar" çözülerek, irdelenmeli!...

Beri yanda; "Kuyumcu-Bürokrasisi" odaklı böylesi milyonlarca liralık "dolandırıcılık mı, vurgun mu, yolsuzluk mu, rüşvet çarkı mı?" şeklinde anılan hadiselerin, Diyarbakır'da her beş yılda bir "vücut" bulup, patlama göstermesi de ayrı bir sorgulayıcı durum olduğunu da göz ardı etmemek gerekir!

Neden hep Diyarbakır?

Ve her seferinde; isimler farklı olsa da, "makamlar ve mevkiler" aynı bürokrasi "işin altından" çıkıyor..

İşin sırrını çözen varsa; beri gelsin!

***

SAHTE MİT, POLİS VE ASKER TÜREMELERİ?

Şehir, kuyumcu vakasının yarattığı dalgalanmanın şiddeti ve travmasını daha üzerinden atmazken, gelelim ikinci mevzuya!

Bu mevzu da, önceki gün patlak veren "umut tacirleri" hadisesi…

Ayrı bir muamma vaka!

Zihinleri, zorluyor..

Kadim şehir, peygamberler, sahabeler, evliyalar diyarı nasıl oluyor da; bu kadar "haramzade" çıkabiliyor, üreme gösteriyor?..

***

Adamlara bakar mısınız?

Ben Jandarma mensubuyum, ben polis memuruyum, ben MİT elemanıyım diyor…

Avukatım diyor.

Bakan, eski Bakan ve Milletvekili ve MİT Müsteşarıyla bağlantılarım var diyor..

Peki, diyenler ne gariptir ki hepsi yine "resmi kurumlarda" görev yapan, geçmişte görev yapıp emekli olanlar…

***

İcraatları…

Yargıtay'daki "davaları" yargılananların lehine "karar" aldırma…

Engelli sahte raporu alma!

Sahte bilirkişi raporu tanzim etmek..

Uyuşturucu, terör suçundan soruşturma ve kovuşturmaya yer yok noktasında sahte "muhbir belgesi" düzenlemek!

****

Yine sahte "gözaltı" işlemiyle para karşısında serbest bırakma!

İngiltere'ye vize aldırmak?

Anlayacağınız; enva-i illegal işleri "para karşılığında" sahte belgeler düzenleyip, "legal" hale getiren bir şebeke bu!

Soruşturma sürüyor..

7 kişi de tutuklandı..

***

Peş peşe, vuku bulan "yasadışı" oluşup ve yapılanmaların zamanlaması ve deşifresi de, sorgulayıcı.. Özellikle, "polis mıntıkasındaki" "nüfuz kullanmaya" yönelik, dolandırıcılık şebekesinin İl Jandarma tarafından çökertilmesi!..

***

TEBRİKLER KARALOĞLU

Hasılı bu kadar travmatik mevzudan sonra biraz olsun, "huzur" verici gelişmeyi konuşalım..

Yani üçüncü vaka!..

Yeni Vali Münir Karaloğlu..

Şehre dair ilk talimatı..

Valilik çevresindeki "bariyerler" kaldırılsın..

Yol "tek yönlü" trafiğe açılsın..

Öyle ya; 5 yıldır "Valilik" adeta bariyerler ağıyla, "yasaklı" alan olmuştu..

Şehrin kalbi olan; "Ofis" bağlantılı yollar; "çift yönlü" trafiğe kapatılmıştı…

Görüntü; kent adına, halk adına, gelen-giden yerli ve yabancı misafirler adına; "hiç de" hoş görünmediği gibi, pozitif karşılanmıyordu da?

"Korku şehri" görüntüsü veriyordu…

***

Burayla alakalı, şu 5 yıl içerisinde çok yazım oldu!

Ki salt Valilik değil!

Kayyum atanan, Belediyeler, Kaymakamlar beri yanda, Emniyet'in bulunduğu hizmet alanları..

Beton duvarlar, bloklar, bariyerler..

Elbette güvenlik şart..

Ama gün, 2016 değil, gün 2015'teki "hendek, barikat, çukur" siyaseti ve terörünün "yaşandığı" dönem değil..

Bugün Diyarbakır da, Hakkari de, Şırnak da, tıpkı İstanbul, Ankara, İzmir gibi ülkenin en "huzurlu, güvenli" kentleri..

Belki; günlük yaşam kulvarında Güneydoğu illeri batıdan, daha "huzurlu ve güvenli!"…

***

Onun için; gelinen aşama ve zaman dilimi açısından gerilim, korku, endişe ve kaygı odaklı, özellikle "güvenlik" eksenli böylesi görüntülerin silinmesi gerekir..

Tedbir elden bırakılmaz!

Ama aşırılığı da kabul görülmez…

Vali Karaloğlu'nun, kente dair attığı bu ilk hamle, önemli ve takdir edici!

Nitekim, hafta sonu çok okurum, Yenişehir semti sakinleri arayıp, "Vali Karaloğlu'na teşekkürlerini" iletmemi istediler.

Bizden buradan aktarması..

Beklentimiz, diğer kurumların çevresindeki bariyerlerin de bir an önce; "kaldırılması.."

***

 

KADININ ADI NE ZAMAN VARDI?

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin.. Geçen hafta Meclisteki genel görüşmelerde "kadınlarla" alakalı, konuşurken, şöyle demiş… "AK Parti'den önce Türkiye'de kadının adı yoktu?…."

***

İşte, bu lafı ettiği için kaç gündür "sosyal medyanın" bir numaralı hedefi… Trollerin, "dilinde?"… Alay etmeler mi, hakaretler mi, mavra yapanlar mı, şu veya bu diyenler mi?. Hele ki, kemalist kesilenlerin oklu saldırıları?.. Zengin'in cümlesinin sonunu ve başını öğrenmeden…

***

Zengin'in kast ettiği bir kesim "kadın" var.. O kesim, Cumhuriyet tarihinden, 2010 yılına kadar, "Türkiye'de ne adları, ne de varlıkları" vardı, yoktu, kabul edilmiyorlardı, öteki görülüyorlardı.. Hatta kapı dışarı ediliyorlardı?

***

İşte o kadınlar, başörtülü kadınlar… Zengin'in söz ettiği "Kadının adı yoktu" gerçeği, bu kadınlar…Siz, Zengin'e laf edip, mavra yapanlar.. Sormak lazım gelmez mi size?!…

Başörtülü kadınlar…

Memur olabiliyorlar mıydı?

Avukat olabiliyorlar mıydı?

Üniversiteye gidebiliyorlar mıydı?

Kaymakam,

Vali,

Belediye Başkanı olabiliyorlar mıydı?

"Milletvekili" seçilen de, "Başrıtılı Meclis'e" giribeliyor muydu?

Özel sektörde, "işe almada" bile en büyük "sakıncalı gbt" Başörtü değil miydi?

Buyrun cevap verin!... Hayır deyin, yok deyin?.. Diyemezsiniz?..

Çünkü bu cevabı verebilecek "yüzünüz" yok!

Olmadığı gibi..

Mertlik gösterip Zengin'in "Kadının adı yok" dediği bir kesim; "meger ki varmış?"..

Meger ki, bizim kısır zihnimiz onları "prangalamış"?…

Bi diyebilseydiniz..

***

GÜNÜN SÖZÜ…

Bürokratların "servet" sırrı çözüldü; kuyumcu!