Görüş Bildir

Zihnimle İstişareler

Reyhan Alkar Karlıdağ

reyhanalkar@hotmail.com

BASKI İLE YETİŞEN ÇOCUKLAR

              Evde ebeveyn baskısına, okulda öğretmen baskısına, sokakta yetişkin veya ergen zorbalığına maruz kalan çocuklar.

Yapma, koşma, oraya çıkma, bağırma, konuşma, yerine geç, bunu giy üşürsün, dokunma kırarsın, ders çalış…

Bu tarz cümlelerle yetişkinler her gün çocuklara söyleniyor. Peki ne yapsın? Nereye saklansın bu çocuklar,

Fıtratlarında hareket halinde olmak var ama biz baskı kurarak yok etmeye çalışıyoruz. Baskı ile söz dinleyen çocuk edilgenleşir.

Kendi gibi olmak yerine ‘istenildiği’ gibi olmayı öğrenir!

Öyle kangren bir eğitim sistemimiz var ki; yıllarca konuşan çocukların adlarını tahtaya yazdırıp ceza verdiler (hâlâ bitmiş değil) şimdi de diyorlar ki;

“gençler konuşmuyor, girişimci değiller” tehditle susturmayı öğrettiniz şimdi bülbül kesilemezler.

Çocuk da olsalar kendilerine ait özgürlük alanları var oraya girmeye hakkımız yok.

Eğer girersek geleceğin, pasif, korkak, ayakları üzerinde duramayan, ya da tam tersi etki olarak arsız, öfkeli gençlerini yetiştirmiş oluruz.

      Uzmanların bulgularına göre, başkaları tarafından sürekli fiziksel ve sözel müdahalelere maruz kalan çocuklar bedenlerini ruhlarının kontrolüne veremezler.

“düzgün otur, utanmıyor musun öyle yapmaya”…

Bu gibi sözel şiddet içerikli cümleleri duyan çocukların duygusal auraları (aura: vücudumuzdan yayılan enerji) kırılır.

Utanç duygusuyla kendilerini donatırlar.

Ortaokul çağına gelmiş portakal soymayı bilmeyen çocuklar var elini keser korkusuyla, hep yetişkinler hazırlamış meyvesini.

Çocuk bir yere gitmek istemiyorsa zorla götürülmemeli. Hoplayıp zıplayıp düşecekse bırakın düşsün sonuçlarını kendi tecrübesi ile görsün.

Çocukları farkında olmadan devamlı korkutarak yaşatıyoruz.

“koşarsan düşersin, bacağın kırılır”

“Bunu giymezsen hastalanırsın, iğne yaparlar”

“gürültü yaparsan, polis gelir”

“ ders çalışmazsan, sınıfta kalırsın”

 bu ve benzeri söylemler dayatılırsa çocuktan birey olmaz ya da bireyliğini çok geç kazanmasına sebep olunur.

Günümüz ebeveynleri bu bir gerçek ki, çocuklarına temelde ve görünürde değer veriyor daha iyi bir gelecek için gün boyu çalışıyorlar. Her şey çocukların iyiliği için ama okyanusu geçip derede boğuluyorlar.

Gün boyu dışarda yaşam ve geçim kavgasına çocuklar için dahil oluyorsak, eve gelince de çocuklara yapma! Etme! Şununla oynamayacaksın! Diyerek öfke dolu otoriter yaklaşıyorsak;

“onlar için çalışıyoruz” cümlesi içi boş ve askıda kalmış oluyor.

Esasen hiçbir yetişkin bu cümleleri kurmak istemez hep çaresizlikten.

Çocuk yetiştirmeyi bilmiyoruz. Eğitimini almıyoruz ki.

Bugün dış dünyada hangi mesleği icra edersek edelim bir eğitim süreci var lisesi üniversitesi, ama en önemli iş olan çocuk yetiştirmenin eğitimi yok!

Ne gördüysek büyüklerden üç aşağı beş yukarı aynısını uyguluyoruz, hatta anne babamızın bizlere yükledikleri yanlışları bizde kendi çocuklarımızın üzerine boca ediyoruz.

Ama zaman değişti, hem aile içerisinde hem okullarda 30-40 yıl öncenin teknikleriyle bugün yol alamıyoruz.

Gönül isterdi ki çocuk yetiştirme konusunda psikolojik eğitimler, seminerler dersler ülke genelinde zorunlu olsaydı.

Mademki henüz o kadar modernleşip bilinçlenemedik. İş başa düşüyor. Kendi kendimizi eğiteceğiz. Çocuk yetiştirme de rehber olacak milyonlarca kitap mevcut,  You tube da, çeşitli sosyal medyalar da pedagoglar, uzmanlar canlı yayınlar düzenliyorlar, eğitimler veriyorlar,

Dilersek düzgün psikolojili bireyler yetiştirmek için bu verilerden faydalanabiliriz.