AFYON HAYATI (22)
Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Bu dünyada, hususan bu zamanda, hususan musibete düşenlere ve bilhassa Nur Şâkirdlerinde dehşetli sıkıntılara ve me’yusiyetlere karşı en tesirli çâre; birbirine teselli ve ferah vermek ve kuvve-i mâneviyesini takviye etmek ve fedakâr, hakikî kardeş gibi birbirinin gam ve hüzün ve sıkıntılarına merhem sürmek ve tam şefkatle kederli kalbini okşamaktır. Mabeynimizdeki hakikî ve uhrevî uhuvvet, gücenmek ve tarafgirlik kaldırmaz. Mâdem ben size bütün kuvvetimle itimad edip bel bağlamışım ve sizin için, değil yalnız istirahatımı ve haysiyetimi ve şerefimi; belki sevinçle ruhumu da feda etmeye karar verdiğimi bilirsiniz.. belki de görüyorsunuz. Hattâ kasemle temin ederim ki; sekiz gündür, Nurun iki rüknü -zahirî- bir birine nazlanmak ve teselli yerine, hüzün vermek olan ehemmiyetsiz hâdise, bu sırada benim kalbime verdiği azab cihetiyle, ‘’Eyvah! Eyvah! El’aman! El’aman! Ya Erhamerrahimîn meded! Bizi muhafaza eyle! Bizi cin ve insî şeytanların şerrinden kurtar! Kardeşlerimin kalblerini birbirine tam sadakat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle doldur.’’ diye; hem ruhum, hem kalbim, hem aklım feryad edip ağladılar.
Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz.. Mes’elemiz çok naziktir. Ben, sizlere çok güveniyordum ki, bütün vazifelerimi şahs-ı mânevinize bırakmıştım. Siz de, bütün kuvvetinizle benim imdadıma koşmanız lâzım geliyor. Gerçi hâdiseniz pek cüz’î ve geçici ve küçük idi; fakat, saatimizin zenbereğine ve gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir. Ve bu noktada ehemmiyetlidir ki, maddî üç patlak ve mânevî üç müşahedeler, tam tamına haber verdiler.
Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Leyle-i Mirac, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedi._Bu gece, mümkün oldukça çalışmakla, kazanç birden bine çıkar. Şirket-i mâneviye sırriyle, İnşâallah herbiriniz, kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisan ile, bu kıymetdar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukabil, bu gecedeki ibadet ile şükredersiniz. Hem, sizin tam ihtiyatınızı tebrik ile beraber, hakkımızda inayet-i Rabbaniye pek zâhir bir suretde tecelli ettiğini tebşir ederiz.
Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Muhlis Kardeşlerim, Bizler, imkân dairesinde, bütün kuvvetimizle Lem’a-i İhlâsın düsturlarını ve hakikî ihlâsın sırrını, mabeynimizde ve birbirimize karşı istimal etmek vücub derecesine gelmiş. Kat’î haber aldım ki; üç aydanberi buradaki has kardeşleri birbirine karşı meşreb veya fikir ihtilâfiyle bir soğukluk vermek için, üç adm tâyin edilmiş.
Hem, metin Nurcuları usandırmakla sarsmak ve nazik ve tahammülsüzleri evhamlandırmak ve hizmet-i Nuriyeden vazgeçirmek için, sebebsiz mahkememizi uzatıyorlar. Sakın! Sakın! şimdiye kadar mabeyninizdeki fedakârane uhuvvet ve samimane muhabbet sarsılmasın. Bir zerre kadar olsa bile bize büyük zarar olur. Bizler, birbirimize, lüzum olsa ruhumuzu feda etmeye, hizmet-i Kur’aniye ve îmaniyemiz iktiza ettiği halde, sıkıntıdan veya başka şeylerden gelen titizlikle hakikî fedakârlar birbirlerine karşı küsmeye değil; belki kemal-i mahviyet ve tevazu ve teslimiyetle kusuru kendine alır; muhabbetini, samimiyetini ziyadeleştirmeye çalışır. Yoksa, habbe kubbe olup, tamir edilmiyecek bir zarar verebilir._Sizin ferasetinize havale edip kısa kesiyorum.
Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Evvelâ: sırriyle, İnşâallah, mahkememizin tehirinde ve tahliye olan kardeşlerimizin yine mahkeme gününde burada bulunmalarında büyük hayırlar var. Evet, Risale-i Nurun mes’elesi, lem-i İslâmda, hususan bu memleketde küllî bir ehemmiyeti bulunduğundan, böyle heyecanlı toplamalar ile umumun nazar-ı dikkatini, Nur hakikatlarına celbetmek lâzımdır ki; ümidimizin ve ihtiyatımızın ve gizlememizin ve muarızların küçültmelerinin fevkinde ve ihtiyarımızın haricinde, böyle şa’şaa ile, Risale-i Nur kendi derslerini dost ve düşmana âşikâren veriyor. En mahrem sırlarını, en nâmahremlere çekinmiyerek gösteriyor. Mâdem hakikat budur, biz küçücük sıkıntılarımızı, kinin gibi bir acı ilâç bilip sabır ve şükretmeliyiz. Yahu bu da geçer demeliyiz.
Saniyen: Bu medrese-i Yûsufiyenin nâzırına yazdım. Ben Rusyada esir iken, en evvel bolşevizmin fırtınası hapishanelerden başladığı gibi, Fransız İhtilâl-i Kebîri dahi, en evvel hapishanelerden ve tarihlerde ‘’serser’’ namiyle yadedilen mahpuslardan çıkmasına binaen, biz Nur Şâkirdleri hem Eskişehir, hem Denizli, hem burada mümkün oldukça mahpusların ıslahına çalıştık. Eskişehir ve Denizlide tam faidesi görüldü. Burada daha ziyade faide olacak ki, bu nazik zaman ve zeminde, Nurun dersleriyle geçen fırtınacık (Hâşiye) yüzden bire indi. Yoksa ihtilâfdan ve böyle hâdiselerden istifade eden ve fırsat bekliyen haricî muzır cereyanlar, o baruta ateş açıp bir yangın çıkacaktı.
Devam edecek