AFYON HAYATI (8)
Vatana ve millete ve ahlâka çok zararlı olan dinsizlerin kitablarının intişarına ve komünistlerin neşriyatına serbestiyet kanuniyle ilişilmediği halde üç mahkeme medar-ı mes’uliyet olacak içinde hiçbir maddeyi bulmayan ve millet ve vatanın hayât-ı içtimaiyesini ve ahlâkını ve âsâyişini temine yirmi senedenberi çalışan ve bu milletin hakiki bir nokta-i istinadı olan lem-i İslâmın uhuvvetini ve bu millete dostluğunu iadeye ve o dostluğun takviyesine tesirli bir surette çabalıyan ve diyanet riyasetinin uleması, tenkid niyetiyle, Dahiliye Vekilinin emriyle üç ay tetkikten sonra, tenkid etmiyerek tam kıymetini tekdir edip: ‘’Kıymetdar eser’’ diye diyanet kütüphanesine konulan ‘’Zülfikar ve Asa-yı Musa’’ gibi kabr-i Peygamberî (A.S.M.) üzerinde alâmet-i makbuliyet olarak Asa-yı Musa mecmuasını hacılar gördükleri halde, Nur eczalarını evrak-ı muzıra gibi toplayıp mahkeme eline vermek; acaba hiçbir kanun, hiçbir vicdan hiçbir insaf buna müsaade eder mi?
* * *
AFYON HÜKÛMET VE ZABITASINA VE
MAHKEMESİNE BİR KAÇ NOKTA MARUZATIM VAR
Birincisi: Ekser Enbiyanın Şark’da ve Asya’da zuhurları ve ağleb-i hükemanın Garb’da ve Avrupa’da gelmeleri kader-i Ezelînin bir işaretidir ki; Asya’da din hâkimdir; felsefe ikinci derecededir. Bu remz-i kadere binaen, Asya’da hüküm süren dindar olmazsa da, din lehine çalışanlara ilişmemeli belki teşvik etmelidir.
İkincisi: Kur’an-ı Hakîm, bu zemin kafasının aklı ve kuvve-i müfekkiresidir. Eliyazübillâh; Eğer Kur’an Küre-i Arzın başından çıksa, Arz divane olacak. Akıldan boş kalan kafasını bir seyyareye çarpması, bir kıyamet kopmasına sebeb olması akıldan uzak değildir. Evet Kur’an; Arşı, Ferş ile bağlamış bir zincir, bir Hablullahtır. Câzibe-i umumiyeden ziyade zemini muhafaza ediyor._İşte, bu Kur’an-ı Azimüşşanın hakikî ve kuvvetli bir tefsiri olan Risale-i Nur; bu asırda, bu vatanda, bu millete yirmi senedenberi tesirini göstermiş büyük bir nimet-i İlâhiyye ve sönmez bir mucize-i Kur’aniyedir. Hükûmet, ona ilişmek ve talebelerini ondan ürkütüğ vazgeçirmek değil, belki onu himaye etmek ve okunmasını teşvik etmek gerektir.
Üçüncüsü: Ehl-i îmandan bütün gelenler, mâziye gidenlere mağfiret dualariyle ve hasenatlarını onların ruhlarına bağışlamalariyle yardımlarına binaen Denizli Mahkemesinde demiştim: ‘’Mahkeme-i Kübrada milyarlar ehl-i îman olan dâvacılar tarafından, Kur’an hakikatlerine hizmet eden Nur Talebelerini mahkûm ve perişan etmek isteyenlerden ve sizlerden sorulsa ki: Serbestiyet kanuniyle dinsizlerin, komünistlerin neşriyatlarına ve anarşiliği yetiştiren cemiyetlerine müsamahakârane bakıp ilişmediğiniz halde; vatanı ve milleti anarşistlikten ve dinsizlik ve ahlâksızlıktan ve vatandaşlarını, ölümün îadm-ı ebedisinden kurtarmağa çalışan Risale-i Nur Talebelerini hapisler ve tazyiklerle perişan etmek istediniz!’’ diye sizlerden sorulsa, ne cevab vereceksiniz? Biz de sizlerden soruyoruz.. onlara demiştim. O zaman, o insaflı, adaletli zâtlar bizi beraat ettirdiler; adliyenin adaletini gösterdiler.
Dördüncüsü: Ben bekliyordum ki; ya Ankara, ya Afyon, beni sorguda pek büyük mes’eleler için, Nurların o mes’elelere hizmeti cihetinde bir meşveret dâiresine alıp, bir sual - cevab beklerdim.
Evet, üçyüz elli milyon müslümanların eski kardeşliğini ve muhabbetini ve hüsn-ü zannını ve mânevî yardımlarını bu memleketteki millete kazandıracak çareleri bulmak ki; en kuvvetli çâre ve vesile Risale-i Nur olduğuna delil şudur: Bu sene Mekke-i Mükerremede, gayet büyük bir âlim, hem Hind lisanına, hem Arab lisanına Nur’un büyük mecmualarını tercüme edip, Hindistan’a ve Arabistana göndererek, en kuvvetli nokta-i istinadımız olan vahdet ve uhuvvet-i İslâmiyeyi temine çalıştığı gibi; Türk Milletinin dâima dinde ve îmanda ileri olduğunu Nur Risaleleri gösteriyor, demişler.
Hem beklerdim ki; vatanımızda anarşiliğe inkılâb eden komünist tehlikesine karşı Nur’ların tesirleri ne derecedir ve bu mübarek vatan, bu dehşetli seyelandan nasıl muhafaza edilecek gibi, dağ misillü mes’elelerin sorulmasının lüzumu varken, sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan ve hiç bir medar-ı mes’uliyet olmıyan cüz’î ve şahsî garazkârların iftiralariyle habbe, kubbeler yapılmış mes’eleler için, bu ağır şerait altında, hiç ömrümde çekmediğim bir perişaniyetime sebebiyet verildi. Bize, üç mahkemenin sorduğu ve beraat verdiği aynı mes’elelerden ve âdî ve şahsî bir iki mes’ele için manâsız sualler edildi.
Beşincisi: Risale-i Nur’la mübareze edilmez; o mağlûb olmaz! Yirmi senedenberi en muannid feylesofları susturuyor; îman hakikatlerini güneş gibi gösteriyor. Bu memlekette hükmeden, onun kuvvetinden istifade etmek gerektir.
Altıncısı: Benim ehemmiyetsiz şahsımın kusurlariyle beni çürütmek ve ihanetlerle nazar-ı âmmeden düşürmek Risale-i Nur’a zarar vermez; belki bir cihette kuvvet verir. Çünki, benim bir fâni dilime bedel, Risale-i Nur’un yüz bin nüshalarının bâki dilleri susmaz, konuşur. Ve hâlis talebeleri binler kuvvetli lisanlarla, o kudsî ve küllî vazife-i Nuriyeyi şimdiye kadar olduğu gibi kıyamete kadar devam ettirecekler.
Yedincisi: Sabık mahkemelerde dâva ettiğim ve hüccetlerini gösterdiğimiz gibi; bizim gizli düşmanlarımız ve hükûmeti iğfal ve bir kısım erkânını evhamlandıran ve adliyeleri aleyhimize sevkeden resmî ve gayr-ı resmî muarızlarımız; ya gayet fena bir surette aldanmış veya aldatılmış, veya anarşilik hesabına gayet gaddar bir ihtilâlcidir; veya İslâmiyet ve hakikat-ı Kur’ana karşı mürtedâne mücadele eden bir dessas zındıktır ki; bize hücum etmek için, istibdâd-ı mutlaka cumhuriyet nâmını vermekle; irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla; sefahet-i mutlakaya medeniyet namını takmakla; cebr-i küfrîye kanun namını vermekle hem bizi perişan, hem hükümeti iğfal, hem adliyeyi bizimle manâsız meşgul eylediler.
Devam edecek