DENİZLİ HAYATI (5)

Hem avukat tutmak iktidarım yok. Hattâ size takdim ettğimi müdafaâtımın, çok zahmetle, bir kısmını gizli olarak ancak yeni harf ile bir suretini alabildim. Hem Risale-i Nurun bir nevi müdafaanamesi ve mesleğinin hülâsası olan Meyve Risalesinin bir suretini müddeiumuma vermek için ve bir iki rusetini Ankara makamatına göndermek için yazdırmıştım. Birden onları elimden aldılar, daha vermediler. Halbuki Eskişehir adliyesi, bize bir makineyi hapse gönderdi. Biz müdafaâtımızı onda, yeni harfle bir iki nüsha yazdık; hem o mahkeme dahi yazdı. İşte ehemmiyetli talebim: Ya bize bir makineyi siz veriniz veya bize müsaade ediniz, biz celbedeceğiz. Ta ki hem müdafaâtımı, hem Risale-i Nurun müdafaânamesi hükmündeki risaleyi yeni harfle iki-üç suretini alıp, hem Adliye Vekâletine, hem hey’et-i vekileye, hem meclis-i meb’usana, hem Şûra-yı devlete göndereceğiz. Çünki, iddianâmede bütün esas, Risale-i Nurdur ve Risale-i Nura ait dâva ve itiraz, cüz’i bir hâdise ve şahsî bir mes’ele değil ki çok ehemmiyet verilmesin. Belki bu milleti ve memleketi ve hükûmeti ciddî alâkadar edecek ve dolayısıyle lem-i İslâmın nazar-ı dikkatini ehemmiyetli bir surette celbedecek bir küllî hâdise hükmünde ve umumî bir mes’eledir.
Evet, Risale-i Nura perde altında hücum eden, ecneb, parmağıyle bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan lem-i İslâmın teveccühünü ve muhabbetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için siyaseti dinsizliğe âlet ederek perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirenlerdir ki, hükûmeti iğfal ve adliyeyi iki defadır şaşırtıp, der: ‘’Risale-i Nur ve şâkirdleri, dini siyasete âlet eder, emniyete zarar ihtimali var.’’
Hey bedbahtlar! Risale-i Nurun, gerçi siyasetle alâkası yoktur; fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasiyle bozar, reddeder. Emniyeti, asayişi, hürriyeti, adaleti te’min ettiğine yüzer hüccetlerden biri, bu müdaaanâmesi hükmündeki Meyve Risalesidir. Bunu, âlî bir hey’et-i ilmiye ve ictimaiye tedkik etsinler. Eğer beni tasdik etmezlerse, ben her cezaya ve işkenceli idama razıyım!
Mevkuf
Said Nursî
Reis Beyefendi;
Kararnamede üç madde esas tutulmuş.
Birisi: Cemiyettir. Ben buradaki bütün Risale-i Nur şâkirdlerini ve benimle görüşenleri veya okuyan ve yazanlarını ayniyle işhad ediyorum, onlardan sorunuz ki, ben hiç birisine dememişim: ‘’Bir cemiyet-i siyasiye veya cemiyet-i nakşiye teşkil edeceğiz.’’ Damia dediğim budur: Biz, îmanımızı kurtarmaya çalışacağız. Umum ehl-i îman dahil oldukları ve üçyüz milyondan ziyade efradı bulunan bir mukaddes cemaat-i İslâmiyeden başka mabeynimizde medar-ı bahs olmadığını ve Kur’ânda ‘’Hizbullah’’ nâmı verilen ve umum ehl-i îmanın uhuvveti cihetiyle kendimizi, Kur’âna hizmetimiz için Hizbül-Kur’ân, Hizbullah dairesinde bulmuşuz. Eğer kararnamede bu mâna murad ise, bütün ruhumuzla, kemal-i iftiharla itiraf ederiz. Eğer başka mânâlar murad ise, onlardan haberimiz yoktur!
İkinci Madde: Kararnamenin itirafiyle, Kastamonu zâbıtasının rapor ve tasdikiyle, hiç neşrolunmıyacak tarzda odun ve kömür yığınları altında ve mıhlı sandıklarda bulunan ve Eskişehir Mahkemesinin tetkikinden ve tenkidinden geçen ve bir hafif cezayı çektiren ve kat’iyyen mahrem tutulan ‘’Tesettür Risalesi’’ ve ‘’Hücumat-ı Sitte ve Zeyli’’ risalesi gibi kitablardan bazı cümlelerine yanlış mânâ vererek, dokuz sene evvelki zamana bizi götürüp, cezasını çektiğimiz suç ile mes’ul etmek istiyor.
Üçüncü Madde: Kararnamede kaç yerinde: ‘’Devletin emniyetinin ihlâl edebilir veya yapabilir.’’ gibi tâbirlerle imkânât, vukuat yerinde istimâl edilmiş. Herkes, mümkündür ki bir katl yapsın, bu imkân ile mes’ul olabilir mi?
Mevkuf
Said Nursî
Reis Beyefendi!
Ankara makamâtına, reisicumhura istida suretinde gönderdiğim müdafaanâmemi ve başvekâletin de bunu ehemmiyetle kabul ettiklerini gösteren cevabî mektubunu rabten sunuyorum, takdim ederim. Makam-ı iddianın aleyhimizde beyan ettiği asılsız, ittihamkârâne evhamın kat’î cevabları bu müdafaâtımda vardır. Sâir yerlerin garazkârane ve sathî zabıtnamelerine bina edilen buranın ehl-i vukuf raporunda hilâf-ı vaki ve mantıksız çok sözler vardır ki, onlara karşı da bu itiraznamem takdim edilmişti. Ezcümle:
Size evvelce arzettiğim gibi Eskişehir mahkemesine, 163’üncü madde ile beni mahkûm etmek istedikleri zaman demiştim: Hükûmet-i Cumhuriyenin ikiyüz meb’usu içinde aynı rakam 163 meb’usun imzalariyle Vandaki Dârül-Fünunuma (medreseme) yüzelli bin banknot tahsisat kabul etmeleri ve onun ile hükûmet-i Cumhuriyenin bana karşı teveccühü, bu 163’üncü maddeyi hakkımda hükümden iskat ediyor, dediğim halde, o ehl-i vukuf, ‘’163 meb’us Said aleyhinde takibat yapmışlar’’ diye tahrif etmiş. İşte makam-ı iddia da, bu ehl-i vukufun böyle bütün bütün asılsız ittihamlarına binaen bizi mes’ul tutuyor. Halbuki, meclisinizin karariyle, en yüksek hey’et-i ilmiye ve fenniyenin tetkikine ve tahkikine havale edilen Risale-i Nurun bütün eczaları tetkikten sonra, bil’ittifak, hakkımızda verdiği kararda: ‘’Saidin ve Risale-i Nur şâkirdlerinin yazılarında; dini, mukaddesatı âlet edip, devletin emniyetini ihlâle teşvik veya bir cemiyet kurmak ve hükûmete karşı bir su-i maksadı bulunmak kasdında olduğunu gösterir bir sarahat ve emare olmadığını ve Saidin şâkirdleri, muhaberelerinde hükûmete karşı kötü bir kasd beslemek, bir cemiyet kurmak veya tarikat gütmek fikriyle hareket etmedikleri anlaşılmaktadır’’ diye müttefikan karar vermişler.      Devam Edecek