EMİRDAĞ HAYATI (15)
İşte bu nokta içindir ki, dâhilî ve hâricî yardımcılara ve ehemmiyetli kuvvetlerine, Risale-i Nur ehemmiyet vermiyor onları arayıp tâbi olmuyor.. tâ avam-ı ehl-i îmanın nazarında, hayat-ı dünyeviyenin bâzı gayelerine basamak olmasın; ve doğrudan doğruya hayat-ı bâkıyeden başka hiçbir şeye âlet olmadığından, fevkalâde kuvveti ve hakikatı, hücum eden şüpheleri ve tereddütleri izale eylesin.
Amma, mânevî ve makbul ve zararsız ve bütün ehl-i hakikatın istedikleri nurânî makamlar ve uhrevî rütbelerden, hâlis kardeşlerimizden hüsn-ü zanla verilen ve ihlâsınıza zarar gelmediği halde eğer kabul etsen, reddedilmiyecek derecede senedler, hüccetler bulunduğu halde; sen, değil tevazu ve mahviyetle, belki şiddet ve hiddetle ve o makamı sana veren kardeşlerinin hatırını kırmakla o rütbelerden ve makamlardan kaçıyorsun?
Elcevap: Nasılki ehl-i hamiyet bir insan,dostların hayatını kurtarmak için kendini feda eder; öyle de, ehl-i îmanın hayat-ı ebediyelerini tehlikeli düşmanlardan muhafaza etmek için, lüzum olsa (hem lüzum var) kendim, değil yalnız lâyık olmadığım o makamları, belki hakikî hayât-ı ebediyenin makamlarını dahi feda etmeye, Risale-i Nurdan aldığım ders-i şefkat cihetiyle terkederim. Evet her vakit, hususan bu zamanda ve bilhassa dalâletten gelen gaflet-i umumiyede; ve siyaset ve felsefenin galebesinde; ve enaniyet ve hodfüruşluğun heyecanlı asrında büyük makamlar herşeyi kendine tâbi ve basamak yapar. Hattâ dünyevî makamlar için dahi mukaddesatını âlet yapar. Mânevî makamlar olsa, daha ziyade âlet eder. Umumun nazarında kendini muhafaza etmek ve o makamlara kendini yakıştırmak için bazı kudsî hizmetlerini ve hakikatları basamak ve vesile yapıyor diye itham altında kalıp, neşrettiği hakikatlar dahi tereddüdler ile revacı zedelenir. Şahsa, makama fâidesi bir ise, revaçsızlıkla umuma zararı bindir.
Elhasıl: Hakikat-ı ihlâs, benim için şan ü şerefe ve madddi ve manevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni menediyor. Hizmet-i nuriyeye, gerçi büyük zarar olur, fakat, kemiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-ı ihlâs ile, herşeyin fevkinde hakaik-ı îmaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum. Çünki: O on adam, tam o hakikatı herşeyin fevkinde gördüklerinden sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri birer ağaç olabilirler. Fakat o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şüpheler ve vesveseler ile, o kutbun derslerini, ‘’Hususî makamından ve hususî hissiyatından geliyor’’ nazariyle bakıp, mağlûb olarak dağıtılabilirler diye, hizmetkârlığı, makamatlara tercih ediyorum. Hattâ bu defa bana; beş vecihle kanunsuz, bayramda, düşmanlarımın plâniyle bana ihânet eden o malûm adama şimdilik bir belâ gelmesin diye telâş ettim. Çünki, mes’ele şaşaalandığı için, doğrudan doğruya avam-ı nas bana makam verip harika bir keramet sayabilirler diye, dedim: ‘’Ya Rabbi, bunu ıslah et veya cezasını ver. Fakat böyle kerametvâri bir surette olmasın.’’ Bu münasebetle bir şeyi beyan edeceğim. Şöyle ki:
Bu defa mahkemeden bana teslim olunan talebelerin mektupları içinde, çok imzalar üstünde bulunan bir mektup gördüm; belki lâhikaya girmiş. Risale-i Nurun Şâkirdlerinin maişet cihetindeki bereketine ve bazıların tokatlarına dâirdi. Burada, aynen Kastamonudaki tokat yiyenler gibi şüphe kalmamış. Beş adam, aynen burada da tokat yediler.
Said Nursî
* * *
İSTANBUL’DA, KOMÜNİSTLER ALEYHİNDEKİ HADİSEYİ GÖREN RİSALE-İ NUR TALEBELERİNİN MEKTUBUNDAN BİR PARÇA
Aziz Kardeşlerim, dün, Nurun mânevî bir fütuhatı, bütün azamet ve dehşetiyle İstanbul’da görüldü. Küfr-ü mutlaık dünyaya, hususan lem-i İslâma yerleştirmek istiyen bir cemiyet ve onların nâşir-i efkârı ve mürevvic-i âmâli olan bir iki gazete matbaası ve kütüphanesi darmadağın edilerek; dinsiz yaptık, komünist yaptık zannedilen gençlik ve mekteplilerin ağziyle ve harekâtiyle ve fiillleriyle protesto edildi. Kahrolsun komünistlik diye beddua edildi. Bu cemiyetin, binler ilsa maddî, milyonlar lira da manevî zararı oldu.
Ey Nurcular! Şimdi maddî imkân hasıl olmuyor diye üzülmeyiniz! Nurun fütuhatı geniş bir sahada devam ediyor. Küllî bir muvaffakıyet hâsıl oluyor. Hâza min fazlı Rabbi.
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim;
Bir kaç aydanberi, aleyhime çevrilen desiseleri meydana çıktı. Hıfz-ı İlâhi ile o musibet, yirmiden bire indi.
Devam Edecek