ESKİŞEHİR HAYATI (14)
Evet inkâr edilmez ki; kâinatta, dinsizlik ile dindarlık, Adem zamanından beri cereyan edip geliyor ve kıyamete kadar gidecektir. Bu mes’elemizin künhüne vakıf olan herkes, bize olan bu hücumun, doğrudan doğruya dinsizlik hesabına dindarlığa bir taarruz olduğunu anlar. Ekser-i hükemanın Garbda ve Avrupa’da zuhuru; ve ağleb-i Enbiyanın Şarkda ve Asya’da tulu’ları Kader-i Ezelinin bir işaret ve remzidir ki; Asya’da hâkim, galib, din cereyanıdır. Elbette, Asyanın ileri kumandanı olan bu Hükümet-i Cumhuriye, Asya’nın bu fitri hâsiyetinden ve madeninden istifade edecek. Ve bitarafane prensibini, değil dinsizlik tarafına, belki dindarlık tarafına temayül ettirecektir.
İkinci Madde: Risale-i Nur’un eczalarında mevadd-ı kanuniyeye muarız mes’eleler bulunması ortaya konulabilir. Bu cihet mahkemeye aittir. Fakat Risale-i Nur, kendi başiyle yüz manevi keşfiyatı havi bir eserdir. Bu keşfiyatın bir tekini bile, keşşafın hakk-ı keşfini siyanet etmekle, ziya uğratmamak lazım gelir. Keşfiyatın ehemmiyeti, ehl-i hakikat ve ehl-i ilim ve edibler ortasında gayet büyüktür ve ehemmiyeti var. Bir kimse, diğerinin keşfiyatını temellük edemez. Eğer etse onun aleyhine ikame-i dâva etmek, bütün memleketlerde câri olan bir kanundur. İleride hükümetin müsaadesini istihsal suretiyle neşretmek istediğim ve yirmi – otuz seneden beri keşif ve te’lifine çalıştığım ve elli seneden beri devam eden tetkikat ve mücahedat-ı fikriye ve muhtelif menba’lardaki taharriyat ve mesaimin neticesi ve semeresi olarak yazdığım ve manevi yüz keşfiyatı gösteren ve binlerce hakikatı havi yüzden ziyade risaleden ibaret olan Risale-i Nurun te’lifinden sonra neşredilen –bazı kanunlara uygun gelmiyen- onbeş noktasını ortaya atarak müttehem bir vaziyete koymak, bu hakikatların ve benim onlara taallûk eden hukuklarımın zıya’ını mucib olmakla beraber, diğerin intihal ve sirkatine ve temellük ve kendine mâletmesine zemin ihzar ettiğinden; bu babda, evvelemirde ve her şeyden ziyade hakikat namına ve hukuk hesabına hakkımın muhafazası, âdil mahkemenizin nazara alacağı ilk cihettir. Ve bir cürüm âleti olmak tevehhümiyle müsadere edilen risalelerimin tazammun ettiği hakaik, ehl-i fen ve felsefeye ve Akademi Muhakkiklerine karşı isbatıma medar olmak üzere elimde bulunması lâzım geleceğinden; bu keşfiyat ve münazarat-ı ilmiye üzerinde hazırladığımı tesbit etmek için tarafıma iadesini isterim. Benim arkadaşım olmalıdırlar. Mahkemelerin ihkak-ı hak cihetindeki haysiyetine, şerefine mühim bir nakise belki zıd olan garazkârların telkinatına tebaiyete, elbette mahkeme-i adalet tenezzül etmeyecek ve garazkârların entrikalarını akîm bırakacaktır. Ve adaletten ve ihkak-ı hakdan daha büyük bir makam vazife cihetinde tanımayan mahkemenin, her türlü te’sirattan azade olarak vazifesini yapacağı esas adaletin muktezası olduğuna istinaden; şahsım namına değil, belki çok hakikatların ve bir çok masum hukukların kendine bağlı olduğu bir hakikat-ı âliye namına, hakkındaki asılsız evhamlarını bir an evvel Risale-i Nur’un hürriyetini ilân etmekle ref’etmektir.
Üçüncü Madde: Bize isnad edilen mevhum suç ise; umumi bir tabir ile ve kuyûd-u ihtiraziye nazara alınmayarak, Ceza Kanununun yüz altmış üçüncü maddesi, yalnız zâhirine ve umumiyetine temas ettirip, mahkûmiyetim istilzam edilmek istenildiği anlaşılıyor. Bize isnad edilen birkaç maddenin kat’i ve hakiki cevabları zabtınıza geçen müdafaatımda bulunmakla beraber; on veya onbeş nokta yüzünden, manevi yüz keşfiyatı havi, yüzler hakikat-ı mühimmeyi câmi’ yüzden ziyade cüzden ibaret olan Risale-i Nur, mükâfat ve takdir yerine mücazat ve tenkid ile karşılanmıştır. Mahkemenizden bu hakkımı ve Risale-i Nur’un hürriyet hakkını istemek, büyük bir hakkımdır. Bu cihetin halli ve faslı lâbüd ve zaruridir.
Dördüncü Madde: Şimdiye kadar bana hücum eden ve hükümeti aleyhimize çeviren kimselerin garazkâr oldukları ve sırf garaz ile iliştikleri bununla anlaşılıyor ki, bizi vurmak için her kapıya başvurdular. Evvelâ, “Tarikatçılık” -birşey bulamadılar-, sonra “Cemiyetçilik”, sonra “Siyasetçilik ve inkılaba muhalif hareket ve muhalif komitecilik ve izinsiz neşriyatçılık” gibi çok cihetlerle itham etmek ve bizi vurmak için çalıştıkları halde; bunların hiç birinde tutunacak bir emare bulamadıklarından, en nihayet bir madde-i kanuniyenin, kuyud-u ihtiraziyeyi nazara almıyarak, zâhiri umumiyetinden istifade edip, hiçbir ziakıl kabul etmiyecek ve onlara hak vermiyecek bir nokta ile bizi itham ve mahkûm etmek istiyorlar. Evet, bahsedeceğimiz noktayı, dünyada hiçbir ziakıl, hakikat olarak kabul etmez; ve zerre miktarı insafı olan, “İftiradır” diyecek. Devam Edecek