KASTAMONU HAYATI (17)
Bu cildde az; sair altı cild-i âherde masumların ve ihtiyar ümmîlerin yazılarının tashihinde çok zahmet çektim. Vakit müsaade etmiyordu. Hatırıma geldi ve mânen denildi ki: Sıkılma, bunların yazıları çabuk okunmadığından, acelecileri yavaş yavaş okumağa mecbur ettiğinden, Risale-i Nurun gıda ve taam hükmündeki hakikatlarından hem akıl, hem kalb, hem ruh; hem nefis, hem his hisselerini alabilirler. Yoksa, yalnız akıl cüz’i bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler. Risale-i Nur, sair ilimler ve kitablar gibi okunmamalı. Çünki, ondaki iman-ı tahkiki ilimleri, başka ilimlere ve mârifetlere benzemez. Akıldan başka çok letâif-i insaniyenin de kut ve nurlarıdır.
Elhasıl, mâsumların ve ümmi ihtiyarların noksan yazılarında iki faide var:
Birincisi, teenni ve dikkatle okumağa mecbur etmektir.
İkincisi, o mâsumane ve hâlisane, samimi ve tatlı dillerinden, derslerinden, Risale-i Nurun şirin ve derin mes’elelerini lezzetli bir hayretle dinlemek, ders almaktır.
Said Nursi
* * *
ISPARTA’YA GÖNDERİLEN BİR MEKTUP
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Namaz tesbihatının sırrına göre; nasılki namazdan sonra tesbih ve zikir ve tehlil ile hatme-i muazzama-i Muhammediyye ve zikir ver tesbih eden ve rûy-i zemin kadar geniş bir halka-i tahmadat-ı Ahmediye dairesine tasavvuran ve niyeten girmek medar-ı füyuzat olduğu gibi; biz dahi Risale-i Nurun geniş daire-i dersinde ve halka-i envarında ders alan ve çalışan binler masum lisanların mübarek ihtiyarların dualarına ve a’mal-i salihalarına hissedar olmak ve dualarına âmin demek hükmünde olarak, onlarla tayy-ı mekan ederek gıyaben omuz omuza, diz dize bulunmak hayaliyle ve niyetiyle ve tasavvuriyle kendimizi fevkalhad bahtiyar biliyoruz. Hususan ahir ömrümde böyle kıymetdar mânevi evlâdları ve yüzer Abdurrahmanları bulmak, benim için dünyada Cennet hayatı hükmüne geçiyor.
Geçen Ramazan-ı Şerifde, hastalık münasebetiyle, herbir kardeşim, benim hesabıma bir saat çalışmasının büyük bir neticesini aynelyakin ve hakkalyakin gördüğümden, böyle duaları reddedilmez mâsumların ve mübarek ihtiyarların ve üstadlarının benim hesabıma olan duaları ve çalışmaları, benim Risale-i Nura hizmetimin uhrevî bir netice-i bâkıyesini dünyada dahi bana gösterdi.
Kardeşiniz Said Nursi
ISPARTAYA GÖNDERİLEN BİR FIKRADIR
Risale-i Nur, kendi sâdık ve sebatkar şâkirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil; fiat olarak, o şâkirdlerden tam ve halis bir sadakat ve daimi sarsılmaz bir sebat ister. Evet Risale-i Nur, onbeş senede medresede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi, onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığına, yirmibin zat, tecrübeleriyle şehadet ederler.
Hem ‘’iştirak-i a’mâl-i sâlihanın misil sevablarını kazandırıp her bir hakiki sâdık ve sebatkâr şâkirdlerini, amelce, binler adam hükmüne getirdiğine delil, kerametkârane ve takdirkârane İmam-ı Alinin üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı Âzamdaki tahsinkârâne ve teşvikkârâne beşareti ve Kur’an-ı Mu’cizül- Beyanın kuvvetli işaretleri, o hâlis şâkirdlerin ehl-i saadet ve ehl-i Cennet olacaklarını oek kat’i isbat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle fiat ister. Madem hakikat budur, Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofi-meşreb zatlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şâkirdlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, tam bir havuz kazanmak için, o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir. Yoksa başka bir çığır açmakla hem o zarar eder, hem bu müftakim ve metin cadde-i Kur’aniyeye bilmiyerek zarar verir; belki zındıkaya bilmiyerek bir nevi yardım hesabına geçer.
Said Nursî
Devam edecek