KASTAMONU HAYATI (2)
Ahiret Kardeşlerime Mühim Bir ihtar:
İki Maddedir.
Birincisi: Risale-i Nur’a intisab eden kimsenin en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran ve okuyan, "Risale-i Nur Talebesi" ünvanını alır; ve o unvan altında, her yirmidört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazan daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevi kazançlarımda hissedar olmakla beraber, benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerim ve Risale-i Nur Talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olur. Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i makbûle hükmünde bulunan kitabetinde hem îmanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının îmanlarını tehlikeden kurtarmaya çalışmak, hem Hadîsin hükmiyle "Bir saat tefekkür, bazan bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen" tefekkür-ü imanîyi elde etmek ve ettirmek; hem hüsn-ü hattı olmıyan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmekle hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir. Ben kasemle temin ederim ki: Bir küçük risaleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye vermiş hükmüne geçer. Belki her bir sahifesi, bir okka şeker kadar beni memnun eder.
İkinci Madde: Maatteessüf Risale-i Nurun, îmansız ve emansız cinî ve insî düşmanları, onun çelik gibi metin kal’alarına, elmas kılıncı gibi kuvvetli hüccetlerine mukabele edemediklerinden çok gizli desiseler ve hafi vasıtalarla, haberleri olmadan, yazanların şevklerini kırmak ve fütur vermek ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytancasına hücum edip darbe vuruyorlar. Hususan burada ihtiyaç pek çok ve yazıcılar pek az, düşmanlar çok dikkatli, kısmen talebeleri mukavemetsiz olduğundan; bu memleketi, o nurlardan bir derece mahrum ediyorlar.
Benim ile hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek istiyen adam, hangi risaleyi açsa, benim ile değil, hâdim-i Kur’an olan üstadiyle görüşür ve hakaik-i imaniyeden zevkle bir ders alabilir.
Sabrinin mektubu yolda iken ve gelmeden evvel. O mektubun mânevi tesiriyle yetiyle beraber düşünürken, birden hatırıma geldi: Risale-i Nurun bu derece kuvvetli işârât-ı Kur’aniyeye ve şakirdlerinin bu kadar kıymetli beşârât-ı Kur’aniyeye ve aktabların iltifatına mazhariyetinin sırrı ve hikmeti, musibetin azameti ve dehşetidir ki; hiçbir eserin mazhar olmadığı bir kudsî takdir ve tahsin almış. Demek ehemmiyet, onun fevkalâde büyüklüğünde değil; belki musibetin fevkalâde dehşetine ve tahribatına karşı mücahedesi az olduğu halde, gayet büyük bir ehemmiyet kesbetmiş ki bu iki yet de, işaret ve beşaret-i Kur’aniyede ifade eder ki: "Risale-i Nur dâiresine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler" diye müjde veriyor.
Evet, bazı vakit olur ki bir nefer, gördüğü hizmet için bir müşirin fevkine çıkar, binler derece kıymet alır.
* * *
Ondokuzuncu Sözün. âhirinde beyan edilen Kur’andaki tekrarın ekser hikmetleri, Risale-i Nurda dahi cereyan ediyor. Bilhassa ikinci hikmeti, tam tamına vardır. O hikmet şudur ki: Herkes her vakit Kur’ana muhtaçdır. Fakat herkes her vakit bütün Kur’anı okumaya muktedir olamaz. Fakat bir sureye, galiben muktedir olur. Onun için en mühim makasıd-ı Kur’aniye, ekse uzun surelerde dercedilerek, her bir sure bir küçük Kur’an hükmüne geçmiş. Demek hiç kimseyi mahrum etmemek için, Haşir ve Tevhid ve Kıssa-i Musa gibi bazı maksadlar tekrar edilmiş. Aynı ehemmiyetli hikmet içindir ki; bazı defa haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, bazı ince hakaik-i îmaniye ve kuvvetli hüccetleri, müteaddid risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ederdim: "Neden onlar bana unutturulmuş?" Sonra kat’î bir surette bildim ki, herkes bu zamanda Risale-i Nura muhtaçdır; fakat umumunu elde edemez; elde etse de, tamam okuyamaz, fakat küçük bir Risale-i Nur hükmüne geçmiş bir risale-i câmiayı elde edebilir ve ekser vakitlerde, muhtaç olduğu mes’eleleri ondan okuyabilri ve gıda gibi her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi, o da mütalâasını tekrar eder. Said Nursî
Devam Edecek