KASTAMONU HAYATI (45)
Hem, nasıl ki bu kainatı, ziruha, hususan insana mükemmel bir saray hükmüne getiren ve Cenneti ve Saadet-i Ebediyeyi, cin ve inse ihzar eden ve en küçük bir zihayatı unutmayan ve en aciz bir kalbin tatminine ve taltifine çalışan rahmetinin hadsiz genişliğini ve zerrattan tâ seyyârâta kadar bütün enva-ı mahlukatı emirlerine itaat ettiren ve teshir ve tavzif eden hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atını haber vererek, mucizat ve hüccetleriyle isbat ederler; öyle de: Kâinatı, eczaları adedince risaleler içinde bulunan bir kitab-ı kebir hükmüne getiren.. ve Levh-i Mahfuzun defterleri olan İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübinde, bütün mevcudatın bütün sergüzeştlerini kaydedip yazan.. ve umum çekirdeklerde umum ağaçlarının fihristelerini ve programlarını ve zişuurun başlarında bütün kuvve-i hafızalarda, sahiblerinin tarihçe-i hayatlarını yanlışsız, muntazaman yazdıran ilminin her şeye ihatasına; ve her bir mevcuda çok hikmetleri takan, hatta her bir ağaçta meyveleri sayısınca neticeleri verdiren ve her bir zihayatta azaları, belki eczaları, ve hüceyratları adedince maslahatları takib eden; hatta insanın lisanını çok vazifelerde tavzif etmekle beraber, taamların tatları adedince, zevki olan mizancıklar ile teçhiz ettiren hikmet-i kudsiyenin her bir şeye şümûlüne; hem, bu dünyada nümuneleri görülen celali ve cemali isimlerinin tecellileri, daha qarlak bir surette Ebedül-abadda devam edeceğine ve bu fani alemde nümuneleri müşahede edilen ihsanatının daha şa’şaalı bir surette Dâr-ı Saadette istimrarına ve bekasına ve bu dünyada onları gören müştakların ebedde dahi refakatlarına ve beraber bulunmalarına bil’icma, bil’ittifak şehadet ve delâlet ve işaret ederler.
Hem, yüzer mucizat-ı bâhiresine ve yat-ı katıasına istinaden, başta Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur’an-ı Hâkimin olarak, bütün ervah-ı neyyire ashabı olan Enbiyalar ve kulûb-u nuraniye aktabı olan Evliyalar; ve ukul-ü münevvere erbabı olan Asfiyalar; bütün Suhuf ve Kütüb-ü mukaddesede, Senin çok tekrar ile ettiğin vaadlerine ve tehditlerine istinaden ve Senin, kudret ve rahmet ve inayet ve hikmet ve celâl ve cemâlin gibi kudsî Sıfatlarına ve şe’nlerine, ve izzet-i celâline ve Saltanat-ı Rububiyetine itimaden; ve keşfiyat ve müşahedat ve ilmelyakîn ittikadlariyle, Saadet-i Ebediyeyi cin ve inse müjdeliyorlar. Ve ehl-i dalâlet için Cehennem bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar ve iman edip şehadet ediyorlar…
Ey Kadir-i Hakîm! Ey Rahmân-ı Rahîm! Ey Sâdıkul-Vadil Kerim! Ey izzet ve azamet ve Celâl sahibi Kahhar-ı Zülcelâl!
Bu kadar sadık dostlarını ve bu kadar vaadlerini ve bu kadar sıfat ve şuunatını tekzib edip, salatanat-ı Rububiyetinin kat’i mukteziyatını ve sevdiğin ve onlar dahi seni tasdik ve itaatle kendilerini sana sevdiren hadsiz makbul ibadının hadsiz dualarını ve davalarını reddederek, küfür ve isyan ile ve seni va’dinde tekzib etmekle, senin azamet-i kibriyana dokunan ve izzet-i celâline dokunduran.. ve Ulûhiyetinin haysiyetine ilişen.. ve şefkat-i Rubûbiyetini müteessir eden ehl-i dalâlet ve ehl-i küfrü, Haşrin inkârında tasdik etmekten yüzbin derece mukaddessin! Ve hadsiz derece münezzeh ve âlîsin! Böyle nihayetsiz bir zulümden, bir çirkinlikten senin nihayetsiz adaletini ve cemâlini ve rahmetini takdis ediyorum!
Belki Senin o sâdık elçilerin ve doğru dellal-ı saltanatının hakkalyakîn, aynelyakîn ilmelyakîn suretinde Senin uhrevî rahmet hazinelerine ve alem-i bekada ihsanatının definelerine ve dâr-ı saadette tamamiyle zuhur eden güzel isimlerinin harika güzel cilvelerine şehadet, işaret, beşaret ederler. Ve bütün hakikatların mercii ve Güneşi ve hâmisi olan Hak isminin en büyük bir şuaı, bu hakikat-ı ekber-i Haşriyye olduğunu iman ederek, senin ibadına ders veriyorlar.
Ey Rabbül-Enbiya Vesıddîkîn! Bütün onlar; Senin mülkünde, senin emrin ve kudretin ile, senin irade ve tedbirin ile, senin ilmin ve hikmetin ile musahhar ve muvazzafdırlar.
Takdis, tekbir, tahmid tehlil ile; Küre-i Arzı bir zikirhane-i azam, bu kainatı bir mescid-i ekber hükmünde göstermişler.
Yâ Rabbi ve yâ Rabbessemavat-ı Vel-Aradîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlik-ı Küll-i Şey! Gökleri, yıldızlariyle; zemini müştemilâtiyle ve bütün mahlûkatı, bütün keyfiyyatiyle teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle! Ve matlûbumu bana musahhar kıl! Kur’âna ve îmana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nura muşahhar yap! Ve bana ve ihvânıma, iman-ı kamil ve hüsn-ü hâtime ver. Hazret-i Mûsa Aleyhisselâma denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâma ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâma dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâma cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma Şems ve Kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nura, kalbleri ve akılları musahhar kıl!..
Ve beni ve Risale-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennetül-Firdevste mes’ud kıl! min. min. min. Said Nursî
Devam Edecek