RİSALE-İ NUR’UN TE’LİFİ VE NEŞRİ (18)

Herkesin bir fikri var. İşte; sulh-u umumi, aff-ı umumi ve ref-i imtiyaz lâzım. Tâ ki; biri, bir imtiyaz ile başkasına haşarat nazariyle bakmakla nifak çıkmasın. Fahr olmasın! Derim: Biz ki hakiki müslümanız, aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz! Zira biliyoruz ki:

Fakat, meşrû, hakiki meşrutiyetin müsemmasına ahd ü peyman ettiğimden, istibdat ne şekilde olursa olsun, - meşrutiyet libası giysin ve ismini taksın – rast gelsem sille vuracağım.
Fikrimce meşrutiyetin düşmanı, meşruiyeti; gaddar, çirkin ve hilâf-ı şeriat göstermekle meşveretin de düşmanlarını çok edenlerdir. "Tebeddül-ü esmâ ile, hakaik tebeddül etmez." En büyük hata, insan, kendini hatasız zannetmek olduğundan hatamı itiraf ederim ki; nâsın nasihatını kabul etmeden, nâsa nasihatı kabul ettirmek istedim. Nefsimi irşad etmeden, başkasının irşadına çalıştığımdan emr-i bilmâ’rufu te’sirsiz etmekle tenzil ettim. Hem de tecrübe ile sabittir ki: Ceza, bir kusurun neticesidir; fakat, bazen o kusur, işlenmemiş başka kusurun suretinde kendini gösterir. O adam mâsum iken cezaya müstehak olur. Allah musibet verir, hapse atar, adalet eder; fakat hâkim ona ceza verir, zulmeder.
Ey ulûlemir! Bir haysiyetim vardı, onunla İslâmiyet milliyetine hizmet edecekdim, kırdınız. Kendi kendine olmuş, istemediğim bir şöhret-i kâzibem vardı, onunla avama nasihatı te’sir ettiriyordum; maalmemnuniye mahvettiniz. Şimdi usandığım bir hayat-ı zaifem var kahrolayım eğer idama esirger isem, merd olmıyayım eğer ölmeye gülmekle gitmezsem. Sûreten mahkûmiyetim, vicdanen mahkûmiyetinizi intaç edecektir. Bu hâl bana zarar değil, belki şandır. Fakat millete zarar ettiniz. Zira nasihatımdaki te’siri kırdınız. Saniyen, kendinize zarardır. Zira hasmınızın elinde bir hüccet-i kâtıa olurum. Beni mihenk taşına vurdunuz; acaba fırka-i hâlise dediğiniz adamlar böyle mihenge vurulsalar, kaç tanesi sağlam çıkacaktır? Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından  ibaret ise ve hilâf-ı şeriat hareket ise: (Haşiye) Zira  yalanlarla ittihad yalandır ve ifsadat üzerine müesses olan ism-i meşrutiyet fâsiddir. Müsemma-yı meşrutiyet; hak, sıdk ve imtiyazsızlık üzerine beka bulacaktır.
"Otuz Bir Mart Hadisesi" denilen o sâika ve müthiş fırtına, esbab-ı âdide tahtında öyle bir isti’dâd-ı tabiiyi müheyya etmişti ki; neticesi hercümerç olduğu halde, min-indillâh, ehl-i kıyamın lisanına daima mu’cizesini gösteren ism-i şeriat geldi. O fırtınayı gayet hafif geçirdiğinden, Nisanın nısfından sonraki gazeteleri indallah mahkûm ediyor. Zira o hadiseye sebebiyet veren yedi mes’ele ve onunla beraber yedi hal nazar-ı mütalâaya alınsa, hakikat tezahür eder. Onlar da bunlardır:
1- Yüzde doksanı, İttihad ve Terakki’nin aleyhinde, hem onların tahakkümü ve istibdadı aleyhinde bir hareket idi.
2- Fırkaların meydan-ı münakaşatı olan vükelâyı tebdil idi.
3- Sultan-ı mazlumu, sukut-u musammemden kurtarmaktı.
4- Hissiyat-ı askeriyenin ve âdâb-ı dindaranelerinin muhalif telkinatının önüne sed çekmekti.
5- Pek çok büyütülen Hasan Fehmi Bey’in kâtilini meydana çıkarmaktı.
6- Kadro haricine çıkanları ve alay zabitlerini mağdur etmemekti.
7- Hürriyeti, sefahete şumulünü men ve âdâb-ı şeriatla tahdit ve avâmın siyaset-i şer’i bildikleri yalnız kısas ve kat-ı yed haddini icra idi.
Fakat zemin bataklık.. ve dam (tuzak) ve plân serilmişti. Mukaddes olan itaat-ı askeriye feda edildi. Üssülesas esbab, fırkaların taraftarane ve garazkârane münakaşatı ve gazetelerin belâgat yerine mübalâgat ve yalan ve ifratperverane keşmâkeşleri idi. Bu metâlib-i seb’ada nasıl ki yedi renk çevrilse yalnız beyaz görünür; bunda da yalnız ziyâ-yı şeriat-ı Beyzâ tecelli etti, fesadın önüne sed çekti.
Bütün kuvvetimle derim ki: Terakkimiz, ancak, milliyetimiz olan İslâmiyetin terakkisiyle ve hakaik-i şeriatın tecellisiyledir. Yoksa, "Yürüyüşünü terk etti, başkasının da  yürüyüşünü öğrenmedi" olan darb-ı mesele mâsadak olacağız. Evet hem şan ü şeref-i millet-i İslâmiye, hem hubb-u din ile mütehassis olmalıyız.
Ey Paşalar, Zabitler! Cinayetlerime ceza ve şimdi suallerime de cevap isterim. İslâmiyet ise, insaniyet-i Kübrâ… ve şeriat ise, medeniyet-i fuzlâ (en faziletli medeniyet) olduğundan; âlem-i İslâmiyet, Medine-i fâzıla-i Eflâtuniye olmağa sezâdır.                                
Devam Edecek