RİSALE-İ NUR’UN TE’LİFİ VE NEŞRİ (19)

Birinci Sual: (Hâşiye) Gazetelerin aldatmalariyle meşrû bilerek buradaki görenek ve âdâta binaen cereyan-ı umumiye kapılan safdillerin cezası nedir?
İkinci Sual: Bir insan yılan suretine girse, yahut bir veli haydut kıyafetine girse, veyahut meşrutiyet, istibdat şekline girse; ona taarruz edenlerin cezası nedir? Belki; hakikaten onlar yılandırlar, haydutturlar ve istibdattırlar.
Üçüncü Sual: Acaba, müstebit yalnız bir şahıs mı olur? Müteaddit şahıslar müstebit olmaz mı? Bence "Kuvvet, kanunda olmalı" yoksa istibdat münkasim olmuş olur ve komitecilikle tam şiddetlenir.
Dördüncü Sual: Bir mâsumu idam etmek mi, yoksa on câniyi afvetmek mi daha zarardır?
Beşinci Sual: Maddi tazyikler, ehl-i meslek ve fikre galebe etmediği gibi, daha ziyade nifak ve tefrika vermez mi?
Altıncı Sual: Bir mâden-i hayat-ı içtimaiyemiz olan ittihad-ı millet; ref-i imtiyazdan başka ne ile olur?
Yedinci Sual: Müsavatı ihlâl ve yalnız bazılara tahsis ve haklarında kanunu tamamiyle tatbik etmek, zahiren adalet iken, bir cihette acaba müsavatsızlıkla zulüm ve garaz olmaz mı? Hem de tebrie ve tahliye ile masumiyetleri tebeyyün eden ekber-i mahbusinin, belki yüzde sekseni masum iken, acaba; ekseriyet nokta-i nazarında bu hal hükümfermâ olsa, garaz ve fikr-i intikam olmaz mı? Divan-ı Harbe diyeceğim yok, ihbar edenler düşünsünler.
Sekizinci Sual: Bir fırka kendisine bir imtiyaz taksa, herkesin en hassas nokta-i asabiyesine daima dokundura dokundura zorla herkesi meşrutiyete muhalif gibi gösterse ve herkes de onların kendilerine taktığı ism-i meşrutiyet altında olan muannit istibdada ilişmiş ise, acaba kahat kimdedir?
Dokuzuncu Sual: Acaba, bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibahe etse, sonra da zâyiat vuku bulsa, kabahat kimdedir?
Onuncu Sual: Fikir ve söz hürriyeti verilse, sonra da muaheze olunsa, acaba biçare milleti ateşe atmak için bir plân olmaz mı? Böyle olmasa idi, başka bahaneyle mevki-i tatbike konulacağı hayale gelmez mi idi?
On Birinci Sual: Herkes meşrutiyete yemin ediyor. Halbuki ya müsemma-yı meşrutiyete kendi muhalif, veya muhalefet edenlere karşı sükût etse, acaba keffaret-i yemin vermek lâzım gelmez mi? Ve millet yalancı olmaz mı? Ve mâsum olan efkâr-ı umumiye; yalancı, bunak ve gayr-ı mümeyyiz addolunmaz mı?
Elhasıl: Şedit bir istibdat ve tahakkam, cehalet cihetiyle şimdi hükümfermâdır. Güya istibdat ve hafiyelik, tenasuh etmiş. Ve maksad da Sultan Abdülhamitten istirdãd-ı hürriyet değilmiş, belki; hafif ve az istibdadı, şiddetli ve kesretli yapmakmış!
Yarım Sual: Nazik ve zayıf bir vücut ki; sivrisineklerin ve arıların ısırmasına tahammül edemediği için gayet telâş ve zahmetle onları def’e çalışırken biri çıksa, dese ki: “Maksadı, sivrisinekleri, arıları defetmek değil, belki büyük arslanı ikaz edip kendine musallat etmek ister.” Acaba böyle demekle hangi ahmağı kandıracaktır? Sualin diğer yarısı çıkmağa izin yoktur!
H H H
Ey paşalar, zabitler! Bütün kuvvetimle derim ki:
Gazetelerde neşrettiğim umum makalâtımdaki umum hakaikde nihayet derecede musırrım. Şayet zaman-ı mâzi cânibinden Asr-ı Saadet mehkemesinden adaletnâme-i şeriatla dâvet olunsam, neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim. Şayet müstakbel tarafından üçyüz sene sonraki tenkidat-ı ukalâ mahkemesinden tarih celbnamesiyle celbolunsam; yine bu hakikatları, tevessü ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalakmakla beraber taze olarak orada da göstereceğim. Demek hakikat tahavvül etmez. Hakikat hakdır.  Millet uyanmış; mugalâta ve cerbeze ile

iğfal olunsa, devam etmiyecektir. Hakikat telâkki olunan hayâlin, ömrü kısadır. Feveran eden efkâr-ı umumiye ile o aldatmalar ve muğalâtalar dağılacak ve hakikat meydana çıkacaktır, İnşallah.
Sizin işkenceli hapishanenizin hali; Zaman müdhiş, mekân muvahhiş, mahbûsîn mütevahhiş, gazeteler mürcif, efkâr müşevveş, kalbler hazin, vicdanlar müteessir ve me’yus; bidayet-i halde me’murlar şemâtetli, nöbetçiler müz’iç olmakla beraber; vicdanım beni tâzib etmediği için, o hâl bana eğlence gibi idi. Musibetlerin tenevüü mûsikinin nağmelerinin tenevvü gibi bana geliyordu. Hem de, geçen sene tımarhanede tahsil ettiğim dersi, şimdi bu mektebde itmam ettim. Musibet zamanının uzunluğundan, uzun dersler gördüm. Dünyanın ruhanî lezzeti olan hüzn-ü mâsumane ve mazlumâneden: “Zaife şefkat ve gadre şiddet-i nefret” dersini aldım.
Ümidim kavidir ki, çok mâsumların kalblerinden hararet-i hüzün ile tebahhur eden “Ay”, “Vay” ve “Ah” lar rahmetli bir bulut teşkil edecektir.
Devam Edecek