500 FAZLA 1 EKSİK NE DEĞİŞİR ÖLEN BİZ OLDUKTAN SONRA

Silvan saldırısında 14 şehit verilence, birden ipler yeniden koptu. Zira bunun öncesinde Türk İstihbarat kurumları ile örgütün önemli temsilcileri arasında Oslo’da görüşmeler yapılıyordu.

Görüşmeler sırasında Türk İstihbarat birimi elemanlarının yaptıkları sululuklar bir tarafa bırakılacak olur ise, bu Türkiye ve Kürt sorunu için çok ciddi bir mesafenin alındığını ortaya koyuyordu.

Fakat ne hazindir ki, barışın egemen olacağına inanıldığı her gelişmeden sonra, özellikle terör örgütü inanılmazı beceriyor ve Türkiye’de tüm ümitlerin yok olmasına sebep oluyor.

Buna rağmen müntesiplerinin veya yakınlarının her ağızlarını açışında barıştan söz etmeleri gerçekten çok garip.

Peki bu neden böyle oluyor.

İnsanların kutsalları yoksa, ahlaktan, erdemden, ağızdan çıkan sözden haberi yoksa, bu hep böyle devam edip gider.

Bu tür oluşumlar karşı tarafa kesin mağlubiyet tattırmadan rahat etmezler.

Ama şu 30 yıl gösterdi ki, Devlet aklını başına devşirdiği, Kürt halkının yasal, demokratik haklarını tevdi ettiği ve Kürtleri birinci sınıf vatandaş seviyesine çıkartmak için elinden geleni yaptığı sürece, örgütün Türkiye’yi mağlup etme imkânı yoktur.

Ama ne oluyor? Elazığ, Silvan, Aktütün, Şemdinli ve Şırnak saldırıları, karşılık olarak örgütün can damarlarına çomak sokulmasına sebep oluyor. Bir alıyor, on veriyorlar. İşler iyice sarpa sarıyor, hadi yeniden başa dönülüyor.

Biliyorsunuz son Şırnak saldırısı üzerine Asker Kazan Vadisine saldırı düzenlemiş ve çok sayıda örgüt mensubu hayatını kaybetmişti.

Kazan vadisinde gerçekleşenler örgüt açısından büyük iç çekişmeyi de beraberinde getirdi. Bahoz Erdal Kod Fehman Hüseyin örgüt mensuplarının başını belaya sokmakla suçlandı.

Dağda PKK nın bir numarası olarak kabul edilen Murat Karayılan’ın, sürekli savaş tezini ileri sürenlerin yaptığı yanlışları yüzlerine vurduğu ifade ediliyor.

Fakat Kazan vadisinin acısını bir türlü unutamayan Bahoz, militanlarla birlikte Kato dağı ve çevresinde ön planda savaşıyor, haberler bu yönde.

O, böylece davadaki samimiyetini ortaya koymaya gayret ediyor.

Sürekli savaş tezini ileri sürenlere, o halde işin başına geç, çık savaş, götürdüklerini geri getir denilir.

Bahoz bu sebeple Şemdinli kırsalında beraberindeki militanlarla birlikte, geri dönmemek üzere savaşıyor.

Güya 400 kilometrekarelik alan hâkimiyetini sağlamışlar, yönetimi ele geçirmişler.

Ama işte yine hayatlarının hatasını işlediler ve düzenli ordulara karşı asla yapılmaması gerekeni ortaya koydular.

Öyle vur kaç taktiği, gece yarısı baskınları veya yollara mayın döşeyerek savaş olarak kabul edilmeyecek yöntemlerle askere verdirilen zayiatla, alan tuttuk, artık buralar bizden sorulur mantığı ile yapılan savaşta verdirilen kayıplar, biri birini tutmaz.

Örgüt bu yaz, tabir caiz ise tam da boğazını bıçağa sürtmeye başladı.

Sayın Başbakanın bugün yaptığı açıklamaya bakıldığında örgüt, son bir ay içerisinde 500 kayıp vermiş bulunuyor.

Asker süpürme taktiği ile hareket ediyor, tuttuğu alanı boş bırakmıyor ve bu esnada tuzaklanmış mayına basma haricinde hiç kaybı yok.

Demek ki, bu sistemle devam etmeleri halinde Askere karşı örgütün başarılı olma şansı sıfırdır.

Ha bir de benim bir tezim var biliyorsunuz.

Örgüt ne zaman milletin moralini bozacak biçimde eyleme geçti ise, bu onun kolay kolay toparlanamayacağı biçimde darbe yemesine sebep oldu/oluyor/.

Sivan’dan sonra Kazan,

Şemdinli’den sonra Katodağı ve Şemdinli kırsalı süpürmesi,

eğer çengelden kurtulur ise,

Bahoz Erdal’ın bu defa Kandilde büyük hesaplaşmaya, daha doğru bir deyim ile soruşturmaya alınacağını ortaya koyuyor.

Ben Bahoz’un çeşitli maniplasyonlar ile bu işten de sıyırma becerisini göstereceğini biliyorum. Çünkü emrinde Suriye ve İran’dan gelen yüzlerce militan var. Onlar kolay kolay Bahoz’u yedirmezler. Fakat şurası bilinmeli ki, bu son süpürme harekâtı, ona müthiş itibar kaybettirdi.

Son kamuoyu yoklamaları Türk ve Kürt halklarının birlikte yaşama iradelerinin % 90 lar seviyesinde olduğunu ortaya koyuyor. Hatta Kürtlerin Türklerle birlikte yaşamanın sorunsuz devam edeceğine olan inancı, Türklerden daha yüksek düzeyde.

Ben hiç oradan buradan Kürtlere bir şey sormaya gerek olmadığını düşünüyorum.

Hakkari, Yüksekova, Şemdinli’den yüzlerce ailenin çocuğu dağda olmasına rağmen, örgütün halkın bütününü ayaklandırma teşebbüsü, silahlı güçlerinin baskısına rağmen sonuç vermedi.

Bundan iyi gösterge olabilir mi?

Ne yani durum çok iyi, sürgit devam etsin dediğimi kimse düşünmesin.

Kürt halkının kahir ekseriyetinin Türkiye’ye olan bağlılığı, bu toprakların asli vatanları olmasından ve Türkiye harsını, kültürünü bu insanların özümsemelerindendir.

Hal böyle iken, o da fazla, bu da fazla deme lüksümüz inanın yok. Bunu verilecek haklar bağlamında söyledim.

Ölümlere bakınca 500 fazla bir eksik, ne fark eder ki, hepsi bizim insanımız, insanın kendi eli ile kendisini tehlikeye/ateşe/ atması demek ki bu.

TAZİYE MESAJI: Sırrı Sakık beyle bir iki yıl önce İstanbul’dan Uçakla Ankara’ya birlikte döndük. Elinde bir kitap vardı. Yine barış üzerine. Biraz sohbet ettik, barıştan, kardeşlikten söz ettik. Bire bir tanışmamız da o sırada oldu. Özel münasebetlerinde Sırrı bey hani derler ya salon efendisi bir insan. Okuyunca öyle olur.

Bir siyasetçi olarak Sırrı beyi izlememek tabii ki olmaz. Ben de onun barıştan yana olan yönünü gayet iyi bildiğimden, yaptığı açıklamaları can kulağı ile dinlerim. Hele “Yav ne olur biraz da bizi dinleseniz, sesimize soluğumuza önem verseniz” biçiminde içten gelişen istekleri, o duyguyu biraz da olsa yaşayan insanlardan birisi olarak beni candan yaralar. Çünkü daha 1990 lı yıllarda en yakın arkadaşlarımdan birisi olan Av.Saffet Saygın beyle Diyarbakır’da Saray Kapı semtindeki Emek İşhanındaki yazıhanemde, bu meseleleri konuşur iken, “Ya Allah aşkına ne olur bu insanları Devlet çağırsa, bir dinlese, konuşsa, kıyamet mi kopar” demiştim de , içimiz de iç geçirmiştik.

O günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı. Yani elde çok az şey kaldı.

İşe bakın ki, sürekli barış, kardeşlik diyen, evlatlarımızın kanı akmasın diye içi içine yiyen Sırrı Sakık, bir hiç uğruna 25 yaşında evladını kaybetti.

YA SEN NE YAPTIM ÇOCUK BİLE DİYEMEDİ.

Kendi evladının acısını Sayın Başbakan ile paylaşır iken ülkem evlatlarının acısını iliklerinde hissettiğini ortaya koydu ve Sayın Başbakana “BU SORUNU ÇÖZER İSEN AZİZLERDEN BİRİSİ OLURSUN” dedi.

Yani benim acım büyük ama, kardeşlerimin acısı da bir o kadar fazla deme Azizliğini gösterdi.

Tarım Bakanımız Mehdi Eker bey, eski vekillerden Fehmi Ağabey ve İrfan Rıza Yazıcıoğlu bey ile birlikte taziyesine gittik.

Sırrı bey bizi Ahmet Türk bey ile birlikte karşıladı. Yarası derindi, ama her Fatiha’dan sonra elini yüzüne sürerken bir o kadar mütevekkildi. Şimdi sabır zamanı.

Söylemedim ama Sırrı bey oğluna Hani beylerinden Ferhi beyin torununu almış. Ben de aynı aileden Ata beyin torunu ile evliyim.

Cenabı Allah bütün acılara merhameti ile muamele etsin.

Bu arada Tarım Bakan Yardımcımız Kutbettin Arzu beyin babasının vefatı sebebiyle tüm aile bireylerine candan başsağlığı, merhuma Allah’tan rahmet diliyorum.