ABD TÜRKİYEYİ SURİYE KONUSUNDA FEDA EDER İKEN, BAKALIM RUSYA VE ÇİNDEN KARŞILIĞINDA NE İSTEYECEK.

Komşusuna küsen haklı da olsa artık oturduğu yerde rahat edemez. Kapıyı açınca görecek, asansörde karşılaşacak, bina bahçesinde istemeden de olsa bir araya gelecek, apartman toplantılarında yüz yüze gelmek zorunda olacak

Bütün bunları kim çekebilir? Kim kaldırabilir? Ağır ortamın sebebiyet verdiği kaosa kim katlanabilir?

Barış ve huzurun hâkim olduğu bir ortamda yaşamanın sağlayacağı maddi ve manevi menfaatler sayılmayacak kadar çoktur.

Komşudaki evin “iç” dünyasında huzursuzluk olsa da, buna müdahalede bulunmaya insanlar ne kadar hak sahibidir? ve karşı komşunun bu konuda yapacağı girişimler ne kadar başarılı olur?

Diyelim ki karı koca kavgalı. Siz sabah akşam onların bu kavgasına şahit oluyorsunuz. İşler çığırından çıkmadığı sürece kapıyı çalıp, biz bu işi halletmeye geldik, söyleyin bakalım ne derdiniz var demeye bile günümüz dünyasında kimse müsaade etmez.

Ama ola ki, işler sarpa sardı, kapı baca kırılmaya başlandı, evin hanımı apar topar kapınıza dayandı, o zaman da insanlık gereği elinizden geleni yapar, aileye yardımcı olmaya çalışır ve ilk iş olarak karı kocayı barıştırmaya çalışırsınız değil mi?

Bundan daha fazlasını, ne şer’i, ne örfi ve ne de medeni hukukta yapmaya hakkınız yoktur.

Eğer bundan ileri gidip, ikisinden birisine taraf olursanız, o yuvanın yeniden inşasında önemli bir görev yapma şansınız kalmaz.

O tarafgirlik sizi birisine dost yapsa da diğerine durduk yere “DÜŞMAN” eder, tabir caiz ise kaş yapayım derken göz çıkarırsınız.

Bu girişi şunun için yaptım.

Batılı ülkeler yıllar yılı Türkiye’nin batı ile ittifakını devam ettirecek ise, Yunanistan hariç tüm çevresine düşman olmasını sağlayacak adımları atmasını istediler ve biz de onların dediklerini harfiyen yerine getirdik.

Düşünün bir kere, Sovyetler düşman, Irak düşman, İran düşman, Suriye düşman, Mısır düşmanınızdır dediler.

Zira onların rejimi şu bu, bu rejimler sürdüğü sürece “demokrasi”!!! ülkesi Türkiye’nin onlarla dost olması düşünülemez, batı ittifakı içerisinde yer almak buna müsaade etmez herzesini bize yutturmaya çalıştılar.

Yıllar yılı dünyanın en büyük ekonomisi olan Sovyetler Birliği ile bir tek çöp alıp vermemiz söz konusu olmadı. Çünkü orada Komünist bir rejim vardı ve batılıların isteği üzerine biz onlarla ticaret yaparsak, elma, portakal, domates, hıyar alıp satarsak, “Allah korusun”!!! bizde komünist falan olurduk, hıyar parası rublelere dokunmak ossaat yanmamıza sebep olurdu!!!

Sovyetler ile ticaret yapmak, turistik faaliyetlerde bulunmak yasak olunca, onlara benzer Baas rejimi ile idare edilen Irak, Suriye ve Mısır ile ikili ilişkilere girişmek elbette hiç mümkün değildi.

Uzatmaya gerek yok, Ak Parti iktidarları ile hepten bozuk olan işler rayına oturdu.

Ülkelerin idare edildiği sistemlerin farklı olması ikili ilişkileri geliştirmeye, ticaret yapmaya engel değildi.

Üstelik bırakın Irak’ı, Suriye, Mısır’ı, Rusyada bile 30 Milyona yakın Müslüman yaşıyordu. Batılıların bize durduk yere dayatmış olduğu bağnaz tutum sebebiyle bu ülkelerde yaşayan soydaşlarımızın ve dindaşlarımızın hukukundan haberdar değildik.

Adeta demir pencere kör duvar hali yaşıyorduk bu ülkelerle.

Sonra Sayın Başbakanın Vizyonu, yani mevcut gerçekler, umutlar, hayaller, tehlike ve fırsatların bir araya gelmesi ile oluşan geleceğin tanımlanması için bilinmeyene doğru bakış, bir anda ikili ilişkilerin geliştirilmesine, hatta kimileri ile mükemmel bir ortam yaratılmasına sebep oldu.

Suriye ile iki ülke tarihinde hiç tahmin edilmeyen ilişkiler tesis edildi.

Her iki ülke imkan ve fırsatların değerlendirilmesi halinde hem bölge ve hem de dünya ölçeğinde nelerin yapılabileceğini gördüler.

Ticaret hacmimiz 5 Milyar dolara yaklaştı.

Halep Gaziantep, Gaziantep Halep oldu.

Vizeler kalktı, her iki ülkede bulunan akrabalar yılların hasretini giderir iken, Sayın Başbakana büyük dualar ettiler.

Dünyada akrabalar arasında yaşanan görüşmelerdeki ilkellik, yerini eller, kollarda hediyelerle dolu ZİYARETLERE ve medeni münasebetlere bıraktı.

877 kilometre uzunluğunda iki ülke arasındaki sınırlardaki bariyerler, bir anda kendisini her türlü sevincin paylaşıldığı birlik ve beraberliğe bıraktı.

Batılıların Şenghenine karşılık bizde ŞAMGEN büyük birlikteliği oluştu.

Suriye, Ürdün, Lübnan ve Türkiye’nin oluşturduğu bu beraberlikten meydana gelen güç, batılılarda şafak atmasına sebep oldu.

Erbakan hocanın G 8 leri batıyı nasıl korkuttu ise, Sayın Başbakanın ŞAMGENİ de batılılarda, özellikle ABD de öyle büyük endişe yarattı.

Arap baharı sebebiyle Suriyelilere, sanki savaştan çıkmış ve mağlup olmuş bir ülke gibi, derhal ve koşulsuz şu şu işleri yapacaksın emri verildi.

ABD nin başlatmış olduğu bu operasyonda Türkiye kullanıldı.

Sayın Başbakanın elinde bulunan ve şu anda BM ler adına görev yapan 300 gözlemciden 1000 kat daha fazla olan “GÜÇ” maalesef berhava edildi.

Demokrasi ile idare edilmemize ve halkın özgür iradesi ile oluşmuş bir Meclise sahip olmamıza rağmen, ihtilal anayasa ve kanunlarını değiştirememişiz ve gerçekten tiraji komik bir manzara oluşturmasına rağmen, hala vatandaşların tümünün kullanma mecburiyetinde olduğu şapka kanununa dokunabilmiş değiliz.

Sayın Başbakan Suriye Liderine bir ağabey gibi davranma imkan ve istidadında iken, gözlem altında tutulan iki gazetecimiz, ancak İran üzerinden, yani İran’ın arabuluculuğu ile Türkiye’ye getirilebildi.

Bunun anlamı şudur. Suriye ile ülkemiz arasında 877 kilometre uzunluğunda bir bariyer oluşturulmuştur ve münasebetler, Esed’in iş başında kalması halinde, nerede ise bir ömür boyu kesik olacaktır.

Bizim ABD halkına asla ve asla bir düşmanlığımız yoktur. Fakat ABD nin başımıza açmış olduğu işlere bakıldığında; Türk milletinin kahir ekseriyeti “nedir sizden çektiğimiz” noktasına gelmiştir ve bu durum, ilgililer bilsin, bilmesin halkta, telafi edilmesi imkansız gedikler açmıştır.

Bakınız Bosna da okuyan Türk Öğrencilere Türkiye’nin şu andaki Suriye politikası sorulduğunda, hiçbir öğrenciden olumlu bir cevap almak mümkün olmamıştır.

Türkiye Beşşar Esed ile çok iyi ilişkiler içerisinde olduğu 2011 yılının Mayısına kadar, orada başka bir rejim yoktu. Ona rağmen tesis edilen ikili ilişkilerdeki mükemmelliğin bir anda bozulmasını kimse izah edemiyor.

ABD Suriye rejimine karşı Türkiye’yi kullanır iken, Çin’in ve Rusya’nın muhalefet edeceğini biliyordu. CİA nin bu işten habersiz olmasını kimse düşünmüyor.

Yani ABD, Türkiye’yi Suriye meselesinde koçbaşı olarak kullanır iken, bir diğer adımda Türkiye’nin karşısına Rusya ve Çin’in çıkacağından haberdardı.

Bu denklem sonucunda Sayın Başbakanın Orta doğudaki  gücüne büyük darbe indirilir iken, bakalım ABD, Rusya ve Çin’e karşı yaptığı bu fedakarlık!!! Karşısında şimdi onlardan ne isteyecek, göreceğiz.