ALTINDAN KALKILMIYOR ÜSTÜNDEN GELİNMİYOR

Suriye rejimine karşı protesto biçiminde başlayan hareketlenmeler rejim tarafından hiç umulmadık biçimde şiddetle karşılık buldu. Esed rejimi işi baştan sıkı tutmaya kararlı olduğunu gösterdi. En küçük ayaklanma emaresi taşıyan eylemlere silahla karşılık verdi. Önceleri günde bir iki ölüm vak’ası her geçen gün sayısını artırmaya başladı. Şimdi yüzlerle ifade ediliyor.

                              

Bu arada evlatları hayatlarının baharında ölen Suriye’liler Esed’in adamlarına karşılık vermeye başladı. Ve siyaseten Esede karşı olanlar veya bu rejimin artık son bulmasını arzu eden iç dış güçler, Suriye ordusu ile çatışmaya başladılar.

Özgür Suriye Ordusu bu şekilde kuruldu. Bu ordunun içerisinde kimler var diyecek olursanız, hemen ifade edelim, Suriye’de kimler yaşıyor ise, bunların içerisinde onların tamamı var.

Yani bu ordu içerisinde İslami kimliğini ön plana çıkaranlar(İhvani Müslimin-Müslüman kardeşler), Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Hıristiyanlar, Esed ordusuna destek veren El Kaide örgütünün yanında, Esede karşı çıkan El Kaide mensupları var. Yani işler olabildiğince karışmış vaziyette.

Peki Esed’in yanında kimler var. İşte bu yukarıda saydıklarımızın hemen tamamının bir başka versiyonu Esed’in yanında çatışıyor.

Çatışmaların başlangıcında,

Ortalık yerde esen Arap Baharı sebebiyle, daha medeni ve yönetimde uygulamaya koyduğu kurallarla daha batıcı ve Laik Suriye rejiminin böyle bir şey yapacağı kimsenin aklına gelmiyordu. Olan oldu, iş rayından çıktı.

Dünyanın süper güçleri bu konuda ikiye ayrılmış vaziyetteler.

Rusya, Çin ve Ortadoğunun en önemli ülkelerinden birisi olan İran, Esed rejimine desteğini sürdürüyor.

Birleşmiş Milletler tarihinde şimdiye kadar Güvenlik Konseyine getirilen yüzlerce karar tasarısından sadece 12 sini veto eden Çin, bunun üç tanesini Suriye’ye uygulanacak tedbirlere karşı çıkmak için kullanmış.

Arap ülkelerinde ardı arkasına gelen rejim değişikliklerini, kendi ülkelerinde gerçekleşen İslam Devrimi ile eşdeğer gören İran, Suriye’deki rejim değişikliği için yola çıkan muhaliflere değil de, Esed rejimine desteğini sürdürmesi, zor anlaşılır bir olay olarak değerlendiriliyor.

Belli ki İran Suriye meselesinde tavrını artık dini açıdan değil de, kendi ulusal bağımsızlığı yönünden değerlendirmeye tabi tutmuş, Suriye rejiminin gitmesini isteyenlerin başında gelen İsrail ve ABD nin bu işte muvaffak olmaları halinde, kendi rejimlerinin tehlikeye gireceğini hesap etmeye başlamıştır.

Eskilerin deyimi ile “Hayrı kesir için, şerri kalili-yani büyük hayır için, küçük şerri tercih” etmiştir.

Rusya ülkesinde gerçekleşen Glasnost ve Perestroyka’dan sonra ilk defa bir dünya meselesinde bu kadar net tavır almış ve Suriye’ye herhangi bir silahlı gücün dışarıdan müdahalesine karşı koyacağını açıklamıştır. Suriye kıyılarına gönderilen iki savaş gemisi mevziini terk etmemiştir.

Suriye meselesinde, rejimin değişmesi için tam bir angajman içerisine girmiş olan Türkiye, işin bu kadar uzamasından ve Esed rejiminin algılandığından çok daha farklı bir konumda bulunmasından hayal kırıklığı yaşamış gibi görünüyor.

Türkiye bu konuda batının duyarsızlığını da her fırsatta dile getiriyor. Ama akabinde kimi kalem sahiplerinin, ABD de Kasım ayında yapılacak seçimlerden sonra vaziyet alınacağı yönündeki değerlendirmelere de bel bağladığı gizlenmiyor.

ABD de yapılacak seçimleri ister Demokratlar, isterse Cumhuriyetçiler kazansın, muhakkak bu işe el atacaklar inancı var kimilerinde.

Suriye’de şu anda yaşanan bu çok ciddi kaos, iç savaş, ABD nin bir numaralı müttefiki İsrail’in işine geliyor. İsrail hayatı boyunca düşünemeyeceği, düşünse bile gerçekleştiremeyeceği yağlı böreği, ballı içeceklerle bir tepside kendisine sunulmuş olarak buldu.

ABD dış işleri bakanı Hilary Clinton “biz Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi bir bataklığa saplanmak istemiyoruz” cümlesi ile formüle edilen açıklamasında, topun ağzına yeniden Türkiye’yi koydu.

Cumhuriyetçi Parti adayı Mitt Romney seçilir ise, gerek Türkiye ve gerekse Suriye için hepten felaket tellallığı yapacağını ortaya koymuş vaziyette.

ABD seçimlerini ister Hüseyin Barack Obama, ister Mitt Romney kazansın, bunların uluslar arası ilişkilerde biri birinden çok farklı tercihler ortaya koyacağını düşünenler yanılıyor.

Her iki parti için İsrail’in rahatı ve güvenliği her şeyin üstündedir.

Allem kallem Orta doğudaki birlikteliği parçaladılar ya, keyiflerine diyecek yok.

Yaşar Yakış bey bu konuda uyarıcı açıklamalarını uzun zamandan beri yapıyor. Türkiye’nin, Suriye ile sıcak bir temasa girmesinin, yani savaşmasının ilk anda Suriye topraklarından bir kısmına girilmesi ile neticeleneceğini, ancak orada orduyu tutmanın hiç de kolay olmayacağını ve dört bir yanından ordunun kuşatılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu söylüyor.

Batının Rusya ile anlaşarak Türk ordusunu Suriye içlerinde yalnızlaştırması tehlikesi dehşet bir şeydir. Hele Rus savaş gemilerinin işe müdahil olması gibi senaryolar hepten mide bulandırıyor. Ordunun yurt dışında zaafa uğraması, içeride yasa dışı hareket sahiplerine, hayatları boyunca ulaşamayacakları bir pas vermiş olur. İşte o zaman tam da yandı gülüm keten helva olayı gerçekleşir.

Türkiye şimdiye kadar yapacağını yaptı. Nerede ise 100 bin mülteciyi ölümden kurtardı. Çoluk çocuk, yaşlı kadın erkek, masum insanlara ev oldu, yurt oldu, barınak oldu.

Zaten yapılan resmi açıklamalarda bundan fazlasından ileri gidilmediği ifade ediliyor. Doğru olan da budur.

Suriye zalim rejiminin değişmesi için muhalifler ellerinden geleni yapıyorlar. Bu alanda manevi destek önemlidir. Esed rejimi bu tutumu ile daha ne kadar fazla yol alabilir, bunu zaman gösterecek?

Son gelişmelerde Yemen modelinde olduğu gibi dışarıdan herhangi bir müdahale olmaksızın, Suriye Devlet Başkan yardımcısı Tarık El Şara’nın, Esed’in yerine göreve gelebileceği ve geçici hükümetin başkanı olarak görev yapabileceği ifade ediliyor.

Bizce de bu anlayış hayata geçirilebilir ise, önemli bir kazanım elde edilmiş olur.

Esed’in görevi bırakması karşılığında, ona en yakın isim olan Tarık El Şara’nın geçici hükümetin başına gelmesi yönünde uluslar arası bir kararlılık gerçekleşir ise, Türkiye buna asla yan bakmamalıdır. Zira bu tür yollarla işin başından uzaklaştırılanların(Yani Esed’in), ne rejimlerini korumaları ve ne de bundan sonra tekrar işin başına geçmek gibi bir imkana kavuşmaları söz konusu olmamıştır.