BİZ TÜRKİYE’NİN VE İSLAM ÜLKELERİNİN YANINDAYIZ

Bir alamete bindik ama inşallah gidişimiz kıyamet olmaz.

Çünkü İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi, son yapmış olduğu açıklamada; Suriye’de Kudüs Gücüne bağlı Askerlerinin teknik ve taktik alanlarda bilgi vermek amacı ile bulunduğunu, bunların ülkede cereyan eden iç savaş ile ilgilerinin olmadığını, ancak Suriye’ye bir dış saldırı olması halinde, bu ülke ile yapmış oldukları Savunma İşbirliği Anlaşmasının yürürlüğe gireceğini ve Suriye orduları yanında savaşacaklarını ilan etti.

Suriye Devlet yetkililerinin yapmış oldukları açıklamalara bakıldığında, en çok şikayetçi olukları ülkelerin Suudi Arabistan, Katar, Ürdün ve Türkiye olduğunu görürsünüz.

Öncelikle devam eden iç savaş sebebiyle Suriye vatandaşlarının bu komşu ülkelere gitmesi ve bu ülkeler tarafından Suriye vatandaşlarına lojistik destek sağlanması, şikayetin ana sebeplerinden birisi olarak görülüyor. Çünkü Suriye, bu ülkeler tarafından muhaliflere verilen para desteğinin silaha gittiğini ve bu sebeple ülkelerinde can kayıplarının giderek arttığını ifade ediyorlar.

Suriyelilere sen böyle düşünme, bizden sana zarar gelmez diyecek durumda olmadığımızı herhalde herkes kabul eder.

900 kilometre uzunluğunda bir sınıra sahip olduğumuz Suriye’de yaşanan iç savaşta hiçbir rolümüz yok argümanının doğru olmadığını, Türkiye halkının şu andaki Suriye politikalarını olumlamaması açıkça ortaya koyuyor.

Saddam Hüseyin zamanında Kürt halkına Halepçe’de uygulanan katliam üzerine de Türkiye sınırlarını açmış ve bir milyona yakın Kürdü Türkiye aylarca barındırmıştı. O zaman Irak yönetimi ve dünya kamuoyu Türkiye’ye, siz Irak’ın iç işlerine müdahale ediyorsunuz dememişti. Daha sonraki gelişmelerde(ırak işgali) bizim kardeş kanı akıtılmasına yol vermememiz, başta Araplar olmak üzere tüm İslam aleminde sitayişle karşılanmış, Türkiye ortadoğunun lider ülkesi haline gelmişti.

Zahir o günlerde Stratejik Derinlik ülkeye henüz etkinlik sağlayacak konumda değildi. Anladınız değil mi?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun beyanları ile, Suriye’deki olaylara bire bir müdahil olduğumuz gün gibi aşikar.

Arap baharının Mısır’dakine benzer bir versiyonunun Suriye’de de eseceğini ve Esed yönetiminin bir iki Cuma namazı çıkışı yapılacak miting ile tahtını terk edeceğini var saydık.

Bunu düşünmek belki doğru bir plandı ama, bunun bir de Libya örneği vardı.

Libyalı muhaliflere Türkiye para desteği, batı dünyası lojistik ve silah desteği verdikleri halde, Libya yönetimi bunları birçok kez püskürtmüştü. Sonunda Libya muhalefetine destek olan batılılar, başta Fransa, Kaddafi orduları üzerine bomba yağdırmaya başladı, ardından ABD

orduları Kaddafiyi önce mahallesine, sonra evine sıkıştırdı. Daha sonra doğduğu Sirte’ye doğru kaçan Kaddafi yolda, çok garip bir şekilde öldürüldü. Kaddafi başına darbeler vurulur iken, evlatlarım ben size ne yaptım demiş, batının başlarına ne işler açacağına vurguda bulunmuştu.

Bu örnek şimdi çok daha kanlı bir şekilde Suriye’de yaşanıyor.

BM ler Güvenlik Konseyinden Suriye’ye müdahale konusunda bir karar çıkmıyor.

İç Savaş bütün hızı ile sürerken, muhaliflerin yeterli silah desteği almadıkları yönünde serzenişleri gündeme geliyor.

Sayın Başbakan ABD nin ülkesindeki seçimler sebebiyle mi, yoksa başka saiklerle mi , olaya yeterince müdahil olmadığını,

İran ise, Suriye’ye yabancı herhangi bir gücün müdahalesi durumunda, Suriye orduları yanında savaşacaklarını söylüyor.

Pentegon Suriye’nin elinde olan balistik füzeler ve kimyasal silahlar olduğunu, bu sebeple olaya çok dikkatli davranmak gerektiğini ve Suriye’ye komşu ülkelerin büyük tehdit altında bulunduğunu ifade ediyor.

Bütün bunlar yazılınca sanki Suriye yönetiminin yanındaymışız gibi bir algı meydana geliyor.

Asla böyle bir şey olamaz. Biz Suriye kadar kendi ülkemizi de düşünmek durumundayız.

Dağılma başladığı zaman, bunun Suriye ile sınırlı kalmayacağını görüyoruz.

BM Güvenlik konseyinden bir karar çıkmaz da, üçüncü ülkeler Suriye’ye silahlı bir müdahalede bulunur ise, bunun İran’ın tutumu sebebiyle Ortadoğuyu bir cehenneme çevirmesinden endişe ediyoruz.

Ve birinci dünya harbinin yüzüncü yılına girmek üzereyiz.

Tarihin yeniden tekerrür etmesinden, ülkemizi de içine alacak yeni bir dünya savaşının patlak vermesinden çekiniyoruz.

Diyelim ki başta ABD olmak üzere batı dünyası bu işe silahlı müdahalede bulundu, Türkiye nerede yer alacak? Şimdi ki manzaraya bakıldığında, elbette ABD nin yanında.

Peki İsrail nerede olacak, tabii ki ABD nin yanında ve bizimle beraber, düşünebiliyor musunuz?

Sayın Başbakanının sıkıntılı anlarda bir formülü var, hep zor anlarında imdadına yetişir. Kazan kazan. İşte o formülü harekete geçirmenin tam zamanıdır. Türkiye,İran, Mısır ve Suudi Arabistan’ın yanında Rusya ve ABD nin katılımı ile çare aranması.

Aksi gibi tek taraflı silahlı müdahale yeni dünya savaşının fitilini ateşleyebilir.