EY SEVGİLİ EN SEVGİLİ EY CUMHURİYET

Ey sevgili, en sevgili, ey Cumhuriyet olarak kutsanan devletimizin yönetim biçiminin en ilkleri bu Bayramda ortaya çıktı.

Sayın Cumhurbaşkanı kıymetli misafirlerine eşli davetiyeler gönderdi ve doğal olarak misafirler Cumhurbaşkanı ve eşleri tarafından karşılandı.

Sayın Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları Cumhuriyet tarihimizde bir ilki gerçekleştirdiler ve eşleri ile köşke çıktılar. Törene 2600 seçkin konuk davet edilmişti. Bunların içerisinde eşleri ile gelenler de vardı, yalnız gitmeyi tercih edenler de.

Eşlerinin başları kapalı olanlar da davete icabet ettiler, başları açık olanlarda.

Birinci dünya harbi sonrasında Anadolu topraklarının nerede ise yarısı işgal altındaydı.

Misakı milli hudutları dahilinde bulunan toprakların düşman istilasından kurtulması için, kuvayı milliye güçleri oluşturuldu ve düşmana karşı gerçekten amansız bir mücadele verildi.

Kuvayı milliye , Müdafai hukuk cemiyetleri, teşkil etmiş oldukları milis güçleri ile, bölgelerindeki düşmanı vatan topraklarından atarken ne boyunlarında kravatları, ne de gün görmemiş örtüleri vardı. Fakirdiler, fukara idiler, yoksuldular, açtılar, ancak gururlu ve onurlu idiler.

Onlar bu mücadeleyi verir iken, dillerinden Allah sadası hiç eksik olmadı.

Elde tank yok, top yok, doğru dürüst silah yok, kağnılarla, at arabaları ile ve nerede ise çakar almaz silahlarla düşman istilasına karşı koyanlar, ciddi manada Cenabı Allah’ın yardım ve tevfikini istediler.

Sütçü İmamlar, Nene Hatunlar, İskilipli Atıf hocalar, var güçleri ile ilayı kelimetullah için mücadele ettiler. Yani canlarını ve mallarını milletin birlik ve dirliği için fedadan çekinmediler. Anadolunun ebediyyen bir İslam yurdu olması amacıyla yola çıkanları Cenabı Allah yalnız bırakmadı. Bütün yoksulluklar ve yoksunluklara rağmen ulaşılan bu başarıyı başka hangi lisanla, kim nasıl izah edebilir?

Vatanı kurtarıp, Cumhuriyetin kurulmasına vesile olanlar, daha sonra ummadıkları bir despotluk ile karşı karşıya kaldılar. Çünkü idareyi ele geçirenler, bu defa halka yeni bir hayat tarzı, yeni bir medeniyet! Aşılamanın sevdasına kapıldılar. Yönetim biçimi ya kabul edilecek ya kabul edilecekti. Karşı çıkanlar bunu lamı cimi yok, başları ile ödeyeceklerdi.

Cumhuriyet sonrası idam edilenlerin, kurşuna dizilenlerin, sürgüne gönderilenlerin sayısı yüz binler ile ifade edilmektedir.

Millete dayatılan batı hayat tarzını(evet sadece yeme içme, giyim kuşam, erkeklerle kadınların sıkı ilişki içerisine girmesine mani hususların kaldırılması) kabul etmeyenler, bunu İslami ve imani anlayışlarına aykırı bulanlara karşı Mecliste “Görüyorum ki birileri getirmek istediğimiz yeniliklere karşı çıkıyorlar. Bunlar şimdi ya kabul edilecek veya yarın birilerinin kelleleri ayaklarının önüne düşmüş olacaktır” söylemi geliştirildi. Bu söyleme karşı kimi başlar secdeye kapanmış olarak düşse de,  onlar bildiğini okudu ve idareyi elden bir daha hiç bırakmamak için en despot, en faşizan yönetim tarzını uygulamaktan çekinmediler. Yetmedi darbeler yaptılar.

Bu darbeler esnasında,  çok, ama çok büyük kıyımlar yaşandı. On binlerce insan idam sehpalarına, yüz binlerce insan hapislere yollandı ve yine bu oranda insan siyasi kıyıma uğradı.

Cumhuriyet vardı ama, cumhur yoktu.

ZAMAN GELDİ GEÇTİ

Cumhur, çektiği bin bir türlü meşakkat sonrasında her yönü ile kendinden birisini Cumhurbaşkanı seçti.

Uzunca süre Cumhurbaşkanı, muhtemel mazarratı def etmek için, eşi yokmuş gibi davrandı. Resmi törenlerin tamamında yalnız başına hareket etti.

Ergenekon yapılanmasının omuzu kalabalık failleri suçları sebebiyle cezaevine girince, selefleri bu işi uzatmanın bir mantığı olmadığını gördüler ve işler kısmen de olsa rayına girdi.

Düşünün bir kere, bu ülkede 10 yıldan beri Başbakanlık yapan insan, ilk defa eşi ile birlikte Çankaya köşküne çıkabildi. Ve Sayın Başbakan burada yapmış olduğu kısa açıklamada, bizi şimdiye kadar buraya sokmayanlar utansın dedi. Yani Sayın Başbakan buraya eşi ile gelmesinde kesin olarak engelleme ile karşı karşıya olduğunu izah etmek zorunda kaldı.

Şimdi tabii ki bu bir gelişmedir. Ama bu gelişme madem Cumhurun hak ve talepleri ile izah ediliyor, o halde herkes daha işin A sında olduğunu kabul etmelidir. Ne oldu yani, oraya başı örtülü insanlar girdi ve başları açık komutan eşleri ile aynı mekanda bulundular diye kıyamet mi koptu, Cumhuriyet mi yıkıldı. Hem kim Cumhuriyetin yıkılmasını istiyor ki. Cumhuriyet niye yıkılsın, yerine herhangi bir aile gelip de ömrü billah ülkeyi yönetsin, böyle bir şeyi kim istiyor.

Ancak istenen bir şey var. Her şey Cumhurun istediği biçimde olmalı değil mi?

Osmanlı bir padişahlıktı. Fakat Padişahlar “la yüsel” sorumsuz değildi. Osmanlı devletinin sekizinci Şeyhül İslamı Zenbilli Ali efendi Fatih Sultan Mehmet zamanında Edirne Taşlık Ali bey medresesinde müderris idi. Fatih’in vefatı üzerine, Sultan İkinci Beyazıd, kendisini saraya davet etti. Ancak Karamanlı Mehmet Paşa ile aralarının açık olması sebebiyle o, bu davete icabet etmedi. Zenbilli bu sebeple, önce Bursa’ya,sonra Amasya’ya bir nevi sürgüne gönderildi. Zenbilli sürgünden izinsiz olarak ayrıldığı için, Padişah tarafından görevinden azledildi. Ancak Padişah 1503 tarihinde görmüş olduğu bir rüya üzerine onu yeniden Saraya davet etti ve Şeyhül İslamlığa atadı.

Yavuz Selim’in tahta çıkması ile ünü daha da arttı. Doğruluğu ve hakseverliği ve cesareti ile, Yavuz’un gözüne girdi ve onu etkisi altına aldı. “Eğer şeriata aykırı emirler verirsen, ben de senin hal’ine fetva veririm” diyecek kadar cesur ve hakşinas davrandı.

Zenbilli Padişaha karşı “Eğer şeriata aykırı emirler verirsen, ben de senin hal’ine(görevden alınmana) fetva veririm” deme cesaretini, ilminden, irfanından, Allah’ın emirlerine karşı kesin bağlılığından alıyor, doğruları söylemekten çekinmiyor ve karşısındaki insan Padişahta olsa sen nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin deme cesaretini gösteremiyordu.

Köşkte neler yenildi, neler içildi. Allah’ın haram kıldıkları elden ele dolaştı mı?

Hala Cumhurun taleplerinin neresindeyiz? Ey Sevgili, en sevgili, Ey Cumhuriyet oradan bize bir ses ver. Olan bitenden ne haber vardır.