EY SEVGİLİ ÖFKENİN BU KADARINA İZİN VERDİN Mİ?

Düşmeyen Kalkmayan bir Allah’tır. Bu sözü ben dahil, çevremdeki insanlar çok sık kullanırlar.

Evet insan sonsuz acz ve fakr sahibidir.

Emelleri sınırsız, elemleri sonsuz, sıkıntıları dermansızdır.

Bir çiçeği istediği gibi, bir baharı da ister, bir bahçeyi istediği gibi nihayetsiz bir cenneti de ister.

Fakat ismine dünya denilen bu meşher yerinde, istediklerine kolay kolay kavuşamaz.

Gençken büyüklüğün azametine, yaşlanınca gençliğin gücüne öykünür.

Ah o günler, güzel günler, bir lokma ekmek, bir yudum suyla mutlu olunan günler.

Gazeteleri gözden geçiriyorum internet ortamında.

Bir zamanların ünlü karakter oyuncusu İhsan Gedik, TAKSİM de yürürken perişan hali ile kameralara takılmış.

Zorlukla yürüyormuş.

İhsan Gedik’in son halini görüntüleyen arkadaş, bir büyük talihsizlikle karşılaşmış.

Halsiz, mecalsiz bir durumda olan yılların sanatçısı, bir anda yere kapaklanmış elindeki bastonu ile ve o hali kameralara yansımış. İşte dedim, düşmeyen kalkmayan bir Allah’tır. Sonumuzun nasıl geleceğini, hangi akibetin bizi beklediğini bilemiyoruz. O yüzden hep en iyi nasıl olunur, hep en güzele nasıl ulaşılır, hep en mükemmel nasıl yakalanılır, onun hesabında olmak lazım.

İnsan ne oldum dememeli, ne olacağına bakmalı.

Hayatımız öylesine hızlı bir şekilde akıp geçiyor ki, nasıl bir seyrü sefer içerisine olduğumuzu anlamak için, hemen kolumuza, yani saatimizin saliselerine bakmamız yeterli. İşte o zaman anlıyor insan, hızlı adımlarla sonlanmaya doğru nasıl yol aldığını.

Bu hali görüp de bir hüzün, bir melal içerisine girmeyen var mıdır, aman sende geçerse geçsin, benim her şeyim garantide diyen/diyebilen.

Yani sağlığını garanti eden, geçimini garantide gören, ailesinin, çevresinin, evlatlarının sonsuz mutluluk içerisinde olmasını peşin peşin temin etmiş olan.

Yaşlanmayı durduran.

Güzelliğin sabit kalmasını temin eden, saçlarındaki akları, yüzündeki buruşuklukları durduran, durdurabilen var mıdır?

O meşhur sona doğru koşturmayı sonlandıran, yani sürekli olarak Sayın büyüklerimizin hatırlattığı üzere 2,5 metre küplük alana girmeyi engelleyebilen.

Geçen hafta Muş’a giden bir otobüs kaza yapmış, 21 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 23 kişi de yaralanmıştı. Kazadan yaralı olarak kurtulan bir anne, hasta yatağında, yerinden kalkacak, kalkabilecek halden yoksun bir tarzda, birden takla atmaya başladığımızı gördüm. Çocuğum daha bir buçuk yaşında, kucağımda idi. sonra kendimi karlar altında buldum. Ellerimle kazıdım karları, bir delik buldum çıktım. Çocuğum şimdi kucağımda değil, ne olduğunu bilmiyorum diyordu.

O bilmiyordu ama biz biliyorduk, o yavru rahmeti rahmana kavuşmuştu. İçim cız etti. Gözyaşlarımı tutamadım. Şeyma NUR’UM aklıma geldi, babam geldi, anam geldi, ağabeyim geldi, amcalarım geldi, ağladım, ağladım. Hepsinin çürümüş bedenleri aklıma geldi,

HASRETİM GELDİ AKLIMA,

AKLIM BAŞIMDA MI DİYE AĞLADIM,

Yaşlar süzüldü, şu anda olduğu gibi.

Babamı çocuk iken, çocuğumu baba iken kaybettim.

Çocuk iken babaya, baba iken çocuğa ağlamak, ne aczdir Allah’ım, ne fakrdır Ya Rabbim dedim.

Ya Rahman diyerek derman aradım.

Aman Allahım sen olmazsan, senin ilahi rahmetin, merhametin olmaz ise, ben onlara bir daha nasıl kavuşurum. Geçmişin sonsuz ızdırabı, olan bitenlere karşı bugünün elimden bir şey gelmeyen yetersizliği, geleceğin sonsuz üzüntüsünün altından nasıl kalkarım.

Bu duygu ve düşünceleri ben yaratmadım.

Yaratma gücüm olsaydı, kederlere zincir vururdum.

Hep nur gibi huzur yağsın isterdim başıma.

Öfke öfke kabaran sevgi fukaralığına çare ararken,

Hemşehrim Sezai Karakoç geldi aklıma.

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında

Köle gibi satıldım pazarlar pazarında

Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında

Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında

Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında

Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda

Verilmemiş hesapların korkusuyla

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır

Yoktan da vardan da öte bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili