FÜZE KALKANINDA YENİ GELİŞME
Biliyorsunuz Füze Kalkanı projesine karşı çıkmış ve açıkça Rusya Federasyonu ile İran’ın düşmanlığını çekecek böyle bir projede olmamızın yanlışlığı üzerinde durmuştum.
Füze Kalkanı, ABD destekli, AB liği uyumlu ve NATO güdümünde öne çıkmış bir proje.
Bu proje ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerin füze savunma sistemine ait donanıma ev sahipliği yapması isteniyor.
Konunun bundan önce basına yansıyan kısmında Türkiye’nin özellikle İran üzerinden gelecek füzelere "kalkan" görevini yapmasının istendiği öne çıktı.
Türk Devleti ve Hükümeti ile kamuoyu "İran’ı" yegâne hasım gösteren bu anlayışa karşı çıktığını her platformda ifade etti, etmeye devam ediyor.
Gerçekten Türkiye ile İran’ın biri birleri ile olan ilişkilerine bakıldığında, tarihlerinin en mükemmel siyasi diyalogunu yaşadıklarını görüyoruz.
Ne Türk halkı, ne Türk Hükümeti ve ne de Türk Devleti İran’dan Türkiye’ye yönelik bir saldırının olacağını zerre kadar düşünmüyorlar.
Aslında bu unsurlar, İran’ın bir saldırıya maruz kalmaması halinde hiçbir ülkeye savaş ilan etme "itiyadında/alışkanlığında" olmadığını çok iyi biliyorlar.
İran’ın son 4-5 Yüzyıllık tarihine bakıldığında, hiçbir ülke ile durduk yere savaş yapmadığı, kimseye haksız bir şekilde saldırmadığı görülecektir.
1980 ila 1990 yıllarını kapsayan 9 yıllık İran-Irak savaşını, Hürmüz körfezindeki adacıklarda, Saddam Hüseyin’in hak iddia etmesi ile başladığını hepimiz biliyoruz.
Bildiğimiz bir şey daha var, aslında bu savaşı ABD, Saddam ve avanesini kandırarak başlatmıştı.
ABD nin bu savaşı başlatmasının yegâne gayesi, İRAN REJİMİNİN DEVRİLMESİNİ sağlamaktı.
ABD Ortadoğu’nun en büyük ülkesini kaybetmiş olmasının yanında Uzakdoğu’ya açılan kapısının da bu vesile ile kapanmasını hiçbir zaman hazmedemedi.
İran İslam rejiminin devrilmesini temin eder ise, bir taşla birçok kuşu vurmuş olacaktı.
İki Müslüman ülkeyi savaştırıyor, bu birinci ve bulunmaz bir kâr, İran rejiminin yıkılmasını temin ediyor ve ardından Irak’ı yeniden kazanmış oluyordu/başarsa idi/
Basra körfezinde yoğunlaşan savaşta İran birkaç kez Irak ordularını yere sermek üzere iken, ABD pilotlarının kullandığı savaş uçakları İran orduları üzerine saldırıya geçti. ABD’nin onca desteğine rağmen, Irak orduları bu işin üstesinden gelemeyeceklerini anlayınca, savaşı sona erdirdiler ve körfezdeki adacıklar üzerinde hak iddiasından vazgeçtiler.
İran’lılar bu savaş sebebi ile düşmanlarının kim olduğunu ve neye düşman olduklarını çok iyi anladılar. (Barış esnasında Irak’lı esirleri bırakırken "SİZİN BİR KUSURUNUZ YOK, SİZLER BİZİM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZSİNİZ, BU İŞTEN SADDAM VE HAMİSİ ABD UTANSIN" dediler.)
Rejim yıkılacağına, güçlendi, İranlılar biri birlerine daha sıkı bir şekilde kenetlendiler.
ABD nin yaptığı hata kendisine çok pahalıya mal oldu.
ABD 1 Mart Tezkeresi ile aynı oyunu TÜRKİYE’YE oynamaya kalkıştı.
Irak’ın İran’a yaptığını, Türkiye’nin Irak’a yapmasını istedi.
Ak Partiden ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan bu şekilde kurtulmayı denedi.
Çok şükür başaramadı.
Bütün bunlara bakıldığında, şimdi İran’ın bütünü ile yalnızlaştırılmasına müncer olacak ve Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirecek bir adımı, Türkiye’yi kullanarak atmak istiyor.
Türk devlet yetkilileri bu oyunu çok iyi gördüler ve "füze savunma sistemine ait donanıma ev sahipliği yapmak için, bu sistemin tüm TÜRKİYE SINIRLARINI KAPSAMASI ve CEPHE ÜLKESİ OLMAYACAĞININ GARANTİ EDİLMESİ KOŞULU ile evet denileceğini" açıkladılar.
Ayrıca Türkiye’nin talebi üzerine anlaşmaya herhangi bir ülke ismi konulmadı, onun yerine "nükleer silahların yayılmasına öncülük yapan, istikrarsız, düşmanca tutum içerisinde, konvansiyonel silah birikimi yapan, kendini yönteme kabiliyeti olmayan aktörler" tanımları kullanıldı.
Hatırlarsanız bu konu ile ilgili olarak yazdığım yazıda, "Türkiye, İsrail gibi istikrarsız, kimin eli kimin cebinde, ne yaptıkları, ne yapacakları belli olmayan ülkelerden bir tehdit algısı içerisinde ise, bunu da enine boyuna görüşerek, varılacak bir mutabakat çerçevesinde karar vermesi gerekir" demiştim.
Türkiye tüm sınırlarının füze kalkanı projesine dâhil edilmesini ve ülke isminin zikredilmemesini istemekle iki şey yapmış oldu. Birincisi İran’ı düşman ülke olarak görmediğini ortaya koydu, ikincisi doğudan, kuzeyden, güneyden ve tabii ki BATIDAN gelecek saldırılara karşı topraklarını korumaya almış oldu.
İçimiz rahatladı.