İNADINA BARIŞ, İNADINA DEMOKRASİ
30 yıllık savaşın sonunda gelinen noktada, PKK nın ve belki de onun siyasi uzantısı olarak kabul edilen unsurların istediği şey “yerel özerklik” tir.
PKK ve bu paralelde siyaset yapan diğer tüm siyasi hareketler önce, Türkiye topraklarından ayrılacak önemli bir parça ile bir Devlet kurmayı hedeflediler. Aslında bu hedeften vazgeçmiş de değiller.
Ama konjonktürel olarak bu talebin şimdilik gerçekleşmesinin mümkün olmadığını görünce, Devlet kurma hedefinden vazgeçtiler, “Yerel Özerklik” olarak adlandırdıkları, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden İç İşlerinde ayrılmış,
Parlamentosu olan, Kanun yapan,
Yerel sorunlarda sonuna kadar bağımsız karar alma yetkisi bulunan,
Bayrak Asan,
İleride orduya dönüşecek Polis gücüne sahip bir “Federasyona”(bunun adını şimdilik yerel özerklik koymuşlar) razı olduklarını ve bundan asla vazgeçmeyeceklerini ifade etmeye başladılar.
Suriye’de esen Arap Baharının ülkeyi parçalanma noktasına doğru getirdiği ve iç savaşın büyük kardeş katliamına dönüşmesi üzerine harekete geçen bölgedeki Kürt örgütleri ve özellikle PKK nın kardeş kuruluşu olarak kabul edilen PYD nin,
Kimi illeri kontrol altına aldığı,
Bu şehirlerde yönetimi ele geçirdiği,
Halkın korunması için askeri görevlendirmelerde bulunduğu haberlerinin pik yaptığı sırada,
BDP li önemli bir siyasetçi, Türkiye Kürdistan’ının Başşehrinin Diyarbakır, Irak Kürdistan’ının Başşehrinin Erbil(Hevler), Suriye Kürdistan’ının başşehri Kamışlı, İran Kürdistan’ının Başşehri Mahabad’dır, bu olacaktır diye açıklamada bulundu.
Irak Kürdistan’ını biraz biliyorum. Orada Kürtler kendi bölgelerinde bir anlamda Irak’ın bütününden izole edilmiş vaziyette yaşıyorlar. Araplarla fazla alışverişleri olmamış, karışmamışlar. Ama buna rağmen içlerinde Araplar, Asuriler, Keldaniler, Türkmenler yaşıyor.
Irak savaşı sonrasında Kürtler kendilerini daha bir korumaya aldılar, kendi özerk bölgelerini ilan ettiler, kurulması muhtemel bir Devletin alt yapısını oluşturacak tedbirleri aldılar, seçimlere gidip Özerk bölgelerinin Başkanını seçtiler.
Şimdi serbest ticaret anlaşmaları yapıyor, sahibi oldukları Petrol yataklarını işletmeye açıyor, Petrolden elde ettikleri büyük gelirlerle, başta Erbil olmak üzere bölgenin diğer şehirlerinde büyük yatırımlara gidiyorlar.
Bütün bunlara rağmen Erbil’i ziyaretimizde bir Kürt Mihmandar Kardeşimize , ne oluyor, devlet kuruluyor mu, Irak’tan ayrılacak mısınız, yoksa bir Federasyon biçiminde mi işi götüreceksiniz diye sorduğumda, mihmandar aynen “sen bakma o işlere, burada gevşek bir federasyon bile zor, yarın bir gün sular durulsun, Kuzeyin güneye, güneyin kuzeye nasıl da muhtaç olduğu anlaşılacak ve bu coğrafyada değişen hiçbir şeyin olmadığı görülecektir” demişti.
Suriye ve İran’daki Kürt bölgelerinin durumunu doğrusu fazla bilmiyorum.
Ama sıra Türkiye’ye gelince bölgemin çocuğuyum ve hiçbir bilgi benim için “ırak” değil.
Daha önce de birkaç defa belirtmiştim, Türkiye Kürdistan’ı olarak adlandırılan bölgenin şehirlerinin büyük kısmında demografik yapı bütünü ile Kürt unsurlardan oluşmuyor.
Elazığ’da, Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, Sivas, Malatya’da, Erzincan, Erzurum, Iğdır, Kars, Ardahan, Mardin, Siirt’te Kürt nüfus ne kadar, Türk ve Arap Nüfus ne kadar, bunun hesabı yapılmış mıdır, doğrusu çok merak ediyorum.
Türkiye Kürdistanı Özerk Bölgesinin oluşabilmesi için, demografik yapının buna müsait olması, Kürt nüfusunun öyle bütün halinde değil, her şehirde ayrı ayrı Türklerden ve Araplardan fazla olması lazım.
Bu da yetmez, ayrıca Özerk bir Kürdistan’ın kurulmasını isteyen ve o sisteme entegre bir biçimde yaşama arzusunda olan insanların çoğunluğu teşkil etmesi gerekiyor.
Bu konularda bir Plebisit yapmanın zor olduğunu biliyorum. Kolay kolay kimse buna yanaşmaz. Ne Kürtler buna cesaret edebilir ve ne de Türkiye Devleti böyle bir şeye yanaşır.
Peki bu alanda her üç dört yılda bir yapılan genel seçimler niye bir gösterge olarak kabul edilmiyor ve herkes gardını ona göre almıyor.
Bunu biz değil, Devlete yetkilileri söylüyor, Demokratik açılım süreci devam ediyor, alınması gereken daha başka tedbirler var, onları da belirli bir “metot”la hayata geçirmeye çalışıyoruz.
Ama her gecikmenin neye mal olduğu Suriye örneğinde çok güzel görüldü, görülüyor.
Hiç kuşkusuz dünya üzerinde yaşayan Kürtlerin en rahat oldukları ülke Türkiye’dir.
Memleketin her tarafına dağılmada hiçbir sorun yaşamadıkları, en küçük bir sıkıntıya maruz kalmadan ticaret yaptıkları ve en büyük Kürt nüfusunun yaşadığı şehrin İstanbul olduğu bilinen bir gerçektir.
Bu konumları itibariyle Kürtlerin kahir ekseriyetinin, ileride bir bölünmenin alt yapısını teşkil eden yerel özerklik şartından vazgeçmeseler bile, Türkiye’nin bu istemi bir tarafa bırakarak, kendi insanlarının her türlü demokratik haklarını vermede daha fazla gecikmemesi lazım.
Zaten kendilerini teröre endekslemiş örgütlerin demokrasi ve insan hakları ile bir ilgileri yoktur. Onlar dünya hayatını bir başka boyutta yaşamaya alışmışlardır ve bu yaşam biçiminden vazgeçmeleri nerede ise imkânsızdır.
Örgütü besleyen “manevi” kaynakların Demokratik hakların sağlanması ile söndürülmesi, onun yakalandığı kanser hastalığındaki metastazını ivedi bir hale getirecektir.
Ben şu kadar şehit verildi ama bu kadar da örgüt üyesi öldürüldü “seviyor, sevmiyor” falına bakmayı seven insanlardan değilim. Ama madem işin propaganda yanı da önemli, şehit cenazeleri herkesin canını yakıyor, niye diğerlerinin kayıplarını kimse görmüyor?
Ak Partinin durmak yok yola devam biçiminde formüle edilen her alandaki açılımını en fazla hakkeden çalışması, ülke insanının Demokratik haklarının verilmesi konusundaki ciddi mücadelesidir. Kendileri ile konuştuğum bölgem insanları, sükunet anlarında alınacak mesafenin, işlerin terör ile karıştığı zamanlara bırakılması, görüyor musunuz, onların bir şey vereceği yok, biz söke söke alıyoruz şeklinde yorumlanıyor ve bu hükümet asla böyle bir düşünceyi hakketmiyor diyorlar.
Gültekin Avcı gibi gazeteciler son olaylar üzerine ne verildi ise alınsın, şimdi tam savaş zamanı biçiminde görüşler serdetmeye başladılar. Bunun kadar yanlış bir tutum olamaz.
Oysa bizim yapmamız gereken şey, ülke bütünlüğünü koruyacak her türlü tedbiri almanın yanında, inadına demokrasi, inadına barıştır.