METİN EVSENDEN HESAP SORANLAR ALİ AĞAOĞLUNDAN DA SORSUNLAR

Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğünde yolsuzluk yapıldığı gerekçesi ile bölge müdürü dahil 7 kişinin göz altına alındığı, İstanbul ve Ankara illerinde de konu ile ilgili göz altıların gerçekleştiği biliniyor.

Gözaltına alınanlara isnat olunan suçlama dünyanın 8. Büyük harikası olarak kabul edilen Ulu Cami ve Hz.Süleyman Camisinin onarımında yaşandığı söylenen yolsuzluklar.

6 milyon/eski trilyon/ bir kayıp kaçak söz konusu imiş.

Basının verdiği bilgilere bakıldığında, buradaki işlemler uzun zamandan beri yazılıp çiziliyormuş, ilgililerin dikkati çekiliyormuş, ama şimdiye kadar sonuç alınamamış.

Vakıflar bölge müdürlüğünün en tabii çalışma alanı hiç kuşkusuz vakıf eserleri.

Vakıf nedir önce onu biraz açalım.

Kişi sağlığında bir taşınmazı hayır amaçlı olarak vakfeder, gelirinden fakir ve fukaranın yararlanmasını şart koşar. Vakıfların gerçek kuruluş amacı budur. Bu amacın zamanla mecrasından saptırılarak envai çeşit vakıfların kurulmasına şahit olduk. Aile vakıfları, şirket vakıfları gibi.

Fakat gerçek vakıf denildiğine akla gelen kişilerin sağlıklarında veya vasiyetnamelerinde özellikle gayrı menkul mallarını hayır hasenata vakfetmeleridir. Vakıfnamelerde çok kişinin bilmediği en önemli bölümlerden birisi, dua ve beddua kısımlarıdır.

“VAKİF”/vakfeden/ vakfettiği malların amacına uygun kullananlara büyük dualar eder, Cenabı Allahın her türlü nimet ve ihsanına nail olması temennisinde bulunur. Ama aykırı hareket edenlere de hiçbirimizin hayal edemeyeceği beddualarda bulunur. Mesela “vakfın amacı dışında kullanılmasına sebep olan, parasını pulunu iç edenin iki dünyada da yakası bir araya gelmesin, Allah’ından bulsun, çoluk çocuğu her türlü bela ve musibete düçar olsun” gibi. Daha fazlasını yazmayayım, yiyenler çok utanır, nasıl bir zehir yuttuklarını bundan böyle düşünüp dururlar. O zehrin çıkmasının bir tek yolu vardır, yenilenin içilenin tek kuruşu dışarıda kalmadan olduğu gibi iade edilmesi ve artık Allah’ın af ve mağfiretinin kendilerine de gelmesini beklemeleridir.

Vakıf eserleri yılların geçmesi ile pek tabii yıpranıyor, tamir ve ihya edilmeleri gerekiyor. Buralara sarfedilen paralar da, eğer o vakfın akarı var ise oradan karşılanıyor, yok ise, diğer vakıf mallarının gelirlerinden sarf ediliyor.

Diyarbakır’a iki müfettiş gelmiş, incelemelerde bulunmuş ve yazdıkları raporlarında 6 milyonluk açık tespit etmişler ve ilgilileri hakkında suç duyurusunda bulunmuşlar, şimdi o kişiler ifade veriyor, 4 ncü günün sonunda Savcıya ve ardından Mahkemeye çıkarılacaklar. Allah hakkın peşinde koşanların yardımcısı olsun.

Madem Vakıf dedik, Diyarbakır’dan çıkıp, Ankara’ya, İstanbul’a uzanalım.

Sayın Müfettişler buralarda da incelemelerde bulunsunlar.

Kendisini yaşam mimarı olarak tanıtan ve Ali Ağaoğlu bina yapmaz, YAŞATIR gibi oldukça iddialı bir reklam kampanyası başlatan kişi hakkında da incelemeler yapsınlar.

ALİ AĞAOĞLUNUN VAKIFLAR BANKASINA BORCU NE KADARDIR?

ESKİ BORÇLARINI ÖDEMEDEN KENDİSİNE YENİ KREDİLER AÇILMIŞ MIDIR?

KENDİSİNE KREDİ AÇAN MÜDÜRLERE/ ki onlar kendi başlarına asla iş yapamazlar/ YAPTIĞI BİNALARDAN DAİRE, DÜKKAN, ALLAH NE VERDİ İSE SATMIŞ MIDIR?

ALİ AĞAOĞLU VADESİ GELEN KREDİLERİNİ ÖDEMEKTE MİDİR, YOKSA YENİ ALINAN KREDİLERLE, ESKİLERİ KAPATILIP, ELDE KALANLARLA YOLA DEVAM MI EDİLMEKTEDİR?

BU YAPILAN İŞLEMLERLE ALİ AĞAOĞLUNUN VAKIFLAR BANKASI VE DİĞER KAMU BANKALARINA OLAN BORCU ERİMEKTE Mİ, YOKSA KATLANARAK BÜYÜMEKTE MİDİR?

BU BORÇLAR RİSK TEŞKİL EDİYOR MU ETMİYOR MU?

ALİ AĞAOĞLUNA VERİLEN KREDİLERİN TOPLAMI NE KADARDIR?

ONUN KREDİ BORÇLARININ VADESİ GELDİĞİ HALDE ÖDEMEDİĞİ PARALAR KAÇ YİNE SEVGİLİYE EV, İŞ, AŞ VE KAÇ YENİ ARABAYA SERMAYE OLMAKTADIR?

BU BEYFENDİYİ KİM NEDEN KORUMAKTADIR?

ALİ AĞAOĞLUNA AYNI ŞARTLARDA ÖZEL BANKALAR KREDİ NEDEN AÇMAMIŞTIR, BU KADAR KARLI İŞLER YAPTIĞI İDDİASI İLE YOLA ÇIKAN BU KİŞİYE EN ÇOK KREDİYE ÖZEL BANKALARIN VREMESİ GEREKMEZ Mİ?

VAKIFLAR BANKASININ VE DİĞER KAMU BANKALARININ ŞU ANDA GÖREV ZARARLARI NE KADARDIR?

Daha önce de bu konuya ilişkin kısa bir iki yazı yazdım ve ilgililerden cevap bekledim. Ne banka ve onun bağlı olduğu erkten ve ne de Ali Ağaoğlundan bir cevap gelmedi.

Bana yeni bir cevap vermelerini de beklemiyorum.

Vermezlerde.

Diyarbakır’a müfettiş göndermek, Metin Evsen’in yakasına yapışmaktan kolay ne var.

İş o ki, nereye varır ise varsın mütekebbirlerin yakasına yapışmak, Fakir fukaranın, yetimin, dulun, öksüzün, yolda kalmışın, hastanın parasının, kör kuruşunun hesabını sormaktır.

Yiyenlerin sorumluluğu bir ise, sormayanların sorumluluğu bindir, riskler biline bilene krediler açılmakta ise “VAKİF” lerin ilencinin hesabı yoktur.

***

Espiri:

Çevre ve şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar’a Okan Üniversitesinde konuşma yaptığı sırada bir kız  öğrenci ayakkabısını fırlatmış. Bakan bey de bunun üzerine “ayakkabısını fırlatan öğrenciye dedim ki, diğerini de ver , fakir fukara birisine verelim, bir işe yarasın. Ama vermedi. Biri onda kaldı, biri bende, iyi güzel ayakkabıymış” diye espiri yapmış.

Sayın Bakan şöyle de diyebilirdi. “Olmaz ki, böyle güzel ayakkabı rastgele fırlatılmaz ki, ayakkabının teki ile topal ördek gibi  ortalık yerde dolaşılmaz ki”.