Kurt Kuzuya Doymuyor!
Cumartesi günü sabah saatlerinde Venezula'da yapılan Amerikan müdahalesi gündeme bomba(!) gibi düştü. Gelen haberlere göre Amerikan ordusunda özel bir birim olan Delta Force tarafından yapılan basarılı bir operasyonla Maduro ve eşi bulundukları yerden alınarak Amerika'ya doğru yola çıkılmıştı. Dediğine göreTrump, operasyonu bir televizyon şovu izler gibi izlemişti! Operasyon sırasında Amerikan askeri kayıp vermemiş, sadece birkaç yaralıyla operasyon basarılı bir şekilde sonuçlandırılmış. Yine Trump, Maduro'nun uyuşturucu kartel liderliğinden dolayı yargılanacağını ilan etti! (Ülkenin petrol ve altın madenlerine el koymak için operasyon yaptık diyemezdi haliyle!) Amerikaya sokulan uyuşturucunun yaklaşık %85'inin Meksika, Peru, Kolombia, Haiti gibi ülkelerden gelmesine rağmen, okkanın altına Maduro'nun gitmesi insana ister istemez kurtla kuzunun hikayesini hatırlatıyor! Hikâyenin altyapısı ne zamandır hazırlanıyordu zaten. Yaklaşık 5 aydır Venezuela abluka altındaydı ve uyuşturucu kartel liderliğinden(!) dolayı Maduronun başına 50 milyon dolarlık ödül konmuştu!
Amerikan helikopterleri Ceracas semalarında adeta bir tatbikat havasında alçak uçuş yaparak Maduro'nun kaldığı yere iniyor ve bir direnişe maruz kalmadan, (daha gerçekçi olması için bir kaç noktayı da bombaladıktan sonra) istediklerini alıp dönüyor. Tiyatro bununla kalmayıp devam ediyor ve Venezuela Devlet yetkilileri Amerika'ya karşı direneceklerini ilan ediyor! Başka bir tiyatro gösterisi dünya devletlerinden de gelmekte gecikmiyor; Çin, Rusya, İran, Küba, Kolombia hemencecik darbeyi kınıyor. BM ise Amerikan darbesini kınayamıyor bile!
Bizdeki tartışma programlarına baktığımızda ise, kimileri artık dünyada güvenliğin kalmadığını, gücü eline geçirenin baskasının toprağına, petrolüne, altınına el bastığını dile getirerek şikayet ediyor. Sanki adaletsizlik Batı eksenli uluslararası sistem kurulduğundan beri değil de, şimdilerde vuku buluyormuş gibi! Sadece son 25 yılda Ortadoğu coğrafyasında Batının işgal, darbe, sürgün ve katliamlarından dolayı 10 milyondan fazla insan canından oldu, 100 milyonlarcası yerinden edildi, şehirler harabeye çevrildi! Batı hakimiyetinden sonra, güçlünün zayıfı ezmediği, canından ve malından etmediği bir gün bile yaşamış mıdır dünya?! Dünya çoktan beridir güvenli bir yer olmaktan çıkmış, İsrail'in Gazze'de 2,5 yıl kesintisiz yaptığı katliamla bu güvensizlik tescillenmiştir!
Batının sömürü çarkı, sömürmek istediği ülkelerde kendine yakın insanları göreve getirmesiyle dönmeye başlar. Bu piyonlar önlerine atılan kemik sayesinde efendilerine hizmet ederken, halklarından da giderek uzaklaşırlar. Kendileri ve yakın çevreleri semirirken halk fakirleşir ve şikayetler büyüyerek tabana yayılır. Sonuçta toplum kamplara ayrılır ve müdahale şartları olgunlaşır. Nitekim Amerikan darbesinden önce Venezuela kamuoyundaki tartışmalar bu yönde bir ayrışmaya işaret ediyordu. Maduro yanlıları Amerika'nın petrol ve altın rezevrlerine göz koyduğunu iddia ederken, muhalifler devlet görevlilerinin yolsuzluk içinde yüzdüklerini iddia ediyordu! Halk varlık içinde yokluk çekerken, yukarıdakiler keyfine bakıyordu! Hem muhalefetin hem de iktidarın iddiaları doğruydu ama 2 kesim de doğrunun sadece 1 ucundan tuttuğu için Trump, bu operasyonu tereyağından kıl çeker gibi kolayca yaptı ve istediğini aldı! Bu darbe, işgal, operasyon adı herneyse, akıllara 2003 yılında Amerika'nın Irak'ı işgali ve neticesinde Saddam'ın asılmasını getirdi. Bir diktatör olarak halk kendisinden nefret ediyordu. Güvendiği ordusu da ihanet edince Amerika neredeyse bir direnişle karşılaşmadan (özellikle Samarra'da Şii ve Sünnilerin ortak olarak Amerikan askerlerine karşı aylarca yaptığı direnişi saymazsak) bütün Irak'ı işgal edebilmişti. Hasılı ibret alınmadığı için tarih kendini tekrarlayıp duruyor!
Bu darbenin coğrafyamız açısından olumlu tarafına gelirsek, daha önce de söylediğimiz gibi Amerika'nın kendi kıtasına çekiliyor ve özellikle Ortadoğu ile bağlarını yavaş yavaş koparıyor olmasıdır. Bu da bölgede özellikle güçlü ordusu ve teknolojisi olan ülkeleri daha bir öne çıkaracak anlamına gelir. Türkiye bu anlamda çok avantajlı olacak ve geçmişte İran'ın yaptığı (milliyetçi ve mezhepçi) hatalara düşmezse hem kendi hem de coğrafyanın geleceği için önemli fırsatlar yakalayacaktır. Güçlünün zayıfı ezmediği, hakka ve adalete dayalı bir dünya için herkesin kapısının önünü temizlemesi şartını hatırlatarak yazımızı sonlandıralım.
Not: Aslında bugün şehrimizde uzun yıllardır görmediğimiz kar yağışını ve Belediye ile Valiliğin al(ama)dığı önlemleri yazacaktım ama daha önemli gelişmeler buna engel oldu maalesef. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama bu şehir sanki gerçekten sahipsiz kalmış, halkı da duyarsız. Bendense, bardağın dolu tarafına; ondanda, bardağın boş tarafına. Bu gidiş nereye?!