REFERANDUM-RESEPSİYON-İKİNCİ CUMHURİYET

Biraz gerilerde kaldı ama olsun bence konu güncelliğini koruyor. Ahmet Necdet Sezer’in, hanımının başı örtülü kişilere yönelik olarak uyguladığı ambargoyu, yani Cumhurda açtığı yarayı Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hemen telafi edemezdi. Olayı biraz zamana yaydı. Cumhuriyetin kuruluşunun kutlandığı resepsiyonlarda resmi davetlerini eşli ve eşsiz olabilecek tarzda düzenledi.

Eşsiz gelmesi söz konusu olanlar için gündüz resepsiyon veriyor, eşli gelmeleri düşünülen kişiler bakımından ise akşam ikinci bir resepsiyon düzenliyordu.

Hiç kuşkusuz Sayın Cumhurbaşkanı ortamın stabil hale gelmesini bekledi, acele etmedi. İki resepsiyon düzenlemek gibi bir garabetten kurtulmanın zamanını bekledi.

Kısmi Anayasa değişikliğinden Cumhurun galip gelmesi üzerine, taşların iyice yerine oturduğunu görülünce, Cumhuriyet Bayramını kutlama resepsiyonu teke indirildi.

Sayın Cumhurbaşkanının bu tavrı toplumun genelinde büyük bir rahatlamaya sebep oldu. Herkes bu defa Askerlerin davete iştirak edecekleri, yıllardan beri yaşanan ve askerlerin başörtüsüne karşı oldukları anlamına gelen "kaostan" kurtulmanın yolunun açıldığını düşündü.

Yeni Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner bu konuda son ana kadar renk vermedi.

Askerlerin ikinci bir kutlama merasimi düzenlemelerine rağmen, bir süre Sayın Cumhurbaşkanının davetine iştirak edecekleri, ardından kendi törenlerine kaldıkları yerden devam edecekleri yazıldı.

Ama yine olmadı.

Askerler, Cumhuriyetin kuruluşunun kutlandığı gecede komutanlarının bir nevi "emrine" icabet etmediler.

Ak Parti Genel Başkan yardımcısı Ömer Çelik bey bu hareketi, emre itaatsizlik olarak değerlendirdi.

Bendeniz de bu fikre yatkın duruyorum, ama Ömer Bey kadar kızmıyorum.

Gerçekten Askerlerin, Başkomutanlarının hele Cumhuriyet ile ilgili bir davetini emir olarak telakki etmekten başka yolları yoktur. Şimdi olaya bir başka açıdan bakalım.

Sayın Genelkurmay Başkanının verdiği resepsiyona icabet etmeyen herhangi bir komutan var mı?

Yoktur olamaz.

Genelkurmay Başkanının kuvvet komutanlarına ve daha alt seviyedeki diğer komutanlara, gönderdiği resepsiyon davetini hiçbirisi "canın ister ise buyur gel" anlamına alamaz. Daveti alan komutanlar koşarak icabet ederler.

Genelkurmay Başkanının davetine icabet etmeyen herhangi bir komutan, ya yatak yorgan ayağa kalkamayacak kadar hastadır veya isyan içerisindedir.

Hasta ise bunu belgelemek, isyan içerisinde ise, hesabını vermek zorundadır.

Teamüllere sıkı sıkıya bağlı, bırakın daveti her bir bakışın dahi ne anlama geldiğini çok iyi değerlendirmesi gereken Askerler böyle bir hatayı niye yaptılar.

Sebebi çok açık ve basit.

Askerler hala İslam ve onun değerleri ile barışık yaşamayı,kendilerine kabul ettirebilmiş değiller.

Eminim ki, onlar bu resepsiyona katılıp katılmamayı, kendi aralarında eni konu tartışmışlardır. Ve belki de aralarında bir oylama bile yapmışlardır. Galip fikir katılmama yönünde cereyan ettiği için toplumu çok rahatlatacak o basit adım atılmamış ve emre itaatsizlik sayılacak davranış ortaya konmuştur.

Ben çok aceleci insanlardan değilim. Belki Askerlerin de belirli bir zamana ihtiyaçları var, onu değerlendiriyorlar ve kendi astlarının konuya daha bir mülayemetle bakmalarını temin etmeye çalışıyorlar.

Bundan sonraki gelişmeleri zaman gösterecek. Diyelim ki, bundan sonra da Askerler bu tür davetlere icabet etmediler. Olabilir mi? olur, hiç dert değil.

İşte şimdi konuya niçin eskisi kadar kızmadığıma, asabımın bozulmadığını açıklamaya sıra geldi.

Anayasa değişikliği cümlesini yazsam yeter ama, biraz açıklamakta yarar var.

Eskiden sivillerin attığı her bir adıma, acaba Askerler ne der rezervi konuluyor ve "korku" dağları bekliyordu.

Çünkü Askerin bir kaş, bir göz işareti, attığı her bir adımın anlamı vardı ve bu bir tehdit unsuru idi.

Askerler ya muhtıra verirse, Askerler ya sert bir açıklama yaparlarsa, Askerler ihtilal yapmaya kalkışır ise ne yaparız?

Çok açık ve net söyleyelim ki, artık bu tur endişeler Türkiye’nin gündeminden çıkmıştır.

Henüz Anayasada değişiklik yapılmadan Ergenekon davasında, çizmeyi aşanların başına nelerin geldiği görüldü.

Anayasa değişikliğinden sonra, yani Askerlerin sivil siyasete müdahale anlamına gelecek her bir adımlarında, karşılarında şimdi binlerce Zekeriyya Öz’ü bulacakları ve yaptıklarının müebbet hapsi gerektirecek cezalandırma ile karşı karşıya kalacağını anladılar.

Hadi göz kaş işareti yapsınlar,muhtıra versinler, ihtilal yapmaya kalkışsınlar görelim. Ben bu kurum insanlarını bu cümlelerim ile tahrik etmiyorum. Tam aksine taşların nasıl da yerine oturduğunu ve büyük çoğunluğuna saygı duyduğum insanların nasıl da "ihtilal yapma" veya "girişiminde bulunma" yükünden kurtulduklarını izah etmeye çalışıyorum.

Bu Anayasa değişikliği "İKİNCİ CUMHURİYETİN" en temel adımları oldu.

O açıdan Sayın Cumhurbaşkanının resepsiyonuna Askerlerin katılmamalarını hiç mi hiç umursamıyorum ve kızmıyorum.

Tapu Kadastro Genel Müdürünün bu resepsiyona katılmaması Sayın Cumhurbaşkanında ve Cumhurun tamamında  nasıl bir algı meydana getirmiş ise, Askerlerin katılmamalarının oluşturduğu algı da aynıdır.

Çünkü bundan sonra iç siyaset ile ilgili gelişmelere silahlar değil, siz aziz milletin oyları karar verecektir.

Gücünüzün nelere kadir olduğunu gördünüz mü?