ŞAMIN ŞEKERİ ARAP SAÇINA DÖNÜŞMEDEN

Şimdi artık geçmişi konuşmak zamanı değil. Olan oldu.

Suriye’de en kötü senaryolardan birisi gerçekleşiyor. Günde neresinden baksanız 150-200 kişi hayatını kaybediyor.

Hama, Humus, Halep, Deyruzzur gibi şehirler yerle bir edilmiş vaziyette.

Şam’ın kenar mahalleleri aynı yıkımı yaşıyor.

Suriye’den komşu ülkelere mülteci akını devam ediyor.

Türkiye’ye sığınan mültecilerin sayısının kritik eşik olan yüz bini geçtiği ifade ediliyor.

Daha zengin olanlar, bir yolunu bularak Türkiye üzerinden batıya gidiyorlar.

Ülke tam anlamı ile bir cendere içerisinde bulunuyor.

Geçen gün ekmek kuyruğundan yüzlerce insan vardı.

Evet artık Suriye’liler yiyecek olarak ekmekten başka bir şeyi düşünmez oldular.

Temel gıda maddeleri et, süt, yoğurt, peynir hemen hemen yok satıyor.

Diğer taraftan acımasız bir biçimde taraflar biri birlerini yok ediyorlar.

Gazetelere yansıyan o görüntüler “ Hel Nehnu Muslimuvn-Biz müslümanmıyız” dedirtti.

Bundan birkaç gün önce yazdığım yazıda belirttiğim üzere, aslında bu savaş kimin kiminle savaşı, tam belli değil.

Savaşan guruplar Esed’e ve ailesine muhalif olanlar. Esed ve ailesine muhalefet savaşın ana ekseni olmuş. Bunlar içerisinde Müslüman kardeşler, El kaide örgütüne mensup olanlar, Durziler, Kürtler, Türkler, Araplar, hatta Esed’in mezhebinden olan Nusayriler var. Esed ordusunda da aynı guruptan insanlar.

Bir ara Suriye Günlerinde Nusayri Bilginiz olsun başlıklı 4 makale yazmıştım. Okuyanlarınız hatırlayacaktır. Bunlar ne bizdeki Alevilere, ne Caferilere ve ne de İran’daki Şia’ya benzemeyen bir garip mezhebin mensupları.

Nasıl oldu da Suriye’ye hakim oldular, mezhebi taassuplarını, oluşturdukları idarenin bütününe hakim kıldılar, doğrusu bilmiyoruz.

Aslında biliyoruz.

Bizden kopan Suriye’de bir dönem kaotik düzensizlik hakim oluyor. Ardından baba Esed, ihtilal yaparak idareyi ele geçiriyor ve böylece Nusayri mezhebini hareketlerinin esası haline getirenlerin oluşturduğu idare, Suriye’ye hakim oluyor.

Düşünün bir kere Sünni İslam anlayışını benimseyen Türkiye gibi bir ülkede ihtilal veya benzeri yollarla rejim ele geçirilince, neler oldu, milletimizin iman ve inanç hançeresi nasıl da darman duman oldu, gördük, yaşadık.

Suriye’de de ihtilal yolu ile Nusayri mezhebi mensupları iktidara geldikten sonra, bir de Laisizmi yönetimlerinin özü haline getirdiler.

Böylece Şam’ın Şekeri Arap Saçına bulandı, tadından doyulmaz hale geldi!.

Kaos giderek büyüyor, çatışan taraflar nasıl olsa yarın bir araya gelip birlikte yaşamak zorunda değillermiş gibi, biri birlerini acımasızca katlediyorlar.

Biz Esed rejiminin acımasızlığını bu savaş günlerinde bir daha gördük. Ama karşı taraf olarak nitelendirilen muhaliflerin Suriye’de hakkı hakim kılacaklarını, adaleti getireceklerini, Esed’in zulmüne benzer hareketler içerisinde olmayacaklarını varsayıyor/duk/uz.

Fakat muhaliflerin Esed ordusundan ele geçirdikleri askerleri damdan aşağı atarken veya elleri arkadan bağlanmış, diz çökmüş, duvara yaslandırılmış vaziyette, başlarına kurşun yağdırılır iken ekranlara yansıyan görüntüler, bize Hel Nehnu Muslimuvn cümlesini bir kere daha dedirtti.

Esed’in yaptıklarının benzerini yapanlar, ele geçirdikleri Esed askerlerini kurşuna dizinler, paldır küldür damdan atanlar, hangi kanuna göre hareket ediyorlar, hangi adaleti sağlayacaklar?

Oysa muhaliflerin Esed’e benzememek için azami gayret göstermesi gerekmez miydi?

Lideriniz Esed ve siz şimdiye kadar büyük yanlış içerisinde idiniz, bize zulmettiniz, ama artık o günler geride kaldı, siz bizim kardeşimizsiniz demeleri, böylece zararın neresinden dönülürse kardır düşüncesini hakim kılmaları beklenmez miydi?

“Burası böyle bir coğrafya” mı olmalı idi?

İşin bir de bizi ilgilendiren yönü var.

Suriye’ deki  savaşın sürgit böyle devam etmesi imkansız. Bir yerlerde duracak, ama nerede?

Bir şekilde muhalefet Esed rejimi ile savaşını sürdürecektir.

Yani akan kanın kısa sürede durmasını ben de beklemiyorum.

Bu saatten sonra Suriye’lilerin Türkiye ile olan meselelerini oturup konuşmak yolu ile halletmeleri mümkün mü?

Güya Suriye sözcüleri “bizim Türkiye ile bir alıp veremediğimiz yok, sınırda meydana gelen hadiseleri ve diğer sorunlarımızı oturup konuşabiliriz” diyorlarmış.

Türkiye buna anında cevap verdi, sorunlar artık konuşulup çözülecek noktada değil denilmiş.

Evet durum vahim.

Bütün dünyada Türkiye, sanki Suriye ile savaşan bir ülke konumuna getirilmiş görülüyor. Bu savaşın tarafı gibi algılanmamızda bizim sorumluluğumuz ne kadar. Dünya neden bizi böyle görüyor, siyasetin derununda yaşanan hadiseleri bilmediğimizden izah etmemiz imkansız.

Fakat Hükümet Suriye ile doğrudan bir çatışma içerisine girmemek için itiyadı elden bırakmıyor. Kışkırtmalara çok fazla kulak asmıyor. Doğru olanı yapıyor.  Ben hele ABD den ve müttefiki olan batı dünyasından, Suriye tarafına doğru yaptığımız atışlar, Suriye Yolcu Uçağının indirilmesi gibi konularda, batılıların iyi yaptınız, hoş ettiniz laflarını asla sadra şifa beyanlar olarak görmüyorum. Bunlar gaz lafları.

Zaten Sayın Başbakan manzarayı görmüş, BM lere ve Güvenlik Konseyine verdi veriştirdi. Ne birleşmiş milletleri, ne hali demeye getiren açıklamalar yaptı.

Türkiye’yi Suriye ile çatışma noktasına getirdiler, şimdi de oraya gönderecekleri 3000 kişilik ordu içerisinde Türkiye’den asker almama kararı vermişler.

Niye?

Türkiye çatışan tarafmış.

Aslına bakarsanız bizi çatışma noktasına getirdiler, ama, çok şükür biz çatışmadık. Akçakale’de beş insanımızı öldüren bombaya karşılık verdik o kadar.

Manzaraya bakar mısınız, bizi zorla çatışma içerisine sokmaya çalışan batının kendisi, Suriye’de işleri Arap saçına çevirenler onlar, şimdi Suriye’yi paylaşmaya geliyorlar, bize siz çatışan tarafsınız, askerinizi alamayız diyorlar.

Türkiye bu herzeyi bize yutturmalarına fırsat vermemelidir.

Türkiye,

Biz bu işten zarar gören, insanı öldürülen, ama ona rağmen çatışmaya girmeyen, Suriye’li yüz bin mülteciyi bir yılı aşkın süreden beri besleyen ülke konumundayız, Suriye’de atılacak her adım bizi ilgilendirir, hele Suriye’ye gönderilecek askerler içerisinde bizim olmamamız asla kabul edilemez demelidir. Bunu şimdiden yüksek perdeden seslendirmelidir.

Ve Türkiye,

Bizim amacımız Suriye’de hukukun hakim kılınması, kırılıp dökülen insan haklarının iadesi ve halkı özgürlüğünü elde etmiş, birleşik bir Suriye’nin yeniden inşa edilmesidir. İşin başından beri her türlü mihneti çeken Türkiye’nin masadan uzak tutulması, burada bir başka operasyona geçit hazırlamak içindir. Bunca zarardan sonra kimse bizim yerimizde oturup, süt dökmüş kedi muamelesi görmemizi beklememelidir demeli, Türkiye’nin içerisinde olmayacağı Askeri birlik gönderme operasyonuna karşı koyacağını açıklamaladır.